Yol Ararken Evi Yıkmamak Gerek

Abone Ol

Türkiye'de ve Ankara'da siyaset hareketli.

CHP konuşuluyor.

Mahkeme kararları...

Kurultay tartışmaları...

Liderler...

Adaylar...

Ve doğal olarak herkes aynı sorunun cevabını arıyor:

"Buradan çıkış yolu ne?"

Geçtiğimiz günlerde siyasetin eski isimlerinden biriyle sohbet ettim.

Uzun yıllar hem iktidarı hem muhalefeti yakından izlemiş.

Şöyle dedi:

"Siyasette en zor şey kriz anlarında duyguyla değil akılla hareket etmektir."

Galiba bugün tam da buna ihtiyaç var.

Son dönemde sıkça dile getirilen bir görüş var.

CHP'nin artık toplumsal muhalefeti taşıyamadığı...

Yeni bir demokratik hareketin ortaya çıkması gerektiği...

Hatta çözümün CHP'nin dışına taşan yeni bir siyasal zemin kurmak olduğu söyleniyor.

Bu görüşün haklı tarafları yok değil.

Türkiye değişiyor.

Genç kuşakların beklentileri farklılaşıyor.

Kadınların, gençlerin, emeklilerin ve emekçilerin talepleri daha görünür hale geliyor.

2024 seçimleri de toplumun değişim isteğini açık biçimde ortaya koydu.

Fakat şu soruyu da sormak gerekiyor:

Bu değişimi taşıyacak yapı nerede oluşacak?

Demokratik hareketler önemlidir.

Toplumsal enerji değerlidir.

Ancak siyaset sadece enerjiden ibaret değildir.

Kurumsal hafıza gerekir.

Örgüt gerekir.

Tecrübe gerekir.

Türkiye'nin dört bir yanında çalışan bir siyasi altyapı gerekir.

Bunlar yıllar içinde oluşur.

Bir gecede kurulmaz.

CHP'nin eksikleri yok mu?

Elbette var.

Kimse bunu inkâr etmiyor.

Örgütlerin yenilenmesi gerekiyor.

Yerel yapıların toplumla daha güçlü bağ kurması gerekiyor.

Gençlerin daha fazla sorumluluk alması gerekiyor.

Siyaseti sadece makam ve mevki mücadelesi olarak gören anlayışların değişmesi gerekiyor.

Fakat bütün bunlar CHP'nin tasfiye edilmesini değil, güçlendirilmesini gerektiriyor.

Çünkü ortada yüz yılı aşan bir siyasi birikim var.

Tartışmaların merkezinde Kemal Kılıçdaroğlu da bulunuyor.

Kimileri onu yaşanan sürecin sorumlusu olarak görüyor.

Kimileri ise haklı buluyor.

Gerçek ise çoğu zaman bu kadar siyah beyaz değil.

Kılıçdaroğlu'nun üzerinde durduğu temel nokta parti hukukudur.

Kurultay süreçlerinin ve parti içi demokrasinin tartışmalı hale gelmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor.

Bu talebi başlı başına gayrimeşru görmek doğru olmaz.

Çünkü kurumların hukukunu savunmak, kişilerden bağımsız bir meseledir.

Bir başka gerçek daha var.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde CHP önemli eşikleri de geçti.

Yerel seçim başarıları...

Farklı siyasi kesimlerle kurulan diyaloglar...

Muhalefetin ortak hareket etme deneyimi...

Bunlar da siyasi tarihin bir parçasıdır.

Bugünün tartışmaları nedeniyle geçmişte yapılanları tamamen yok saymak da hakkaniyetli olmaz.

Öte yandan Özgür Özel'in ortaya koyduğu enerji...

Ekrem İmamoğlu'nun yarattığı toplumsal heyecan...

Mansur Yavaş'ın toplumdaki karşılığı...

Bunlar da küçümsenemez.

Asıl mesele bu isimleri birbirine karşı konumlandırmak değil.

Bu birikimi ortak bir hedef doğrultusunda buluşturabilmektir.

Türkiye'de muhalif seçmen son yıllarda birçok kez önemli mesajlar verdi.

Sandığa gitti.

Değişim istedi.

Ön açtı.

Fırsat sundu.

Şimdi beklediği şey yeni iç kavgalar değil.

Sonuç üretebilen bir siyaset.

Anadolu'da güzel bir söz vardır:

"Çatısı akan ev tamir edilir, yıkılmaz."

Belki bugün yapılması gereken de budur.

Yeni yollar aramak...

Yeni kadrolar yetiştirmek...

Toplumsal enerjiyi siyasete taşımak...

Ama bütün bunları yaparken evi yıkmamak.

Çünkü Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey yeni ayrılıklar değil, mevcut demokratik birikimi büyütecek yeni bir siyasi akıldır.

Ve belki de gerçek çıkış yolu, yeni bir ev kurmaya çalışmak değil, mevcut evi geleceğe hazırlayabilmektir.