2023 yılında Madenciler gününün anlamı, nasıl başladığı ve bugüne nasıl gelindiği konularını detaylı bir şekilde izah etmiştim.
https://www.yaylahaber.com.tr/4-aralik-dunya-madenciler-gunu
2024 yılında ise Dünyanın farklı yerlerinde Madenciler Gününün nasıl kutlandığını örnekleri ile açıklamıştım.
https://www.yaylahaber.com.tr/dunyada-madenciler-gunu-nasil-kutlaniyor
Bu yıl ise, Türkiye’de birkaç konu başlığında madenciliğin bugünkü durumuna bir dikkat çekmek istiyorum!
İlk başlıkta, Türkiye’de Madencilik ve İş Kazaları durumuna bir göz atalım derim!
Her yıl, farklı sektörde çalışanların sayılarının temel alındığı (standardize iş kazları) istatistiklere göre en fazla ölümlü iş kazların yaşandığı sektör, maalesef madencilik sektörü olmaktan kurtulamıyor.
Sadece son 15 yıldır, birden çok ölümle sonuçlanan bazı önemli maden kazalarını hatırlayalım!
2010 yılında, Balıkesir-Dursunbey’de bir özel işletmeye ait yeraltı kömür ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 13 kişi hayatını kaybetmişti.
Yine 2010 yılında, Zonguldak-Karadon bölgesinde grizu riskinin dikkate alınmamasından kaynaklı olarak 30 kişinin ölümüne sebep verilmişti.
Kahramanmaraş Elbistan’da 2011 yılında açık kömür ocağında meydana gelen toprak (şev) kayması sonucu oluşan kazada, biri Maden Mühendisi olmak üzere 11 madenciye mezar olmuştu.
21.yy.’da Dünya ve ülke tarihine aynı anda en fazla sayıda ölümlü maden kazası olarak geçen, 13 Mayıs 2014 tarihindeki 301 madencinin (ikisi benim öğrencim olan toplam 5 Maden Mühendisi) ölümü her Türk vatandaşını üzmüş ve yasa sokmuştu.
Hemen 5 ay sonrası, 28 Ekim 2014’de meydana gelen Ermenek’teki kömür madeninde su baskını nedeniyle 18 can kaybı ile kazalardan ders almadığımızı tekrar anlamış olduk.
Kazalar sonrası soruşturmalara bakınca ve yetkililerin konuyu çok önemsemediği de görülünce, maden sektöründe çalışanlar için maalesef gelecek için ümidin olmadığını birçok konu uzmanı ifade etmişti.
17 Kasım 2016 tarihinde ise, Siirt Şirvan’da bulunan bir bakır madeninde göçük nedeniyle 16 maden emekçisi hayatın kaybetmişti!
14 Ekim 2022’de Bartın Amasra ilçesindeki TTK’ya ait olan kömür maden ocağın da meydana gelen grizu ve ardından kömür tozu patlaması nedeniyle 44 maden emekçisi hayatını kaybetmişti!
13 Şubat 2024 tarihinde ise Erzincan İliç’te meydana gelen bir altın madenindeki siyanür liç yığının toprak (şev) kayması sonucu 9 maden emekçisi siyanürlü toprak kütlesi altında kalarak hayatını kaybetmişti.
Yukarıda sadece aynı anda 9 ve üzeri can kaybının olduğu maden kazlarını belirttim.
Aslında, her yıl yaklaşık bir “Soma Faciası” kadar madenlerde hayatını kaybeden maden emekçileri maalesef olmaktadır.
Bu açıdan bakınca Türkiye’de son yıllarda “Madenciler Günü” maalesef buruk kutlanmaktadır.
İkinci başlık olarak, Üniversitelerdeki Maden Mühendisliği Eğitiminin son 15 yıllık süre içerisinde durumuna bir bakalım!
Türkiye’de 2010 yılında Maden Mühendisliği bölüm sayısı esasen 28 olup, ikinci öğretim ile birlikte toplam 40 bölüm olduğu söylenebilirdi.
2006 yılından sonra yükseköğretimde yapılan yanlış bir politikayla, her il de bir üniversite açılmaya başlandı.
Ayrıca, bir gecede Teknik Eğitim Fakültelerinin hepsi Mühendislik Fakültelerine dönüştürülerek birçok üniversitenin iki Makine, iki Elektrik, iki İnşaat Mühendisliği gibi birçok mühendislik bölümünün kontenjanı da otomatik olarak artmış oldu.
Böylece, fen ve mühendislik bölümlerine tercih edecek olan sayısalcı öğrenci sayısından daha fazla sayıda kontenjana sahip birçok farklı bölümler açılmış oldu.
Dolayısıyla, kimya, fizik ve biyoloji bölümleri başta olmak üzere birçok mühendislik bölümleri öğrenci tercihi olmadığı için aktif eğitime devam edemez oldu.
Tüm bu yanlış yükseköğretim politikaları sonucu, Maden Mühendisliği bölümlerine de öğrenciler tercih etmemeye başladı ve fiili durum olarak birçoğu öğrencisi olmayan bölümler haline geldi.
Son 5 yıldır kontenjan verilen Maden Mühendisliği bölümlerinin sayısının yıl yıl değişmekle birlikte 13 ila 17 olduğunu görebilmekteyiz.
Türkiye’de 2010 yılında Maden Mühendisliği bölümlerine yerleşen toplam öğrenci sayısı 1696 iken, 2025 yılında 357 kişiye düşmüştür.
Yani, 2010 yılında yerleşen öğrenci sayısı ile kıyaslayacak olursak, son yıllarda ancak %20’si kadar öğrenci mevcut maden bölümlerine yerleştirilebilmektedir.
Fakat, yerleştirilen öğrencilerin üçte biri ya mezun olamıyor ya da mesleğini yapmayı tercih etmiyor.
Geriye kalanın yarısı da, Hacettepe, ODTÜ ve İTÜ gibi İngilizce eğitim aldıkları için bir fiil madenlerde Daimi Nezaretçi olmak yerine madenlerin satışı veya pazarlanması gibi yan alanlarda çalışmayı tercih etmektedir.
Yılda 50 civarında öğrenci ise, MTA, Eti Maden, MAPEG gibi Devlet kurumları başta olmak üzere MAPEG ile maden firmalarının işlerini yürüten Yetkilendirilmiş Tüzel Kişi (YTK) kurumlarında görev yapınca, özel sektör madenlerinde bir fiil Daimi Nezaretçi olarak çalışacak maden mühendisi bulmakta zorlanır hale gelinmiştir.
Bu durum, Maden Mühendisliği mesleği ve madencilik sektörü açısından sürdürülebilir mi? Sorusunu da akla getirmiyor değil!
Ayrıca, öğrencilerin uzun süre tercih etmediği bazı bölümler (Sivas, Konya-Seydişehir, Erzurum-Oltu gibi) şu an tamamen kapatılmış durumda!
Geçmişte, bazı üniversitelerin maden bölümleri (örneğin; DEÜ ) her yıl normal öğretim için 82 ve ikinci öğretim için 82 olmak üzere toplam 164 kontenjan ile öğrenci yerleşiyordu.
Toplam 164 öğrenci kontenjanı alan bir bölüm, 2025 yılında 41 kişilik bir kontenjan sayısına düşmüş olması sizce düşündürücü bir durum değil mi?
Kontenjanı olması gereken kadar dolan 8-9 üniversite dışında kalan, yaklaşık 20 maden bölümünde görev yapan öğretim üyelerinin durumu hiç hesaba katılmıyor.
Bugün Türkiye’de Maden Mühendisliği disiplininde bulunan Profesör sayısı 167, Doçent sayısı 72 ve Doktoralı öğretim elemanı sayısı ise 86 kişi civarı olup, toplam öğretim elamanı sayısı ise yaklaşık 325 kişidir.
Toplam 325 sayısına, üniversitede doktorasını henüz tamamlamış Öğretim Görevlisi ve Araştırma Görevlisi olanlar dâhil değildir!
Konusu gelmişken, son 10 yıldır çoğu Maden Mühendisliği bölümüne Araştırma Görevlisi kadrosu neredeyse hiç verilmemektedir.
Bu rakamları analiz ettiğimizde, son yıllarda ortalama yıllık 350 öğrenci yerleştiğine göre, teorik anlamada hemen hemen her 1 öğrenci başına 1 öğretim elemanı düşmektedir.
Dahası, her 2 öğrenciye Maden Mühendisliği bilim uzmanlığına haiz 1 Profesör düşmektedir.
Elektronik, Bilgisayar, Endüstri, Makine ve İnşaat gibi birçok mühendislik bölümünde bu oranların yakalaması mümkün değildir!
2000 yılında Türkiye’de toplam üniversite sayısı 75 iken, bugün yaklaşık 3 katı artarak 207 adet üniversiteye ulaşmıştır.
Fakat, YÖK verilerine göre son 25 yıldır Profesör sayısı %44 ve Doçent sayısı %59 artmış iken, Araştırma Görevlisi sayısı %30 düşmüştür.
Bu veriler, gelecekte laboratuvar uygulamalarına ve sınav gözetmenliği yapacak Araştırma Görevlisi bulamayacağımızı göstermiyor mu?
Hatta! Bu veriler gelecekte Araştırma Görevlisi olmayınca Profesör de bulamayacağımızı ve Afrika ve uzak doğudan ithal Profesör getirmek zorunda kalacağımızı göstermiyor mu?
Avusturya’nın en köklü madencilik üniversitesi olarak bilinen Leoben Teknik Üniversitesinin Maden Mühendisliği Bölümünde şuan 2 Profesör, 5 Dr. Öğretim Üyesine karşılık oğlum ve gelinim de dâhil toplam 13 adet Araştırma Görevlisi çalışmaktadır.
Diğer taraftan, yukarıda vermiş olduğum listede görüldüğü üzere, öğrencilerin maden bölümlerine Yerleşen/Kontenjan durumu ile Akademik Kadro sayıları arasında bir ilişkinin de olmadığı görülmektedir.
Daha vahimi, bölüm kadrosunda Maden Mühendisliği disipline haiz bir tek Profesör dahi olmayan Gümüşhane’ye 30 kişilik kontenjan verilebilmektedir.
Sonuçta, bir öğrenci bile tercih etmemiş olması düşündürücü ve sorgulayıcı bir durum değil mi?
Diğer taraftan, kadrosunda birçok Profesör ve Doçent olan bölümlere ise ÖSYM tarafından öğrenci kontenjanı verilmemesi sizce de tuhaf bir durum değil mi?
Bir başka tuhaf durum da, Türkiye’de en iyi üniversitelerin başında gelen ODTÜ’nün Maden Mühendisliği bölümünde bulunan toplam kadrolu öğretim üyesi sayısı sadece 6 kişi iken, en çok öğrenci kontenjanı (40 kişi) verilen ve tercih edilen üniversitelerin başında gelmesi de trajikomik bir durum değil midir?
Bu vahim durumunun suçlusu tabi ki öğretim elemanları değildir!
Aslında, suç hiç düşünülmeden ve üniversiteleri bilim yuvaları olarak değil de, bacasız sanayi gibi görme anlayışını hayata geçiren siyaset ve üst yöneticilerdir.
Daha vahi mi, listede görüldüğü üzere neredeyse en fazla Profesör unvanına sahip olan öğretim üyelerinin Maden Mühendisliği Bölümü dışındaki, benim de dâhil olduğum başka bölümlerde görev yapan akademisyenlerden oluşmasıdır.
Sadece Cumhuriyet üniversitesinde şu an 8 Maden Profesörü ve 3 Maden Doçenti farklı bölümlerde görev yapmaktadır.
Özel sektörde çalışan mezunların çoğu Sivas Cumhuriyet Üniversitesinden mezun maden mühendisleri olduğuna camiadan olan herkes şahit olmuştur.
Şu an, bu mühendislerin mezun olduğu ana ocağı olan bölümleri yok edilmiş durumda maalesef!
Bu normal bir durum olabilir mi?
Üniversiteler ve mezunları gelenekleri ile yaşar ve ekol olurlar.
Bugün Galatasaray Lisesi olsun Robert Koleji olsun gelenekleri ile ekol olmuş, marka olmuş liselerdir.
Diğer taraftan, ekol olmuş bölümlerimizi siyaset uğruna tamamen kapatabiliyor veya öğrenci kontenjanı vermiyoruz!
İstanbul, Ankara, İzmir ve Eskişehir gibi illerdeki Maden Mühendisliği bölümlerine şehir’in sahip olduğu sosyal yaşam koşulları nedeniyle öğrencilerin tercihleri şimdilik devam etmektedir.
Bu şehirlerde görev yapan akademisyenlerin, diğer şehirlerdeki Maden Mühendisliği Bölümlerinin öğrencisi olmaması durumunu maalesef umursamadığı görülüyor.
Peki! Maden Mühendisler Odası bu durumu önemsiyor mu?
Dahası, Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı olsun, Türkiye Madenciler Derneği olsun, TÜMMER olsun, İMİB olsun daha birçok madencilik konusunda sivil toplum kuruluşları bu olumsuzluklara karşı ne yapıyorlar?
Sivil toplum gücü olarak, hem siyasetçilerle hem de YÖK ile konuyu sürekli sıcak tutarak, bu olumsuzlukların düzeltmesi gerektiğini ve gelecekte madenlerimizi çalıştırmak için Maden Mühendisi bulamayacağımızı ısrarla anlatmaları gerekmez mi?
Her şey de olduğu gibi, gelecekte madenlerimizde Afrika veya uzak doğudan ithal Maden Mühendisleri mi çalıştıracağız?
Bu olumsuz durumun akademisyen üzerinde yaratacağı etkiye de bakmak gerekmez mi?
Öğretim elamanlarına haz veren ve motivasyonun artmasını sağlayan unsur, çoğu zaman öğrencilere ders vermek ve öğrenciler ile birlikte laboratuvarda çalışmalar yapmaktır.
Kontenjan açılmayan veya öğrenci tercihi olmayan bölümlerdeki akademisyenlerin sadece eğitmen motivasyonu değil, ayrıca bilimsel çalışma ve yayın yapma motivasyonlarının da kaybolmasına neden olmaktadır.
Akademisyenlerin bu şekilde motivasyonlarını kaybetmesi, başta ülke madenciliğine vurulmuş büyük bir darbe değil mi?
Diğer bir problem de, ülke ekonomisin son 10-15 yıldır kötü olması sebebi ile üniversitelerdeki bilimsel araştırmalara (BAP) destek ya tamamen kaldırılmış ya da yok denecek destek miktarlarına düşmüştür.
Akademisyenlerin zaten kısıtlı maaşları ile geçinme derdine düşmüş iken, yapacakları araştırmalara verilecek desteklerin de ortadan kalkması ile iyice çalışma şevkleri düşmüştür.
Bütün bu olumsuz durumlara bakarak, Üniversitelerde Maden Mühendisliği eğitiminin sürdürülebilirliğinden nasıl bahsedebiliriz?
Bir üçüncü başlıkta, bilimsel ve teknik anlamda yapılan kongre ve sempozyum gibi etkinliklerin bilimsellikten uzaklaşmaya başlamış olmasıdır.
Benim de üyesi olduğum Maden Mühendisleri Odasının 56 yıldır sürdürdüğü Bilimsel ve Teknik Madencilik Kongresi (IMCET), daha çok çeşitli firma tanıtımları ve bilimsel bir çalışmayı yürütme yeteneğinden uzak kişilerin tanıtım amaçlı sunumların yapıldığı adeta bir Fuar etkinliğine dönüşmüştür.
1996 yılından bu yana birçok bilimsel bildiri sunmuş biri olarak, şu an Bilimsel Madencilik ve Teknik Kongresinin zamanla bilimsellikten uzaklaştığını görmekten üzüntü duyuyorum.
Daha iki hafta önce 29’uncusu yapılan IMCET2025 kongresinin Bildiriler Kitapçığını, Maden Mühendisleri Odasının ilgili sayfasından indirerek inceledim.
Bilimsel ve teknik kongrede toplamda 142 adet bildiri hakemler tarafından basılmaya değer görülmüş.
Bu bildirilerin 47 tanesi, aslında madenlerin kimyasal analizlerini yapan, çeşitli bilgisayar modelleme yazılım sahibi olan, patlayıcı üreticisi olan veya mühendislik danışmanlığı yapan firmalarının mühendis veya diğer çalışanlarının sunduğu ve daha çok kendi reklamları olarak değerlendirilebilecek bildirilerden oluşmaktadır.
Bildirilerin 31 tanesi, çeşitli maden firmalarında akademik bir kültür geleneğinden uzak olan mühendislerin çalışmalarını veya firma tanıtımlarını kapsayan bildirilerdir.
Bildirilerin 10 adedi ise, yabancı ülkelerin akademisyen veya mühendislerinin kendi ülkesinin maden potansiyelini reklam olarak anlatan bildirilerden oluşmaktadır.
Benim de yetiştirdiğim birçok mühendisin bir bilimsel bildirinin nasıl hazırlaması ve nasıl sunulması gerektiğini bilmesini beklemek hayalcilik olur!
Bir bilimsel yayın öncesi, konu üzerinde geçmişte çalışmış birçok bilim insanının bulgularına işaret etmek, yani; referans vermek en temel görevdir.
Aksi, durumda benzer şeyleri tekrar tekrar yapmanın ötesine geçilmez!
Dahası bilimde de ilerleme de olmaz!
Sadece 5 veya 10 adet referans vererek “ben yaptım oldu” anlayışı ile bildiri sunmak bilimsellikten uzaklaşmaktır.
Dahası, Kongrenin akademik tarafını yürüten Hacettepe Üniversitesi akademisyenlerin dışında, Türkiye’deki maden alanındaki akademisyenlerin sunduğu sadece 21 adet bildiri bulunmaktadır.
Peki! Madencilik alanında yapılan en önemli bilimsel ve teknik kongresine, Türkiye’de ki maden alanındaki 350’yi aşkın akademisyenin %95’i niye en az bir bildiri sunumu ile katılmıyor?
Bunun sebebi, oda yönetimin kongre yapısının bilerek bu şekilde olmasını isteme ihtimali olabilir mi?
Ya da, üniversitedeki akademisyenlerin yüksek katılım ücretleri sebebi ile kongreye katılmak istememeleri olabilir mi?
Sebep ne olursa olsun, sonuçta Bilimsel ve Teknik Kongrelerin bilimsel kalitesi her geçen yıl düşmektedir.
Maalesef, bu kötü duruma ne Maden Mühendisleri Odası, ne de Maden Mühendisliği disipline haiz olan akademisyenler tarafından pek sorgulanmıyor!
Yukarıda, ülkemizde madenciliğin durumuna 3 ana başlıkta konuya değinmek istedim.
Bu başlıkları siz daha da arttırabilirsiniz!
Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de 4 Aralık günü madencilerin bayramı olarak kabul edilmekle birlikte, sizce şu sıralar gerçekten ülkemiz maden camiası için bir bayram havası var mı?
4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nün sorunları çözülmüş ve ülke ekonomisine katkı yapan gelişmiş diğer ülkelerde olduğu gibi kutlanmasını dilerim.
Bilimle ve sağlıkla kalın…