Oğuzlar’da Kızılırmak bir zamanlar yalnızca akan bir su değil, yaşamın ta kendisiydi. Dağların arasından kıvrıla kıvrıla süzülerek gelen serin sular, tarlalara can verir, bağ ve bahçelere bereket taşırdı. Sabahın ilk ışıklarıyla suyun yüzeyinde altın gibi parlayan güneş, insanın içine tarifsiz bir huzur bırakırdı.

Oguzlarbaraj (8)

O günlerde ne yol vardı ne telefon… Şehirden gelen gürültü hiç yoktu ama insanların sıcaklığı, gülüşleri ve yardımlaşmaları vardı. Komşu komşunun ekmeğini paylaşır, tarlada çalışan biri uzaktan gelen “gel hele” sesini duyduğunda elindekini bırakıp koşardı.

Oguzlarbaraj (6)

Kızılırmak kıyısında çocuklar neşe içinde suya taş atar, ayaklarını serin sulara sokar; yaşlılar gölgede oturup geçmişin hikâyelerini anlatırdı. Gün batımında ise nehir, kıpkızıl rengiyle adeta güneşi içinde uykuya yatırırdı.

Başkan Cebeci’den Recep Gür’e hayırlı olsun ziyareti
Başkan Cebeci’den Recep Gür’e hayırlı olsun ziyareti
İçeriği Görüntüle

Oguzlarbaraj (5)

Belki o zamanlar cepler boştu, imkânlar sınırlıydı ama gönüller zengindi. “Benim” değil, “bizim” anlayışı hakimdi. Mutluluk, büyük binalarda ya da pahalı eşyalarda değil; nehir kıyısında içilen soğuk bir bardak suda, akşamüstü yapılan sohbetlerde gizliydi.

Oguzlarbaraj (4)

Bugün geriye dönüp bakıldığında anlaşılıyor ki; barajdan önce Kızılırmak, yalnızca su taşımıyordu. O, Oğuzlar’ın kalbinden sevgiyi, dostluğu ve kardeşliği de akıtıyordu. Şimdi eski fotoğraflar, o günlerin özlemini fısıldıyor.

Muhabir: Hacı Odabaş