Türk halk müziğinin unutulmaz isimlerinden Neşet Ertaş, ölümünün 14. yılında sevgi, saygı ve özlemle anılıyor. “Bozkırın Tezenesi” olarak hafızalara kazınan usta sanatçı, 25 Eylül 2012’de 74 yaşında hayata veda etti. Aradan geçen yıllara rağmen Ertaş’ın türküleri, bozlakları ve kendine özgü bağlama tavrı farklı kuşaklar tarafından dinlenmeye devam ediyor.
Kırşehir bozkırından Türkiye’nin dört bir yanına uzanan sanat yolculuğunda Neşet Ertaş, Anadolu insanının aşkını, ayrılığını, gurbetini, yoksulluğunu ve gönül yarasını sazı ve sözüyle anlattı. “Gönül Dağı”, “Zahidem”, “Yalan Dünya”, “Mühür Gözlüm” ve “Zülüf Dökülmüş Yüze” gibi eserleri Türk halk müziğinin hafızasında özel bir yer edindi.
25 Eylül 2012’de hayata veda etti
Neşet Ertaş, uzun yıllar boyunca sürdürdüğü sanat yaşamının ardından sağlık sorunları nedeniyle tedavi görmeye başladı. İzmir’de tedavi altında bulunan usta sanatçı, 25 Eylül 2012 tarihinde hayatını kaybetti.
Ertaş’ın ölümü yalnızca müzik dünyasında değil, Türkiye’nin dört bir yanında büyük üzüntüyle karşılandı. Ardında bıraktığı yüzlerce eser ve temsil ettiği Abdal kültürü, onun vefatından sonra da yaşatılmaya devam etti.
Kırşehir bozkırında başlayan hayat
Neşet Ertaş, 1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Kırtıllar köyünde dünyaya geldi. Babası, bozlak geleneğinin önemli temsilcilerinden Muharrem Ertaş, annesi ise Döne Ertaş’tı.
Çocukluk yılları Orta Anadolu’nun köylerinde, düğünlerinde ve müzik geleneğinin içinde geçen Ertaş, küçük yaşlardan itibaren babasının yanında saz ve sözle tanıştı. Ailesiyle birlikte farklı yerleşim yerlerinde yaşayan Ertaş’ın müzik anlayışı da bu kültürel çevrede şekillendi.
İlk ustası babası Muharrem Ertaş oldu
Neşet Ertaş’ın sanat yaşamındaki en önemli isimlerden biri babası Muharrem Ertaş’tı. Küçük yaşlarda babasıyla düğünlere gitmeye başlayan Ertaş, önce ritim çalgılarıyla müziğe dahil oldu, ardından keman, cümbüş ve bağlamayla tanıştı.
Babasının yanında yetişen Neşet Ertaş, zaman içerisinde Abdal müziğinin ve bozlak geleneğinin güçlü temsilcilerinden biri haline geldi. Ancak babasından aldığı mirası yalnızca devam ettirmekle kalmadı, kendi sesi, yorumu ve bağlama tavrıyla bu geleneğe farklı bir kimlik kazandırdı.
Düğünlerden plak stüdyolarına uzanan yol
Çocukluk ve gençlik yıllarında babasıyla birlikte Orta Anadolu’nun farklı bölgelerinde düğünlere katılan Ertaş, sazını ve sesini doğrudan halkın içinde geliştirdi. Düğünler, toplantılar ve yerel eğlenceler onun için adeta birer müzik okulu oldu.
1950’li yılların sonunda İstanbul’a giden Neşet Ertaş, burada plak çalışmalarına başladı. İlk dönem kayıtlarıyla geniş kitlelere ulaşmaya başlayan usta sanatçı, kısa sürede kendine özgü sesi ve bağlama icrasıyla dikkat çekti.
Bozlağı geniş kitlelere taşıdı
Neşet Ertaş’ın sanatında bozlak, yalnızca bir müzik türü değil, Anadolu insanının iç dünyasını anlatan güçlü bir ifade biçimiydi. Ertaş, kendine özgü sesi ve sazıyla Orta Anadolu’ya ait bu müzik geleneğini Türkiye’nin dört bir yanında tanınır hale getirdi.
Söylediği türkülerde gösterişli anlatımlar yerine yalın, doğrudan ve duygulu bir dil kullandı. Bu özellik, onun eserlerinin farklı yaş gruplarından milyonlarca insan tarafından benimsenmesinde önemli rol oynadı.
Türkülerinde aşk, ayrılık ve gurbet vardı
Neşet Ertaş’ın eserlerinde insan hayatının hemen her duygusu kendine yer buldu. Aşk, ayrılık, özlem, gurbet, yoksulluk, kırgınlık, ölüm ve insan sevgisi onun türkülerinin temel konuları arasında yer aldı.
“Gönül Dağı”, “Zahidem”, “Yalan Dünya”, “Mühür Gözlüm”, “Zülüf Dökülmüş Yüze”, “Niye Çattın Kaşlarını” ve “Gönül Yarası” gibi eserleri yıllar içerisinde halk müziğinin klasikleşmiş çalışmaları arasına girdi. Bu türküler pek çok sanatçı tarafından farklı dönemlerde yeniden yorumlandı.
Kendisini halktan hiç ayırmadı
Neşet Ertaş’ın halk tarafından bu kadar benimsenmesinde yalnızca müziği değil, yaşamındaki mütevazı tavrı da etkili oldu. Büyük bir şöhrete ulaşmasına rağmen geldiği kültürü ve Anadolu insanıyla olan bağını hiçbir zaman geride bırakmadı.
Kendisini bir halk sanatçısı olarak gören Ertaş, eserlerinde insan sevgisini ve gönül dilini ön planda tuttu. Onun türkülerinde dinleyiciler çoğu zaman kendi yaşamlarından, sevinçlerinden ve acılarından izler buldu.
Abdallık geleneğinin önemli temsilcilerinden biri oldu
Neşet Ertaş, Orta Anadolu’da yüzyıllardır sürdürülen Abdallık geleneğinin en önemli temsilcileri arasında yer aldı. Bu geleneğin saz, söz ve yaşam biçimiyle ilgili değerlerini geniş kitlelere taşıdı.
Onun bağlama tekniği, bozlak yorumculuğu ve türkü söyleme biçimi daha sonraki yıllarda konservatuvarlarda, üniversitelerde ve akademik çalışmalarda da incelendi. Ertaş böylece yalnızca sahne sanatçısı değil, kültürel bir mirasın taşıyıcısı olarak da değerlendirildi.
Yaşayan İnsan Hazineleri arasında yer aldı
Neşet Ertaş, halk ozanlığı ve Abdallık geleneğine yaptığı katkılar nedeniyle 2009 yılında “Yaşayan İnsan Hazineleri” arasında gösterildi. Bu unvan, onun kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasındaki önemini ortaya koyan önemli gelişmelerden biri oldu.
Usta sanatçı, sanat yaşamı boyunca çeşitli ödüllere de layık görüldü. Ancak Ertaş’ın halkın gönlündeki yeri, resmi unvan ve ödüllerin çok ötesinde bir anlam taşıdı.
Geride büyük bir müzik mirası bıraktı
Neşet Ertaş, uzun sanat yaşamı boyunca yüzlerce plak, kaset ve müzik kaydına imza attı. Kendisinin seslendirdiği eserlerin yanı sıra başka sanatçılar tarafından yorumlanan çok sayıda türküsü de Türk müzik tarihine kazandırıldı.
Bağlama çalma biçimi, bozlak yorumculuğu ve türkü söyleme tavrı kendisinden sonra gelen pek çok sanatçıyı etkiledi. Bu yönüyle Ertaş’ın mirası yalnızca kayıt altına alınmış eserlerden değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir müzik anlayışından oluştu.
14 yıl sonra da türküleri yaşamaya devam ediyor
Neşet Ertaş’ın ölümünün üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen türküleri Türkiye’nin dört bir yanında dinlenmeye devam ediyor. Konserlerde, televizyon programlarında, kültür etkinliklerinde ve yeni kuşak sanatçıların yorumlarında onun eserleri yeniden hayat buluyor.
25 Eylül, bu nedenle yalnızca büyük bir sanatçının ölüm yıl dönümü olarak değil, Anadolu’nun yüzlerce yıllık müzik geleneğinin önemli temsilcilerinden birini yeniden hatırlama günü olarak da anlam taşıyor. Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş, sazından yükselen bozlakları ve gönülden gelen sözleriyle Türk halk müziğinin hafızasındaki yerini koruyor.