Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan 24 Temmuz 2026 tarihli Cuma hutbesi yayımlandı. “İslam Medeniyeti” başlığını taşıyan hutbede insanın yeryüzünü imar etme sorumluluğu, adalet, güzel ahlak, ilim, dürüstlük ve toplumsal dayanışma konuları ele alındı.
İnsana yeryüzünü imar etme sorumluluğu verildi
Hutbede, Hûd suresinin 61’inci ayetine yer verilerek insanın yeryüzünde bir emanetçi olarak yaratıldığı ve dünyayı imar etmekle sorumlu kılındığı belirtildi. Bu sorumluluğun yalnızca şehirler ve yapılar inşa etmekten ibaret olmadığı vurgulandı.
Medeniyetin, maddi eserlerle birlikte ahlak ve faziletin korunduğu bir hayat kurmak anlamına geldiği ifade edildi. İnsanların yaşadıkları çevreyi geliştirirken manevi değerleri de yaşatmaları gerektiğine dikkat çekildi.
İslam medeniyetinin temelinde adalet ve ahlak var
Kur’an-ı Kerim ve sünnetin rehberliğinde oluşan İslam medeniyetinin yaklaşık 15 asırlık bir tecrübeye dayandığı kaydedildi. Bu medeniyetin ilmi ibadetle, çalışmayı dürüstlükle, gücü adaletle ve zenginliği paylaşmayla buluşturduğu aktarıldı.
Tarih boyunca inşa edilen camiler, vakıflar ve kütüphanelerin yalnızca mimari eserler olmadığı belirtildi. Bu yapıların insanlara hizmet eden, toplumu ayakta tutan ve dayanışmayı güçlendiren medeniyet anlayışının simgeleri olduğu ifade edildi.
İyiliğin ihmal edildiği toplumların geleceği olamaz
Hutbede, Nahl suresinde yer alan “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder” ayeti hatırlatıldı. İslam medeniyetinin temel ölçülerinin adalet, iyilik, yardımlaşma ve kötülükten uzak durmak olduğu belirtildi.
Kalıcı bir medeniyetin yalnızca maddi güçle kurulamayacağına dikkat çekildi. İyiliğin unutulduğu, ahlakın ihmal edildiği ve adaletin zayıfladığı toplumların sağlam bir gelecek inşa etmesinin mümkün olmadığı vurgulandı.
Camiler kardeşliğin merkezi olarak gösterildi
Camilerin Müslümanların kardeşliğini pekiştiren, toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren mekânlar olduğu ifade edildi. Okulların bilgiyle birlikte erdemi öğretmesi, iş yerlerinin ise dürüstlük, helal kazanç ve emeğe saygının yaşatıldığı alanlar olması gerektiği bildirildi.
Her Müslümanın bulunduğu yerde iyiliği ve güzel ahlakı temsil etmesinin medeniyetin güçlenmesine katkı sağlayacağı belirtildi. Ecdattan devralınan kültürel ve manevi mirasın korunarak gelecek nesillere aktarılmasının ortak bir sorumluluk olduğu kaydedildi.
Gelecek iman, ilim ve hikmetle kurulmalı
Hutbede, Hz. Muhammed’in “Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol” anlamındaki hadisine yer verildi. Müslümanların Allah’a karşı kulluk görevlerini yerine getirirken insanlığa faydalı olmayı da hayatlarının temel amacı hâline getirmeleri istendi.
Geleceğin iman, ilim, hikmet ve güzel ahlak üzerine inşa edilmesi gerektiği ifade edildi. İslam medeniyetinden alınacak ilhamın yalnızca geçmişi anmak için değil, bugünü ve yarını daha güçlü biçimde kurmak için kullanılması gerektiği belirtildi.
Ayasofya’nın ibadete açıldığı gün hatırlatıldı
Hutbenin son bölümünde 24 Temmuz’un Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nin yeniden cemaatle buluştuğu tarih olduğu hatırlatıldı. Ayasofya’nın İstanbul’un fethinin nişanesi ve geçmişten devralınan önemli bir emanet olduğu ifade edildi.
Ayasofya’dan yükselen ezanların milletin adalet ve merhamet anlayışını temsil ettiği belirtildi. Camilerin gençleri, yaşlıları ve çocukları aynı kubbe altında bir araya getiren manevi merkezler olduğu vurgulandı.
Hutbe Tevbe suresinden ayetle tamamlandı
Cuma hutbesi, Tevbe suresinin 18’inci ayetinin mealiyle sona erdi. Ayette Allah’ın mescitlerini, Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnızca Allah’tan çekinen kişilerin imar edeceği bildirildi.
Hutbede camilerin toplumun geçmişiyle geleceği arasında köprü kuran manevi kaleler olduğu ifade edildi. Ezanların minarelerden ebediyen yankılanması temennisiyle birlik, kardeşlik ve medeniyet bilincinin korunması çağrısında bulunuldu.


