Ferdi Tayfur’un mirasında büyük kriz: “Yeğenler aldı, çocuklar dışlandı”
Ferdi Tayfur’un mirasında büyük kriz: “Yeğenler aldı, çocuklar dışlandı”
İçeriği Görüntüle

Gazeteci Özlem Uçar’ın YouTube’daki “Derin Mevzular” programına konuk olan magazin duayeni Burhan Akdağ, yıllar sonra ilk kez özel hayatına dair kapıları aralayarak kızıyla ilişkisine ve yaşadığı zorluklara değindi. Programda duygusal anlar yaşanırken Akdağ, “babasızlık” duygusunun yarattığı boşluğu ve baba-kız bağının kopmasının kendisinde açtığı izleri açık sözlülükle anlattı.

Akdağ, yıllardır gündem belirleyen haberleri ve ekran tecrübesine karşın özel hayatında ağır bedeller ödediğini belirterek, kızına duyduğu özlemi dile getirdi. Mezuniyet törenine katılamadığını, yıllardır yüz yüze görüşemediklerini ve bu durumun hayatındaki en büyük sızılardan biri olduğunu söyledi.

“1994’ten bugüne arşivim duruyor”: Burhan Akdağ’ın eşi benzeri olmayan röportaj koleksiyonu

Akdağ, kariyerinin başından itibaren yaptığı tüm röportaj ve ham görüntüleri sakladığını vurgulayarak, ofisinin adeta bir “magazin arşivi”ne dönüştüğünü ifade etti. Yayınlarda sadece birkaç dakikası kullanılan röportajların 15–20 dakikalık tamamının da arşivlendiğini, bunun ileride “zaman tüneli” formatında değerlendirilebileceğini söyledi.

Bu benzersiz arşiv, 1990’lardan 2000’lere uzanan popüler kültürün hafızasını taşıyor; dönemin yıldızlarıyla yapılmış uzun soluklu söyleşiler, yeni kuşakların bilmediği ya da sadece isimlerini duyduğu sanatçıları yakından tanımaya imkân veriyor. Akdağ, bu arşivin yalnızca nostaljik değil, aynı zamanda belgesel değer taşıdığının da altını çizdi.

“Beni en çok Kenan Evren röportajı etkiledi”: Marmaris’te çekilen programın perde arkası

Yıllar içinde birçok ünlü isimle özel röportaj yapan Akdağ, en sarsıcı deneyimlerinden birinin Marmaris’te çekilen Kenan Evren röportajı olduğunu söyledi. Evren’in gençliğinde yaşadığı şartları, görev yerlerinde kaldığı ahırlar dâhil güç koşulları anlatması, Akdağ’ı derinden etkilemiş.

Akdağ, kamuoyunun bildiği figürlerin kamera karşısında geçmişlerine dönüp insani kırılma anlarını paylaşmasının, gazetecilik açısından hem tarihî hem de sosyolojik bir belge değeri taşıdığını vurguladı. Bu tür anlatıların, toplumsal hafızanın eksik halkalarını tamamladığını belirtti.

“Magazin dünyasında yükselmek bedel ister”: Sanatçıların görünmeyen mücadelesi

Akdağ, sahnenin parlak ışıklarının ardında ağır bedellerin olduğunu ve birçok sanatçının yoksunluklarla yoğrulmuş hayatlardan geldiğini söyledi. Varlıklı ailelerin çocuklarının nadiren sahneye yöneldiğini, sahnede kalıcı olanların çoğunlukla zorlu yollardan geçtiğini dile getirdi.

Günümüzün değişen medya dinamiklerine rağmen “bedel” temasının hâlâ geçerli olduğunu belirten Akdağ, ünlü olmanın her dönemde psikolojik, sosyal ve mesleki sınavlar içerdiğine dikkat çekti. Başarıya giden yolda ödenen bedellerin “çağa göre biçim değiştirdiğini” ancak özünün değişmediğini ifade etti.

Müge Anlı ile evlilik, ayrılık ve “Koynumdaki Yılan” kitabı: Çok konuşulan süreç

Müge Anlı ile yıllar süren ilişkisini ve evliliğini “büyük bir aşk” olarak tanımlayan Akdağ, yaşanan ayrılık sonrası kaleme aldığı “Koynumdaki Yılan” kitabının kişisel mücadelesini belgelediğini söyledi. Kitabın sınırlı baskısının kısa sürede tükendiğini, hukuki süreçlere rağmen metne dair taleplerin sürdüğünü belirtti.

Akdağ, eserin hakaret ya da ifşa amacı taşımadığını; bir babanın çocuğunu görebilmek için verdiği mücadelenin adım adım anlatıldığını vurguladı. Telefon kayıtları gibi belgelerin, yaşananların kronolojisini kurmak için kitaba alındığını; amacının “benzer durumda olan babalara yol göstermek” olduğunu söyledi.

Lidya ile kopan bağ: “Bir fotoğrafta tanıyamadım”

Akdağ, kızına dair özlemini anlatırken en zorlandığı anın, bir fotoğrafta kızını ilk bakışta tanıyamadığı an olduğunu söyledi. Fiziksel değişimler ve yılların mesafesi, baba-kız arasındaki yabancılaşmayı derinleştirmiş; bu durum Akdağ’ın sözlerine de hüzün olarak yansıdı.

Mezuniyet gibi hayatın dönüm noktalarına dâhil olamadığını ifade eden Akdağ, buna rağmen kızının mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyduğunu belirtti. “Çağırmasalar da yeter ki mutlu olsun” sözleri, kırgınlıkların yanında koşulsuz bir babalık duygusunu da yansıtıyor.

“Baba-kız bağı kopmamalı”: Programda duygu yüklü çağrı

Programın sonunda kamera karşısına dönerek kızına seslenen Akdağ, “Baban burada, dağ gibi” diyerek kapıyı her zaman açık tuttuğunu söyledi. Özlem Uçar’ın da duygulandığı anlarda, yayının bir buluşmaya vesile olabileceği umudu dillendirildi.

Akdağ, “dostuna dağ, düşmanına dağ” sözünü yineleyerek hayat duruşunu özetledi; dostları için sığınılacak, düşmanları için aşılamayacak bir dağ olmak istediğini ifade etti. Bu cümle, hem özel hayatında hem mesleğinde sürdürdüğü direnci simgeleyen bir motto olarak öne çıktı.

“Köpek bile özletiliyor”: 14 aydır göremediği Bella

Kişisel hayatındaki kopuşların yalnız insan ilişkileriyle sınırlı kalmadığını söyleyen Akdağ, 14 aydır görmediği köpeği Bella’dan da söz etti. Yolda karşılaştıklarında köpeğin kendisine gelmek istediğini, ancak tasmanın hızla çekilmesiyle bunun engellendiğini anlattı.

Bu detay, program boyunca anlatılan “özlem” temasını daha da görünür kıldı. Akdağ’ın cümlelerinde, sevdiklerinden uzak kalmanın yalnızca anıları değil, gündelik hayatın küçük mutluluklarını da gölgelediği anlaşılıyor.

Muhabir: İlhami Türksal