İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politika yaklaşımını sert sözlerle eleştirdi. Dervişoğlu, özellikle Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro üzerinden yürütülen tartışmaların ilkesizlik içerdiğini savundu.
“Kuralların işlemediği, gücün konuştuğu bir dönemden geçiyoruz”
Konuşmasında küresel düzene ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, dünyada hukukun caydırıcılığını, diplomasinin ikna gücünü kaybettiği bir sürecin yaşandığını söyledi. Ülkeler içinde biriken zorbalığın artık uluslararası ilişkilere de sirayet ettiğini ifade eden Dervişoğlu, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan devletler sisteminin fiilen tasfiye edildiğini dile getirdi.
Dervişoğlu’na göre 19. yüzyıl emperyalizminin “ya dediğimi yaparsın ya bedelini ödersin” anlayışı, 21. yüzyılda yeni araçlar ve küresel iletişim stratejileriyle yeniden devreye sokuluyor. Liberal ideallerin de geçmişte çoğu zaman bu güç siyasetini perdeleyen bir maske işlevi gördüğünü savundu.
“Korku ve yoksulluk siyaseti küresel hale geldi”
Türkiye’de 2016’dan bu yana Cumhur İttifakı eliyle sistematik bir hukuksuzluk ve hoyratlık düzeni kurulduğunu ileri süren Dervişoğlu, bu anlayışın bugün küresel ölçekte de benimsendiğini söyledi. Hukuku askıya alan tek adam yönetimlerinin, uluslararası alanda da ayakta kalamayacağını savundu.
İktidarın içeride toplumu kutuplaştırarak, devleti partiye ve saraya indirgediğini ifade eden Dervişoğlu, bu yaklaşımın dış politikada Türkiye’yi daha kırılgan hale getirdiğini dile getirdi. Korku ve yoksulluğun, şantaj siyasetinin temel araçları haline geldiğini vurguladı.
“Bu dili Irak’ta, Libya’da, Suriye’de gördük”
Dervişoğlu, dış politikanın iç siyasetin aparatı haline getirilmesinin Türkiye’yi zayıflattığını söyledi. Daha önce defalarca “dünya kuralsızlığa gidiyor” uyarısı yaptıklarını hatırlatan Dervişoğlu, Irak, Arap Baharı süreci, Libya, Lübnan ve Suriye örneklerini sıraladı.
Türkiye’nin bölgedeki gelişmelerde özne mi yoksa nesne mi olduğu sorusunun cevabının verilmediğini savunan Dervişoğlu, iktidarın kısa vadeli hesaplarla devlet aklını zayıflattığını ve milletin rızasını pazarlık konusu yaptığını ileri sürdü.
“Kaddafi, Esad, Maduro dün kardeşimdi, bugün diktatör”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte “kardeşim” dediği liderleri hatırlatan Dervişoğlu, Muammer Kaddafi, Beşar Esad ve Nicolas Maduro örneklerini verdi. Bu isimlerin bugün “diktatör” olarak anıldığını belirten Dervişoğlu, bu tabloyu “ilkesizliğin göstergesi” olarak değerlendirdi.
“Ortak” denilenlerin terörist, “dostum” denilenlerin işgalci, “kardeşim” denilenlerin ise devrik ya da derdest edildiğini söyleyen Dervişoğlu, Erdoğan’la yakın ilişki kuran liderlerin sonunun hep benzer şekilde geldiğini iddia etti.
“Trump’ı meşru görerek Maduro’yu eleştirmek de ilkesizdir”
Dervişoğlu, Maduro’yu meşru kabul ederek yapılan Trump eleştirisi ile Trump’ı meşru görerek yapılan Maduro eleştirisi arasında bir fark olmadığını söyledi. Her iki yaklaşımı da ilkesiz ve fırsatçı olarak nitelendiren Dervişoğlu, meselenin doğru okunması gerektiğini vurguladı.
Bir rejimin istikrarının “kazandım oldu” denilen seçimlerle ölçülemeyeceğini belirten Dervişoğlu, bir devletin gücünün kurumlarının ve kurallarının gücüyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.
“İç cephenin güçlendirilmesi cumhuriyetin güçlendirilmesidir”
Konuşmasında iç cephe vurgusu yapan Dervişoğlu, partizanlığa dayalı değil toplumsal rızaya dayalı bir siyaset anlayışının Türkiye’nin en hayati savunma sistemi olduğunu söyledi. Tek adam yönetimlerinin içeride hızlı karar alıyor gibi görünse de dış baskılar karşısında en zayıf hale geldiğini savundu.
2017 referandumuna dikkat çeken Dervişoğlu, tek adamla yönetilen ülkelerin dış müdahalelere daha açık hale geldiğini o dönemde de dile getirdiklerini hatırlattı.
“ABD Başkanı hâlâ en büyük dostunuz nasıl oluyor?”
Dervişoğlu, Erdoğan’a doğrudan seslenerek, her “dostum” denilen liderin sonunun ABD müdahalesiyle geldiğini, buna rağmen ABD Başkanı’nın hâlâ “en büyük dost” olarak sunulmasını sorguladı. Türkiye’nin binlerce kilometre uzaktaki ülkelerde yaşanan gelişmelerle birlikte anılmasının, yönetim anlayışının bir sonucu olduğunu savundu.
Türkiye’nin bir diktatör için sürgün yeri olarak gündeme gelmesini de eleştiren Dervişoğlu, bunun ülkenin itibarına zarar verdiğini söyledi.
“Allah bu ülkeyi şahıslarla yönetilen ülke olmaktan korusun”
Konuşmasının sonunda sert bir uyarıda bulunan Dervişoğlu, rejimlerin önce diktatörleştirildiğini, ardından suçlu ilan edilerek müdahaleye açık hale getirildiğini savundu. Doğal kaynak zengini ülkelerde demokrasi olmamasını örnek gösteren Dervişoğlu, şahıslarla yönetilen ülkelerin kolay hedef haline geldiğini söyledi.
“Allah bu ülkeyi şahıslarla yönetilen ülke olmaktan korusun” diyen Dervişoğlu, hukuksuzluk, adaletsizlik ve kutuplaşmayla iktidarda kalmanın hem iktidarlar hem de milletler için kaçınılmaz bir sona yol açacağını ifade etti.