COVID-19’un vücutta yıllardır sessiz halde bulunan bazı virüsleri yeniden aktif hale getirebildiğine ilişkin önemli bulgular elde edildi. Nature’da yayımlanan ve 1.154 hastanın incelendiği araştırmada, hastanede tedavi gören COVID-19 hastalarının yaklaşık yarısında en az bir latent virüsün yeniden aktifleştiği belirlendi. Araştırmacılar, bu durumun daha şiddetli inflamasyon ve bazı uzun COVID belirtileriyle ilişkili olabileceğini bildirirken, reaktivasyonun uzun COVID’e doğrudan neden olduğunun henüz kanıtlanmadığını özellikle vurguluyor.
1.154 COVID-19 hastası bir yıl boyunca takip edildi
Araştırma, COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırılan 1.154 kişinin yer aldığı IMPACC isimli uzun dönemli gözlemsel çalışma üzerinden gerçekleştirildi. Hastalardan akut dönem sırasında ve hastaneden çıktıktan sonraki 12 aylık süreçte kan, üst solunum yolu ve akciğer örnekleri toplandı.
Çalışmadaki katılımcılar pandeminin erken döneminde, büyük ölçüde COVID-19 aşılarının yaygınlaşmasından önce hastaneye yatırılan kişilerden oluşuyordu. Bu nedenle araştırmanın sonuçlarının günümüzde aşılı kişilerde veya daha yeni SARS-CoV-2 varyantlarında aynı oranlarda görülüp görülmeyeceği ayrıca araştırılması gereken başlıklardan biri olarak değerlendiriliyor.
Hastaların yaklaşık yarısında virüs reaktivasyonu saptandı
Bilim insanları, COVID-19 sırasında insan vücudunda daha önceden bulunan ve sessiz halde kalabilen virüslerin yeniden çoğalmaya başladığına ilişkin işaretler tespit etti. Araştırmada hastaların yaklaşık yarısında viral reaktivasyona rastlandı.
Hastaneye yatışın ardından ilk 40 günlük dönemde toplam 11 farklı virüsün yeniden aktifleştiği tespit edildi. Bunlar arasında Epstein-Barr virüsü, sitomegalovirüs ve herpes virüsleri gibi insanların ilk enfeksiyonun ardından yaşam boyu vücutlarında taşıyabildiği virüsler de bulunuyor.
Sessiz virüsler yıllarca vücutta kalabiliyor
Latent virüsler, ilk enfeksiyonun ardından tamamen ortadan kalkmak yerine bazı hücrelerde sessiz halde yaşamaya devam edebiliyor. Bağışıklık sisteminin dengede olduğu dönemlerde herhangi bir belirti oluşturmayan bu virüsler, bağışıklığın zayıflaması veya ağır bir enfeksiyon sırasında yeniden aktifleşebiliyor.
COVID-19’un bağışıklık sisteminde oluşturduğu yoğun değişikliklerin bu dengeyi bozabileceği düşünülüyor. Yeni araştırma, bu mekanizmanın yalnızca önceden belirgin bağışıklık problemi bulunan kişilerde değil, daha önce bağışıklık sistemi sağlıklı kabul edilen hastalarda da görülebileceğine ilişkin bulgular sundu.
Reaktivasyon daha ağır hastalıkla bağlantılı bulundu
Araştırmacılar, virüslerin yeniden aktifleşmesi ile daha yoğun inflamasyon, hücresel hasar ve ağır klinik seyir arasında bağlantılar belirledi. Daha önce yapılan çalışmalar da özellikle CMV ve HSV-1 reaktivasyonunu COVID-19 hastalarında daha uzun hastane yatışları, solunum komplikasyonları ve daha yüksek ölüm riskiyle ilişkilendirmişti.
Ancak bu bağlantının yönü henüz tamamen açıklığa kavuşmuş değil. Başka bir ifadeyle, virüs reaktivasyonunun COVID-19’u doğrudan ağırlaştırıp ağırlaştırmadığı veya ağır COVID-19’un bağışıklık sistemindeki bozulma nedeniyle bu virüslerin yeniden aktifleşmesine yol açıp açmadığı konusunda daha fazla çalışma gerekiyor.
Uzun COVID ile bağlantısı araştırılıyor
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, viral reaktivasyonun uzun COVID’in ortaya çıkış mekanizmalarından biri olabileceğine ilişkin bulgular oldu. Uzun COVID; enfeksiyonun akut dönemi sona erdikten sonra yorgunluk, nefes darlığı, bilişsel problemler, uyku bozuklukları ve egzersiz sonrası kötüleşme gibi belirtilerin aylarca devam edebildiği karmaşık bir tablo olarak biliniyor.
Bilimsel literatürde özellikle Epstein-Barr virüsü ve diğer herpes virüslerinin yeniden aktifleşmesinin uzun COVID’de devam eden inflamasyon ve bağışıklık sistemi düzensizliğine katkıda bulunabileceği üzerinde duruluyor. Bununla birlikte mevcut veriler henüz viral reaktivasyonun uzun COVID’in doğrudan nedeni olduğunu göstermiyor; ilişkiyi kesinleştirmek için kontrollü çalışmalar gerekiyor.
Tedavide yeni bir hedef olabilir
Araştırmacılar açısından en önemli sorulardan biri, yeniden aktifleşen virüslerin hedef alınmasının hastaların klinik durumunu iyileştirip iyileştiremeyeceği. Bazı latent virüsler için halihazırda antiviral ilaçların bulunması, bu mekanizmanın doğrulanması halinde yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesine imkan sağlayabilir.
Ancak bu noktada mevcut araştırma sonuçları, COVID-19 veya uzun COVID geçiren kişilerin kendi başlarına antiviral tedavi kullanması gerektiği anlamına gelmiyor. Hangi hastalarda reaktivasyonun klinik açıdan önemli olduğu ve antiviral tedaviden kimlerin yarar görebileceğinin klinik deneylerle belirlenmesi gerekiyor.
Araştırma önemli ancak tüm COVID hastalarına genellenemez
Çalışmanın en önemli sınırlamalarından biri, araştırılan grubun hastaneye yatırılmayı gerektirecek kadar ağır COVID-19 geçiren kişilerden oluşması. Bu nedenle “COVID geçiren herkesin yarısında gizli virüsler yeniden uyanıyor” şeklinde bir sonuç çıkarmak bilimsel açıdan doğru değil.
Bulgular daha doğru ifadeyle, çalışmaya dahil edilen hastanede tedavi gören COVID-19 hastalarının yaklaşık yarısında latent virüs reaktivasyonu saptandığını gösteriyor. Araştırma, COVID-19’un bağışıklık sistemi üzerindeki uzun süreli etkilerinin ve uzun COVID’in biyolojik mekanizmalarının anlaşılması açısından yeni bir alan açıyor.