Amasya'nın merkezine yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta yer alan ve Anadolu tarihinin katmanlarını barındıran Oluz Höyük'te, mutfak kültürümüzün genetiğini değiştirecek muazzam bir keşfe imza atıldı. İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevket Dönmez başkanlığında 19 yıldır titizlikle sürdürülen kazıların 2025 yılı etabında, Pers dönemine ait tam 2 bin 600 yıllık bir tandır bulundu. 19 Aralık itibarıyla kamuoyuyla paylaşılan bu buluntu, geçmişin tozlu sayfalarından bugünün dumanı tüten sofralarına uzanan kesintisiz bir köprü kuruyor.

Bu keşfi sıradan bir arkeolojik buluntudan ayıran en sarsıcı özellik, binlerce yıl öncesinden gelen bu pişirme ünitesinin günümüz Anadolu köylerinde kullanılan tandırlarla neredeyse birebir aynı tasarıma sahip olmasıydı. Toprağın metrelerce altında sessizce bekleyen bu antik fırın, sadece bir nesneyi değil, aynı zamanda soframızdaki ekmeğin ve yemeğin hiç değişmeyen kadim yolculuğunu da bizlere fısıldıyor. Arkeologların titiz fırça darbeleriyle gün yüzüne çıkan her bir kil parçası, Anadolu insanının binlerce yıl önceki beslenme alışkanlıklarının aslında ne kadar tanıdık olduğunu kanıtlıyor.

Anadolu Insanının 26 Asırlık Sırrı Soframızdaki O Lezzet Perslerdenmiş

Pers sarayının mutfağından günümüze uzanan lezzet mirası

Tandırın bulunduğu alan, sıradan bir yerleşim yeri olmanın ötesinde Pers İmparatorluğu dönemine ait görkemli bir saray mutfağını temsil ediyor. Pişirilmiş killi topraktan imal edilen bu özel ünite, gövdesinin zeminin altına yerleştirilmesiyle ısıyı muhafaza eden profesyonel bir mühendislik harikası olarak değerlendiriliyor. Dönemin mimari zekasını yansıtan bu tasarım, ekmeğin en verimli şekilde pişirilmesini sağlayan ve bugünün modern fırınlarına taş çıkartan bir ısı yalıtım sistemine sahip olmasıyla dikkat çekiyor.

Kazı alanında sadece tandır değil, bu ünitenin ayrılmaz parçaları olan diğer araçlar da eş zamanlı olarak tespit edildi. Tandırın hemen karşısında hamur açmak veya buğday öğütmek amacıyla kullanılan devasa bir tezgah taşının varlığı, buranın döneminde oldukça aktif ve düzenli bir üretim merkezi olduğunu kanıtlıyor. Bu mutfak yerleşimi, Anadolu insanının binlerce yıldır süregelen ekmek yapma ve yemek hazırlama ritüellerinin aslında 26 asır önce de aynı disiplin ve estetikle uygulandığını açıkça gösteriyor.

Anadolu Insanının 26 Asırlık Sırrı Soframızdaki O Lezzet Perslerdenmiş 2

Prof. Dr. Şevket Dönmez: Anadolu'nun kadim pişirme gelenekleri değişmemiş

Kazı başkanı Prof. Dr. Şevket Dönmez, buluntunun bilim dünyasındaki önemini anlatırken bu tandırın günümüz tandırlarıyla olan şaşırtıcı benzerliğine dikkat çekiyor. Dönmez'e göre, aradaki tek farkın 2 bin 600 yıllık devasa bir zaman dilimi olması, Anadolu'daki kültürel sürekliliğin ne kadar sarsılmaz köklere sahip olduğunu belgeliyor. Bu süreklilik, sadece bir araç gereç benzerliği değil, aynı zamanda bir yaşam biçiminin, ortak damak tadının ve toplumsal hafızanın binlerce yıl boyunca nasıl korunduğunun yaşayan bir kanıtı olarak kabul ediliyor.

Kene uyarısı yaparken pantolonunda kene fark edildi
Kene uyarısı yaparken pantolonunda kene fark edildi
İçeriği Görüntüle

Dönmez, önceki yıllarda aynı bölgede yapılan keşiflerle bu yeni bulguyu birleştirerek çok daha geniş bir tarihsel perspektif sunuyor. İki yıl önce Pers dönemine ait saray mutfağında buldukları toprak tencerenin içinde kemik parçaları ve tahıl tanelerine rastladıklarını hatırlatan uzman, bu yemeğin muhtemelen bugün bile Anadolu sofralarının baş tacı olan keşkek olduğunu vurguluyor. Elde edilen son veriler, bugün düğünlerde ve özel günlerde imece usulü pişirilen keşkeğin 2 bin 600 yıl önce de bu antik tandırlarda ağır ağır demlendiğini ve saray ziyafetlerini süslediğini ortaya koyuyor.

Anadolu Insanının 26 Asırlık Sırrı Soframızdaki O Lezzet Perslerdenmiş 4

Binlerce yılın tanığı: Soframızdaki ekmeğin ortak hafızası

Oluz Höyük'te gün ışığına çıkarılan bu tandır, aslında tarih kitaplarındaki donuk ve soğuk bilgileri canlandıran, hepimizi ortak bir geçmişte buluşturan duygusal bir bağ kuruyor. Bugün Anadolu'nun herhangi bir köyünde ekmek kokusuyla dolan bir tandırın başında oturan bir vatandaş, 2 bin 600 yıl önceki atalarının da aynı ısıyı hissettiğini ve aynı rayihayı içine çektiğini bilmenin huzurunu yaşıyor. Bu durum, tarihin sadece savaşlardan ve krallardan ibaret olmadığını, asıl hikayenin mutfaktaki ocakta pişen yemekte saklı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Keşfin yarattığı bu geniş yankı, arkeolojinin sadece toprak altındaki taşları toplamak olmadığını, bir milletin ruhunu nasıl tazelediğini de gözler önüne seriyor. Amasya'nın verimli topraklarında bulunan bu antik mutfak ünitesi, yerel halktan tarih meraklılarına kadar herkes için geçmişe açılan sıcak ve samimi bir pencere niteliği taşıyor. Toprağın derinliklerinden çıkan her bir tahıl tanesi, Anadolu insanının sabrını, bereketli sofralarını ve bitmek bilmeyen yaşam enerjisini temsil etmeye devam edecek gibi görünüyor.

Anadolu Insanının 26 Asırlık Sırrı Soframızdaki O Lezzet Perslerdenmiş 3

Amasya'daki bu kazı çalışmaları, önümüzdeki günlerde toprağın altındaki diğer mutfak sırlarını da gün yüzüne çıkarmaya aday görünüyor.

Muhabir: İhlas Haber Ajansı