Güncel

Türkiye'yi bekleyen büyük tehlike duyuruldu doğum oranlarında şok rakam

Eğitim sürelerinin uzaması ve değişen yaşam koşulları, genç neslin evlilik ile çocuk sahibi olma kararlarını ne yönde etkilediğini gözler önüne seriyor.

Abone Ol

Türkiye’de toplam doğurganlık hızının 2025 yılında kadın başına 1,42 çocuğa gerilemesi, nüfus yapısındaki değişimi yeniden gündeme taşıdı. Enstitü Sosyal tarafından düzenlenen “Aile ve Nüfus On Yılı” çalıştayında ele alınan analizlerde, doğurganlıktaki düşüşün yalnızca ekonomik koşullarla açıklanamayacağı; eğitim sürelerinin uzaması, kentleşme, çalışma hayatı ve değişen ebeveynlik anlayışının da süreci etkilediği belirtildi.

TÜİK’in 2025 yılı doğum istatistiklerine göre toplam doğurganlık hızı 1,42 çocuk olarak kaydedildi. Bu oran, nüfusun kendisini yenileyebilmesi için kabul edilen 2,10 seviyesinin oldukça altında bulunuyor. 2024 yılında ise toplam doğurganlık hızı 1,48 seviyesindeydi.

Düşüş yalnızca ekonomik nedenlere bağlanmıyor

Sabah Gazetesi’nden Muhammed Uzun’un haberine göre, Enstitü Sosyal’in çalıştayında yapılan değerlendirmelerde doğurganlıktaki gerilemenin çok boyutlu bir toplumsal dönüşümün sonucu olduğu vurgulandı. Ekonomik koşulların yanı sıra eğitim hayatının uzaması, iş gücü piyasasına geç katılım ve kentleşmeyle birlikte değişen yaşam biçimlerinin aile kurma kararlarını etkilediği ifade edildi.

Enstitü Sosyal’in değerlendirmelerinde de Türkiye’de doğurganlık hızının son yıllarda belirgin şekilde gerilediğine işaret ediliyor. Kurum, demografik yapının bölgesel ve toplumsal farklılıklar dikkate alınarak ele alınması gerektiğini belirtiyor.

Mükemmel ebeveynlik beklentisi öne çıktı

Çalıştayda üzerinde durulan başlıklardan biri de ebeveynliğe yönelik beklentilerde yaşanan değişim oldu. Geçmişte daha fazla çocuk sahibi olmanın olağan kabul edildiği aile yapısının yerini, daha az sayıda çocuğa daha fazla imkan sunmayı hedefleyen bir anlayışın aldığı değerlendirildi.

Analizlerde, çocuk yetiştirmenin eğitimden sosyal faaliyetlere kadar çok sayıda alanda yüksek standartlarla ilişkilendirildiği ve bunun ebeveynler üzerinde ek baskı oluşturduğu ifade edildi. “Mükemmel ebeveynlik” olarak tanımlanan bu yaklaşımın, bazı çiftlerin çocuk sahibi olma kararını ertelemesine veya çocuk sayısını sınırlandırmasına yol açabildiği belirtildi.

Gençlerin aile kurma yaşı ileriye taşınıyor

Uzayan eğitim süreçlerinin gençlerin iş hayatına ve ekonomik bağımsızlığa daha geç ulaşmasına neden olduğu değerlendirilirken, bu durumun evlilik ve çocuk sahibi olma yaşını da ileriye taşıdığı belirtildi. Yükseköğretim ile iş gücü piyasası arasındaki uyumsuzlukların da bu süreci güçlendirdiği ifade edildi.

Evlilik masrafları, konut giderleri, çocuk bakım maliyetleri ve çalışma hayatındaki esneklik sorunlarının da aile kurma kararlarında etkili olduğu aktarıldı. Kreş imkanlarının yetersizliği ve iş-aile yaşamını birlikte sürdürme konusundaki güçlüklerin özellikle çocuk sahibi olma kararını doğrudan etkileyen unsurlar arasında bulunduğu kaydedildi.

Doğurganlık hızı son yıllarda hızla geriledi

TÜİK verileri Türkiye’de doğurganlığın uzun süredir aşağı yönlü bir seyir izlediğini ortaya koyuyor. Toplam doğurganlık hızı 2016 yılında 2,11 çocuk seviyesindeyken 2018’de 2,00’a, 2021’de 1,71’e, 2023’te 1,51’e ve 2024’te 1,48’e geriledi.

2025 yılında 1,42’ye gerileyen oranla birlikte nüfusun kendini yenileme seviyesinin altında kalınan dönem daha da belirgin hale geldi. Enstitü Sosyal de doğurganlık hızındaki gerilemeyi Türkiye’nin uzun vadeli nüfus politikalarının temel gündemlerinden biri olarak değerlendiriyor.

Kırsaldan kente göç de demografiyi etkiliyor

Çalıştayda iç göç ve kırsal nüfusun azalması da doğurganlık üzerinde etkili faktörler arasında gösterildi. Sabah’tan Muhammed Uzun’un aktardığı analizlerde, iller arasında her yıl yaklaşık 2,5 milyon kişinin yer değiştirmesi ve kırsal alanların nüfus kaybetmesinin aile ve nüfus yapısındaki dönüşümü hızlandırdığı ifade edildi.

Kırsal bölgelerde eğitim, istihdam ve sosyal imkanların sınırlı kalmasının genç nüfusun büyük kentlere yönelmesini hızlandırdığı değerlendirildi. Bu hareketliliğin yalnızca yerleşim yapısını değil, evlilik, çocuk sahibi olma ve hane büyüklüğü gibi demografik göstergeleri de etkilediği belirtildi.

Nüfus politikalarında uzun vadeli dönem başladı

Türkiye’de yaşanan demografik değişim nedeniyle aile ve nüfus politikaları son dönemde daha geniş kapsamlı biçimde ele alınmaya başladı. Enstitü Sosyal’in raporunda 2025’in “Aile Yılı”, 2026-2035 döneminin ise “Aile ve Nüfus On Yılı” olarak belirlenmesinin bu alandaki politika arayışının önemli bir göstergesi olduğu ifade ediliyor.

Ortaya çıkan tablo, doğurganlığın yalnızca gelir düzeyi veya ekonomik desteklerle açıklanamayacak kadar çok katmanlı bir mesele olduğunu gösteriyor. Eğitim, çalışma hayatı, kentleşme, çocuk bakım imkanları ve değişen aile algısının birlikte ele alınmasının nüfus politikalarının etkinliği açısından önem taşıdığı değerlendiriliyor.