Türkiye’de gıda fiyatlarındaki hızlı artış ve üretim maliyetlerinin yarattığı baskı bu kez perakende sektörünün en üst isimlerinden birinden geldi. Migros İcra Kurulu Başkanı Ömer Özgür Tort, Antalya’da düzenlenen TÜRKONFED 26. İş Dünyası Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, üreticinin maliyet altında ezildiğini ve tarımı terk etmeye başladığını söyledi. Tort’un “Bu tempoda gidersek Türkiye’de satacak ürün bulamayabiliriz” sözleri, iş dünyasında yankı uyandırdı.
Perakende devlerinden gelen bu uyarı, uzun süredir çiftçilerin dile getirdiği tabloyu farklı bir pencereden gösterdi. Çünkü bu kez rafları doldurmakla yükümlü olan bir perakendeci, zincirin artık taşımakta zorlandığını açıkça ifade etti.
Üretici Kazanamıyor, Arz Zinciri Daralıyor
Tort’un konuşmasının merkezinde üretimden çekilen çiftçi vardı. Girdi maliyetleri, enerji giderleri, lojistik ve işçilik… Hepsi bir araya geldiğinde tarlada üretimin cazibesi ortadan kalkıyor. Tort, üreticinin artık kâr etmek bir yana, zarar ettiği için üretimi bıraktığını söyledi. Bu durum, Türkiye’nin gıda arzında kritik bir kırılma yaratma potansiyeli taşıyor.
Bu tespitin ağırlığı, uzun süredir tarım politikalarının tartışma konusu olduğu bir döneme denk geliyor. Tort’un uyarısı, tarımsal üretimdeki daralmanın raflara ne zaman yansıyacağı sorusunu daha görünür hale getirdi.
“Antalya’da 5 Lira, İstanbul’da 35 Lira”: Maliyet Uçurumunun Anatomisi
Migros CEO’su, maliyet enflasyonunun nasıl bir fiyat uçurumuna dönüştüğünü basit bir örnekle anlattı. Antalya’da 5 liraya alınan bir ürünün İstanbul’da 35 liraya satılmasının matematiğini şöyle özetledi: “Randımanlı üretim yoksa sıfır maliyetli bir ürünü İstanbul’da satmanın maliyeti 21 lira.” Bu çarpıcı hesaplama, Türkiye’nin lojistik zincirinde ve verimlilik tarafında yaşadığı tıkanmanın somut ifadesi oldu.
Tort’un sözleri raflardaki fiyat artışının sadece perakendeci kaynaklı olmadığını, ürünün yolculuğundaki her adımda ayrı bir maliyet yığılması olduğunu da gösteriyor.
Gıda Güvenliği Endişesi: “Kendisi İçin Ayırıyor, Vatandaşa İlaçlısı Kalıyor”
Tort’un konuşmasındaki en çarpıcı anlardan biri de gıda güvenliğiyle ilgili verdiği saha örneğiydi. Bazı üreticilerin kendi tüketecekleri sebzeleri ayrı yetiştirdiğini ve bu ürünlere ilaç kullanmadığını söyledi. Üreticilerin bunu açıkça dile getirmesi, sahadaki güvensizliği ortaya koyuyor.
Tort, bu durumu “Bu benim canımı çok acıtıyor” cümlesiyle ifade etti. Gıda güvenliği tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde bu örnek, tüketicinin sofraya gelen ürün konusunda neden kaygı duyduğunu daha anlaşılır kılıyor.
Tekstilde Mısır Riski: Türk Firmaları Transfer Baskısında
Zirvede sadece gıda değil, sanayi ve tekstil tarafında da benzer uyarılar yapıldı. Koton CEO’su Bülent Sabuncu, hazır giyim ihracatının 21 milyar dolardan 16 milyara gerilediğini söyledi. Sabuncu’nun asıl dikkat çektiği nokta ise Mısır’ın Türk firmalarını üretim için “transfer etmeye” çalışmasıydı.
Sabuncu, “Dünyada ilk 3’te iken şu an daha da alta indik. Üretimin yüzde 81’ini Türkiye’den almaya devam etmek için direniyoruz” diyerek sektörün kaybettiği ivmeyi anlattı. Bu açıklama, sanayideki rekabet gücü kaybının yalnızca maliyetle değil, küresel üretim politikalarıyla da ilgili olduğunu ortaya koyuyor.
Sanayide Düşük Katma Değer Çıkmazı
TÜRKONFED Başkanı Süleyman Sönmez ise Türkiye’nin daha geniş bir yapısal soruna işaret etti. Çin’in yüksek teknolojili ürün ihracatında yüzde 30 seviyesine ulaştığını, Türkiye’nin ise yüzde 3-4 bandında sıkıştığını hatırlattı. Sönmez, “Sanayide biz üretiyoruz, kâr başkasının hanesine yazılıyor” sözleriyle düşük katma değerli üretim modelinin sürdürülemez olduğunu vurguladı.
Bu değerlendirme, gıdadan tekstile kadar birçok alanda ortak bir sorunun bulunduğunu gösteriyor: Üretim var ama kazanan üretici değil.
Gıda Krizi Kapıda mı?
Tort’un “Türkiye’de satacak ürün bulamayabiliriz” ifadesi, yalnızca bir uyarı değil; üretim zincirinin ne kadar kırılgan hale geldiğinin de altını çiziyor. Tarlada üretim biterse, perakende rafları da kaçınılmaz olarak boşalır. İthalat zorunlu hale geldiğinde ise hem fiyatlar yükselir hem de dışa bağımlılık derinleşir.
Bu nedenle zirvede yapılan konuşmalar sadece sektör içi birer değerlendirme değil; Türkiye’nin önümüzdeki birkaç yıl içinde nasıl bir ekonomik tabloyla karşılaşabileceğine dair erken sinyaller niteliğinde.