İşte Kenan Yaşar’ın “Haziran’ın son yaprağı: Kazım Sekili’ye veda” başlıklı o yazısı:
İyi bir dostu kaybettim.
Bunu söylerken kalbimde sonu gelmez bir boşluk, kalemimde derin bir sızı var.
Öylesine iyi ki, yıllar boyunca hayatımın en sıcak anılarına onun sesi karıştı.
Onun sessizce aramızdan ayrıldığı haberi yüreğimi kavurdu. Haberi veren elbette bizi tanıştıran kişi, adı gibi aydınlık dostumuz Aydın Hoca’ydı. 2004 yılında bana kazandırdığı dostu, acı bir tevafukla benden geri aldı. Sesindeki titrek hüzün içimde derin bir çukur açtı.
O andan sonra zaman, içimde ezelden kalma bir ağıt gibi ağır akmaya başladı.
Kazım’la dostluğumuz, mesleklerimizin, dernek raflarının, sendika kürsülerinin ötesine uzandı. Yalnız dost değil, aile olduk. Birlikte geçirdiğimiz her mevsim, takvimden kopardığımız ortak yapraklara dönüştü. Yazları Hacı Bayram İlhan’la, Hasan Algül’le birlikte yollara düşer; çocuklar gibi heyecanla bavulları doldurur, sonra Karadeniz’in serinliğine giderdik, gülüşlerimiz aynı dalgaya karışırdı.
Kazım sayesinde değerli eşi Hürrem Hanım’ı, gurur duyduğu oğulları Batuhan’ı ve Efe’yi tanıdım. Onların inceliği Kazım’ın kalbinden akıp gelen bir ırmak gibiydi.
Bir bakmışım, Kazım’ın dostları benim de dostlarım olmuş, sofralarımızdaki ekmeği paylaşır hâle gelmişiz. Eşlerimiz arkadaş, çocuklarımız kardeş oldu.
Sohbetlerimiz edebiyat üzerine, memleket üzerine devam eder, sıkı bir muhabbete döner; ayrılmadan birbirini özleyen insanlar hâline gelirdik.
Onun soyadını içeren bir şiirimdeki dize onu her gördüğümde içimde döner dururdu: “Sekili bahçelerin rüzgârı algül kokar…”
O da her seferinde bu dizeyi tebessümle selâmlar, “Kelimeler insanın kaderine yön çizer” derdi.
Hastalık kapısını çaldığında bile yüreğinin hâlâ ülke için çarptığına şahidim. İğneyle alınan nefesler arasında bile memleketin dertlerini soracak kadar fedakârdı.
Ve 30 Haziran sabahı… Telefon çaldı. Ekranda Aydın Hoca’nın adı. “Kazım’ı kaybettik…” dediği an, sanki zaman durdu. Haberi aldığım gece sonsuz bir geceye dönüştü.

Değerli dostum, haziranlara benzerdi. Görenin içini ısıtırdı gülüşü ile.
Bundan böyle Batuhan’ın ve Efe’nin gözlerinde, gülüşlerinde dostumu görmeye çalışmak düşüyor bize. Bir aslandan ancak bir aslan doğar ve onların onurlu duruşunu görmek Kazım’a çıkan yollar olacak.
Her bakışlarında babalarının iyiliğini, zarafetini ve vakur duruşunu taşıdıklarını fark ediyor, içimde yeniden umut filizleniyor.
Değerli dostum,
Gül kokulu bir rüzgâr eser belki yine; ben de başımı kaldırıp usulca fısıldarım: “Sekili bahçelerin rüzgârı algül kokar…”
Haziran sensiz eksik gelecek belki, ama yüreğimizde bu dostluğu yaşatacağız. Ruhun şâd olsun güzel dost; mekânın cennet olsun.
Sana kırık dizelerle sesleniyorum şimdi:
HAZİRAN VE SEN
sen haziranlara benzerdin
haziranla gittin
çiçek açtı göğsümde acı
ay sıcaklığını bırakmışken üstüme
yüreğimi susturmayı denedim
bir takvim yaprağı koptu
o yaprak sanki bendim
sen haziranlara benzerdin
geldin mi içimiz ısınırdı
şimdi her yer sıcak
ve ben
üşüyorum dostum
sen bahara da benzerdin
umudun çiçekleri açardı
gözlerinde
sevgi filizlenir merhamet hayat bulurdu
duruşunda
vefanın bir başka güzel yüzüyle tanışırdı
sesini duyan
ve beni seninle tanıştıran oldu
kaybını bildiren
iki uçlu bir kader gibi işledi şiirin gövdesine
senin sustuğun yerde
ucu seninle kesilmiş dizelerle konuşuyorum
ve harfleri dağınık şimdi
sen haziranlara benzerdin
haziranla gittin
sokaklar bildiğin gibi
gökyüzü açık
kuşlar uyanıyor bahçede
toprak uykusunu sürse de hâlâ
bir dostun “iyi misin?” deyişi eksik
içim karanlık
dilim kapalı bir dükkân gibi aralanmıyor artık
kırgınım hazirana biraz da kızgın
ağrılıyım da
ilk defa
bir dostun gülüşüyle gitmesinin
gerçek bir ayrılık olduğunu öğrendim
gülmenin tadı kalmadı bende
sana mahsus selamlar dizdim içime
birer birer
sana ulaşmayacağını bilerek
sen haziranlara benzerdin
haziranla gittin
ve şimdi bir şiirin göğsünde
seni düşündüm yine
takvim durdu içimde bir şey sustu
bir ay gibi bir dost gibi bir gülüş gibi eksik
sadece yokluğun kaldı elimde
sen haziranlara benzerdin
geldin mi içimiz ısınırdı
şimdi her yer sıcak
benim gönlüm bir yas kuşu
sustuğun yerde kaldım
bundan böyle haziranın son günü
senin adın



