4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü, bu yıl Türkiye’de yasal düzenlemeler ve sokak hayvanları tartışmalarının gölgesinde kutlanıyor. 2021’de yürürlüğe giren yeni kanunla hayvanlar “mal” değil “canlı varlık” olarak tanımlansa da, uygulamada yaşanan eksiklikler ve son dönemde gündeme gelen “uyutma” tasarısı, hayvan hakları konusunda kamuoyunda yeniden endişe yarattı.
Türkiye’de yeni yasa: Hayvanlara “canlı varlık” statüsü
Türkiye’de 2021 yılında yürürlüğe giren 7332 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvan hakları açısından önemli bir adım olarak görülmüştü. Bu düzenlemeyle birlikte hayvanlara kötü muamele ve işkence artık suç kapsamına alındı; hayvan dövüştürme ve yasa dışı ticarete ağır para cezaları getirildi.
Ayrıca tüm evcil hayvanlara mikroçip takma zorunluluğu getirildi, belediyelere de kısırlaştırma ve bakım evi kurma yükümlülüğü tanımlandı. Ancak uzmanlara göre yasa kâğıt üzerinde güçlü görünse de, uygulamada zayıf kaldı.
Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Sorun yasada değil, uygulamada. Hayvanı yaşatacak sistem kurulmadıkça, her yasa kâğıt üzerinde kalır.” ifadelerini kullandı.
Uygulamada eksikler: Barınaklar yetersiz, cezalar caydırıcı değil
Türkiye genelinde birçok barınağın kapasitesi yetersiz kalırken, bakım koşullarının da standartların altında olduğu belirtiliyor. Belediyelerin bütçe ve personel eksikliği nedeniyle kısırlaştırma oranı düşük, bu da sokak hayvanı popülasyonunun artmasına neden oluyor.
Bir diğer eleştiri ise cezaların caydırıcı olmaması. Mevzuatta 4 yıla kadar hapis cezası öngörülse de, çoğu durumda cezalar erteleniyor veya hükmün açıklanması geri bırakılıyor. Bu durum, hayvanlara yönelik şiddetin önüne geçilmesini zorlaştırıyor.
Tartışmalı “uyutma” planı tepki çekti
2024 yazında gündeme gelen ve sokak köpeklerinin toplanarak uyutulmasını öngören yasa tasarısı, kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Hayvanseverler ve sivil toplum örgütleri, bu düzenlemeyi “koruma değil, yok etme girişimi” olarak değerlendirerek protestolar düzenledi.
Gelen tepkiler üzerine taslak rafa kaldırıldı, ancak tartışma bitmedi. Hayvan hakları savunucuları, çözümün öldürme değil, yaşatma merkezli politikalar olması gerektiğini vurguluyor.
Dünyadan örnekler: Avrupa hayvan koruma politikalarıyla fark yaratıyor
Türkiye’nin aksine, birçok ülke hayvan haklarını hem yasalarla hem de toplumsal bilinçle koruma altına alıyor.
Almanya 2002’de Anayasası’na hayvan koruma maddesi ekleyen ilk ülkelerden biri oldu. Hayvan deneyleri sıkı denetim altında yapılırken, hayvan polisi (Tierschutzpolizei) birimi aktif olarak görev yapıyor.
İsviçre’de hayvanlar “hak öznesi” olarak kabul ediliyor. Köpek sahiplerinin hayvan davranış eğitimi alma zorunluluğu var. Tek başına guinea pig veya kuş beslemek ise “yalnız bırakma suçu” kapsamında yasak.
Hollanda, sokak hayvanı olmayan ilk ülke olarak örnek gösteriliyor. Bu başarı; zorunlu kısırlaştırma, sahiplendirme teşviki ve satış yasakları sayesinde sağlandı. Tüm evcil hayvanlar mikroçipli ve kayıt altında.
İngiltere’de yürürlükteki Animal Welfare Act, hayvanların psikolojik refahını da kapsıyor. Hayvan dövüşleri 10 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılıyor.
Eğitim ve farkındalık vurgusu
Uzmanlar, sadece yasal düzenlemelerin değil, toplumsal bilincin de güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Okullarda hayvan sevgisini aşılayan programlar, sahiplendirme kampanyaları ve belediyelerin “Bir Kap Su, Bir Kap Mama” gibi projeleri farkındalık yaratıyor.
Çocuklara hayvan sevgisini öğretmenin, aslında empati, sorumluluk ve merhameti öğretmek anlamına geldiği ifade ediliyor.
Hayvanları korumak bir hak değil, görev
4 Ekim Hayvanları Koruma Günü, hayvanların yaşam hakkının yalnızca yasalarla değil, vicdanla da korunması gerektiğini hatırlatıyor. Türkiye’nin önünde, Avrupa’daki iyi örneklerle kıyaslandığında uzun bir yol olsa da, farkındalık her yıl biraz daha artıyor.
Hayvanları korumak bir lütuf değil, bir zorunluluktur. Çünkü onların da yaşama hakkı, hissi ve sevgisi vardır. 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü kutlu olsun.