Antalya’nın Serik ilçesinde yaşanan 5.2 büyüklüğündeki deprem, Akdeniz’de uzun süredir takip edilen tektonik hareketliliği yeniden gündeme taşıdı. AFAD’ın 4.9, Kandilli’nin ise 5.2 olarak duyurduğu sarsıntı vatandaşlarda tedirginlik yaratırken, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy yaptığı detaylı açıklamayla depremin yüzeyde hissedilenden daha derin bir mekanizmanın sonucu olduğunu söyledi. Üşümezsoy’a göre yaşanan olay, Akdeniz ile Anadolu plakalarının kritik temas hattında gerçekleşen büyük bir jeolojik sürecin yansıması.
Depremin ardından artan merak, uzmanların bölgeye ilişkin değerlendirmelerine olan ilgiyi artırırken Üşümezsoy’un yorumları özellikle “yitim zonu” vurgusu nedeniyle dikkat çekti.
“Bu basit bir kırılma değil” diyen Üşümezsoy, iki dev kütlenin çarpışma hattını işaret etti
Üşümezsoy, kişisel YouTube kanalında yaptığı değerlendirmede Antalya Körfezi’nin altında gerçekleşen hareketliliğin yüzeydeki fay yapılarıyla sınırlı olmadığını anlattı. Sarsıntının, birbirine yaklaşan iki büyük kabuk parçasının karşılaşma bölgesinde meydana geldiğini söyleyen Üşümezsoy, “Bu deprem, hissedilenin ötesinde derin bir tektonik sürecin işaretidir” ifadelerini kullandı.
Uzmanın dikkat çektiği en önemli nokta, enerji boşalmasının 100 kilometre derinliğe kadar izlenebilen bir yapıyla bağlantılı olması. Bu yapı, Akdeniz kabuğunun Anadolu kabuğunun altına doğru daldığı ve iki plakayı karşı karşıya getiren “yitim zonu”nun bir parçası.
“Anadolu kabuğunun altına daldı”: Akdeniz–Anadolu hesaplaşması derinlerde yaşanıyor
Üşümezsoy, depremi “Akdeniz kabuğunun Anadolu kabuğunun altına doğru daldığı bir çarpışma alanı” olarak tanımladı. Bu tanım, Afrika kökenli Akdeniz kabuğunun kuzeye doğru ilerleyerek Anadolu levhası altına girmeye çalıştığı süreci anlatıyor. Bilim dünyasında “dalma-batma” olarak bilinen bu mekanizma, dünyanın en aktif sismik kuşaklarının temel yapısını oluşturuyor.
Uzman, bölgedeki ters fayların yüzeyde basit bir kırılma gibi görünse de derinlerde çok daha kapsamlı bir sıkışma rejiminin yaşandığının altını çizdi. Antalya’daki bu sarsıntının izole bir hareket olmadığını belirten Üşümezsoy, “Bu deprem, Akdeniz'deki daha geniş tektonik sistemin bir parçası. Yalnızca yüzeyde gördüğümüzle sınırlı değil” açıklamasını yaptı.
Girit–Rodos hattı ile bağlantı: Akdeniz’in güneyinden gelen derin sistem devrede
Üşümezsoy’un değerlendirmesinde öne çıkan bir diğer unsur, Kıbrıs’ın güneyinden batıya uzanan ve geçen ay kırıldığı belirtilen tektonik hattın Antalya ile bağlantısı oldu. Bu hattın Girit ve Rodos çevresindeki dalma-batma zonuyla tek bir sistem oluşturduğunu vurgulayan uzman, Serik depremiyle birlikte bu kuşağın yeniden enerji biriktiren bir faza girmiş olabileceğini söyledi.
Bu değerlendirme, Akdeniz genelindeki depremselliğin birbirinden bağımsız olaylar değil, aynı büyük jeolojik mekanizmanın yüzeydeki sonuçları olduğunu gösteriyor.
“Derin bir hesaplaşmanın sonucu”: Üşümezsoy bölgenin risk haritasına işaret etti
Üşümezsoy, Antalya Körfezi ve çevresinin uzun süredir Akdeniz ile Anadolu plakalarının derin etkileşim alanında bulunduğunu belirterek, sismik hareketliliğin önümüzdeki dönemde de devam edebileceğini söyledi. Bu süreç, hem bölgedeki ters fay sistemlerini hem de derine inen dalma-batma zonunu aynı anda tetikleyen karmaşık bir jeodinamik mekanizmaya dayanıyor.
Uzmanın ifadeleri, bölgede yaşanan depremlerin sadece yüzeydeki kırıklarla değil, kilometrelerce derine uzanan kabuk hareketleriyle ilişkili olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Antalya’nın son yıllarda artan depremselliği de bu tabloyu destekleyen bir durum olarak değerlendiriliyor.
Şener Üşümezsoy’un açıklaması, Akdeniz havzasındaki jeolojik dönüşümün devam ettiğini ve Serik depreminin bu geniş sistemin dikkat çeken bir yansıması olduğunu gösteriyor. Bu değerlendirmeler, hem bilimsel hem de kamuoyu açısından bölgenin sismik geleceğine yönelik soru işaretlerini canlı tutmaya devam ediyor.




