Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonunda yapılan sunumlar, çocuk suçluluğunda dijital çağla birlikte ortaya çıkan yeni ve tehlikeli bir profili gözler önüne serdi. Emniyet yetkilileri, suç örgütlerinin sosyal medya üzerinden lüks yaşam, silah ve “kolay para” temalı paylaşımlarla çocukları hedef aldığını, devlet otoritesinin ise çocukların gözünde ciddi bir erozyona uğradığını vurguladı.
“Bana ne yapsan bir şey olmaz” diyen çocuk profili
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekillerine bilgi veren İstanbul Emniyeti yetkilileri, sorgu odalarındaki tabloyun geçmişten tamamen farklılaştığını aktardı. İstanbul Emniyeti Çocuk Şube Müdürü Özlem Temür, artık başı öne eğik, çekinen çocuklar yerine; polis ve savcılara meydan okuyan, soğukkanlı bir kuşakla karşı karşıya olduklarını anlattı.
Temür’ün aktardığı bir diyalog komisyonda dikkat çekti. Sorgu odasında kendisine “Sen kimsin, savcı mısın polis misin?” diye soran çocuğun, “Ben buranın müdürüyüm” yanıtına rağmen, “Bana ne yapsan benden bir şey olmaz” demesi, güvenlik bürokrasisi açısından çarpıcı bir kırılma olarak değerlendirildi.
Dijital vitrin: Kolay para ve güç gösterisi
Komisyonda konuşan İstanbul Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Alperen Süer, suç örgütlerinin çocukları kazanmak için bir pazarlama stratejisi gibi çalışan dijital yöntemler kullandığını söyledi. Süer’e göre süreç, sosyal medyada paylaşılan havuzlu villalar, lüks araçlar, silahlar ve “story” videolarıyla başlıyor.
Bu içeriklerde kartal işaretleri, gülen yüz emojileri, mafyatik dizi karakterleri ve rap müziklerin özellikle tercih edildiğini belirten Süer, çocukların bilinçaltına “suç = güç ve prestij” algısının işlendiğini ifade etti.
“Sanal kötülük” ve 24 saatlik suç alanı
Emniyet yetkilileri, özellikle 24 saat sonra silinen hikâye paylaşımlarının yeni bir suç alanı yarattığını vurguladı. Süer, bu durumu “sanal kötülük” kavramıyla tanımladı. Silinen story’ler sayesinde delillerin hızla yok edildiğini, çocukların ise burayı kuralsız ve cezasız bir alan olarak algıladığını söyledi.
Yetkililere göre, çocuklarla ilk temas çoğu zaman masum bir “beğeni” veya yorumla kuruluyor, ardından özel mesajlar üzerinden örgütlenme başlıyor. Hesapların büyük bölümünün yurt dışı kaynaklı olması da dijital takibi zorlaştırıyor.
Suç artık “prestij” olarak görülüyor
Çocuk Şube Müdürü Özlem Temür, suçlu profilindeki en büyük değişimin mahcubiyetin ortadan kalkması olduğunu belirtti. Temür, “Eskiden suç işleyen çocuk utanırdı. Şimdi ise işlediği suçla sosyal medyada statü kazanıyor, akranları arasında yükseliyor. Suç, prestij olarak pazarlanıyor” dedi.
Bu durumun, çocukların Türk Ceza Kanunu’nu ve hapis yaptırımını bir gerçeklik olarak algılamamasına yol açtığını vurguladı.
Bakan Göktaş: Risk zinciri birikerek büyüyor
Komisyonda sunum yapan Mahinur Özdemir Göktaş, çocukların suça sürüklenmesini zincirleme bir risk süreci olarak tanımladı. Bu zincirin; okuldan kopuş, aile içi sorunlar, sokak ve akran baskısı ile dijital alanın etkisiyle tamamlandığını söyledi.
Bakan Göktaş, çocukların dikkat süresinin son 10 yılda yüzde 30 azaldığını vurgulayarak şu çarpıcı tespiti paylaştı:
“Artık bir çocuğun bir konuya odaklanma süresi sekiz saniyeyi geçmiyor. Suç şebekeleri çocuklara işte bu sekiz saniyelik aralıkta ulaşıyor.”
Sadece polisiye değil, rehabilitasyon vurgusu
Komisyonda yapılan değerlendirmelerde, sorunun yalnızca güvenlik önlemleriyle çözülemeyeceği, yoğun rehabilitasyon, aile destekleri ve dijital farkındalık politikalarının birlikte yürütülmesi gerektiği ifade edildi. Emniyet yetkilileri, aksi halde suçun dijital mecralarda çocuklar için daha da cazip hale geleceği uyarısında bulundu.