Yerelde yazılır, merkezde duyulmaz

Abone Ol

Bir şehir düşünün…
Gazetesi yazıyor.
Muhabiri koşturuyor.
Köşe yazarı uyarıyor.


Ama kimse duymuyor.


Sonra bir gün…
Aynı mesele “ulusal gündem” oluyor.
Televizyonlar bağlanıyor.
Sosyal medya kaynıyor.


Herkes şaşkın:
“Bu nasıl olur?”


Olur.
Çünkü olmuştu zaten.


Uşak’taki hadise…
Bir anda ortaya çıkmadı.
Bir gecede büyümedi.


Yerel medya yazdı.
Defalarca yazdı.
İsim vererek, belge koyarak yazdı.


Ama o yazılar, o şehir sınırını aşamadı.


Duvar vardı.
Görünmez ama kalın.


Türkiye’nin gerçeği bu.


Anadolu’nun birçok ilinde;
Gazeteler var.
İnternet siteleri var.
Gazeteciler var.


Ama ses yok.


Daha doğrusu…
Ses var, yankı yok.


Yerelde çıkan bir haber…
Ulusala ulaşmadığı sürece “iddia” olarak kalıyor.


Ulusalda yer aldığı gün ise…
Aynı haber “skandal” oluyor.


Aradaki fark ne?
İçerik mi? Hayır.
Zaman mı? Evet.
Gecikme…


O gecikmenin faturası ağır.


Sorun büyüyor.
Üzerine gidilmiyor.
Ciddiye alınmıyor.


Ve en önemlisi…
Güven aşınıyor.


Vatandaş soruyor:
“Madem bunlar biliniyordu, neden beklenildi?”


Cevap yok.


Yerel medya…
Aslında erken uyarı sistemi.


Ama kimse o alarmı duymuyor.


Duyulsa ne olur?
Birçok mesele büyümeden çözülür.
Yanlış yapan iki kere düşünür.
Kamu görevlisi daha dikkatli olur.


Yani…
Sistem kendi kendini denetler.


Sorun sadece medya sorunu değil.


Bir bakış sorunu.
Bir refleks sorunu.


Merkez, yerele bakmıyor.
Baksa bile geç bakıyor.


Oysa yapılacak şey basit:


Yerelde yazılanı küçümsememek.
“Bu sadece bir il haberi” dememek.
Her satırı ciddiye almak.


Çünkü bazen en büyük hikâyeler…
En küçük şehirlerde başlar.


Bugün Uşak konuşuluyor.
Yarın başka bir şehir konuşulacak.


Değişen sadece isim olacak.


Eğer alışkanlık değişmezse…


Yereli duyan bir merkez…
Yereli önemseyen bir siyaset…
Yerelden beslenen bir medya…


İşte o zaman tablo değişir.


Son söz:


Türkiye’yi anlamak isteyen…
Önce yereli dinlemeli.


Çünkü hakikat çoğu zaman
önce küçük puntolarla yazılır.