Yaz Sıcağında Taşıyıcı Anneler…

Abone Ol
Hayat tercihlerle gidilen bir yoldur. Seçmek kadar, seçmemek de bir tercihtir. 

Yaklaşık 15,5 milyon seçmen sandığa gitmemiştir. Sandığa gidip de geçersiz oy verenleri de bu sayıya ekleyiniz. 

Herkesin şahsi çıkarları önem ve değer arz eder. Ama genel başkanların çıkar ve beklentileri herkesten daha, daha, daha çok “önem ve değer” arz eder. Her tercihin bir risk oranı vardır. Risk alıp de sura bedel ödemeye gelince, yandan çark etmek Türk siyasetinde sık görülen bir davranış biçimidir. 

Basına yansıdığı kadarıyla (12 Ağustos 2014, Yurt Gazetesi, İdris Akyüz) CHP ve MHP’nin Genel Başkanları Deniz Baykal’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda anlaşmışlarken ne olmuştur da Ekmelettin İhsanoğlu aday gösterilmiştir? 

Ekmelettin İhsanoğlu tercihinin sebeplerini anlamak için siyaset bilimci olmaya gerek yoktur. Bu tercih, Erdoğan’ın ilk turda seçilmesini sağlayarak, küresel çetelerin toplum mühendisliği hamlesi şimdilik sonuç vermiştir. Ama bu hamlenin ne sonuçlara sebep olacağının irdelemek ABD&AB’nin kısa ve orta vadeli planlarını öngörmek için önemlidir.

Erdoğan’ın yeni konumunu irdelemeden önce bir başka konuya da değinmek istiyorum.

Yaşanan seçim sürecinde bir de Emine Ülker Tarhan’ın adaylık hamlesi vardır. E. Ü. Tarhan, aday olsa da seçilme olasılığı E. İhsanoğlu aday olduğu sürece mümkün değildi. Bunu söylemek için de siyaset bilimci olmaya gerek yoktur. 

Ancak Y-CHP Genel Başkanı için böylesi bir ismin adaylığına izin vermek demek, amiyane bir deyimle siyasi intihardan başka bir şey değildir. Anlaşılan Sayın Kılıçdaroğlu’nun görev süresi henüz devam etmektedir. 

Türkiye’de bırakınız parti genel başkanını, bir dernek başkanı bile kendisine rakip olacak bir ismi kendi hür iradesiyle desteklemez. Siyasi tarihimize bakınız, kendi halefini yetiştiren bir genel başkan bulamazsınız. Tek adam saltanatının dayanılmaz albenisi… “Ben bilirim, ben seçerim, ben ne dersem o olur… İtiraz eden de bertaraf olur…” Seçim kaybedip de istifa eden genel başkan gördünüz mü? 

Yapılacak ilk Kurultay’da kendisine karşı aday olacağı açıkça konuşulan Emine Ülker Tarhan’ın Kılıçdaroğlu tarafından aday gösterilmesine olur vermesi malum anlayışın doğasına aykırıdır. Ve Olmamıştır. 

Eğer hem E.Ü. Tarhan, hem de E. İhsanoğlu aday olsaydı bu durum sadece ve sadece Erdoğan için kaymaklı kadayıf olurdu. Hepsi bu… 

Sonuç… Öyle veya böyle Erdoğan ilk turda Cumhurbaşkanı seçilmiştir. PKK adayı Demirtaş’ın hedefi %10 korku barajını aşmaktı. Burun farkıyla %10 barajını geçemese de aldığı sonuç PKK tabanında kayda değer bir sinerji yaratmıştır. İstenen de buydu. 

Y-CHP ve MHP Genel Başkanları, özel görevlerini başarıyla tamamlayarak Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını sağlamışlardır. 

2002’de ani ve şahsi bir kararla DSP, ANAP, MHP koalisyonunu bozan da Bahçeli değil midir? Bu süreçte Kemal Derviş’in bazı üst düzey askerlerin de katkılarını unutmamak lâzım. 

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını sağlayan da MHP gurubunu Meclis’e girmeye zorlayan yine Bahçeli değil midir?  

Özet… Bazı isimler koltuklarını korumak uğruna küresel çeteler destek vererek hizmete devam edeceklerdir. Al gülüm, ver gülüm… Ben yoruldum, sen oyna…

Gelelim uzun bir zamandır ABD ile arası bal şeker olamayan Erdoğan’ın durumuna…

Obama’dan ABD ziyareti için randevu verilmeyen, Obama ile telefonla bile görüşemeyen Erdoğan’ın hangi taktik hamlenin bir parçası olarak Cumhurbaşkanı olmasına izin verilmiştir?

Küresel çetelerin planlarına uymakta şişkin egosu nedeniyle zorlansa da ondan daha uygun birisi henüz bulunamamıştır. Küresel çetelerin AKP’nin politikalarından değil sadece Erdoğan’ın durdurulamaz gidişinden rahatsız oldukları bir gerçektir. 

Burada Abdullah Gül etkenini düşünmek zorundayız. Erdoğan tarafından önce Cumhurbaşkanı adayı olması engellenmiştir. Erdoğan, AKP’nin kurucu koalisyon ortağı F tipi yapı ile gemileri yakmıştır. “Ne istediler de vermedim!” dediği “yapı” şimdi günah keçisidir. F tipi yapı ile yakınlığı bilinen Abdullah Gül’ün önce Cumhurbaşkanlığı adaylığı engellenmiştir. Şimdi ise AKP’nin başına geçmesi engellenmiştir. 

Gelinen noktada “Neler olacak şimdi?” sorusuna yanıt bulmak gerekmektedir. 

Erdoğan AKP için olası bir bölünme hareketini engellemek için var gücüyle çabalamaktadır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Anayasa ihlalinden bile çekinmeyen bir pervasızlık içindedir. Anlaşılan çok, ama çok acelesi vardır. Zamana karşı yarışmaktadır. Korku dağları bekler… Erdoğan apar topar Meclis’i tatile sokturarak soluk almak istemiştir. Bu erken tatil Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası sıkıntılı CHP ile MHP’nin de işine gelmiştir. Özellikle CHP yönetimi partideki yüksek tansiyonu düşürmek için bu tatili fırsat bilmiştir. 

Anayasa’nın “Cumhurbaşkanı seçilen kişinin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer” amir hükmüne rağmen Erdoğan AKP’yi yeniden düzenlemek için olağanüstü kongre kararı aldırmıştır. Hem de Çankaya’ya çıkacağı tarihten bir gün önce… 

Burada neler olacağını sıralarsak, Abdullah Gül ve ekibi ayrı bir parti kurarak veya hazır bir partiyi alarak AKP’yi bölerler. Bu yeni parti seçimlere kadar CHP ve MHP ile koalisyon yapar. Bölünen AKP’nin seçimlerle tek başına iktidar olması önlenir. Kurulacak yeni hükümet büyük bir olasılıkla koalisyon olacaktır. Kimin koalisyon ortağı, kimin de majestelerinin muhalefeti olacağına küresel çeteler karar verir. Halk medya üzerinden yönlendirilir, SEÇSİS de sonuçları bilgisayar üzerinden şekillendirir. 

Bunlar karşısında Erdoğan klasik bir Cumhurbaşkanı olarak kalır. ABD&AB ile ilişkiler yeni başbakan üzerinden yürütülür. 

Kadınlar ve iktidar…

Kadınların gerek bireysel yaşamlarımızda, gerekse sanat ve siyasette ne denli önem ve değer taşıdıkları tartışılmaz bir gerçekliktir. 

Takas ekonomisiyle başlayan ticaret, kapitalizme evrildikten sonra tüketim toplumunun oluşumunda da kadın faktörü en önemli belirleyicidir. Tüketim toplumunun en önemli hızlandıranı olan reklamlarda da kadın yine en öndedir. Kırmızı noktalı kasetler siyasetin yol haritasını değiştirirken de kadın en önemli silahtır. 

Erdoğan ve Gül çekişmesinde her iki eş, Emine ve Hayrünnisa Hanımlar arasındaki amansız rekabetin, neredeyse tek belirleyici oldukları hiç de inandırıcı değildir. BOP (Bölünmüş Ortadoğu Projesi) satrancının en önemli karelerinden olan Türkiye için tasarlanan hamlelerde de kadın faktörü önem ve değer taşır. Ama kadın tek belirleyici değildir. Küresel çeteler tarafından bir etki kartı olarak kullanılmaları ise oyunun arka bahçesidir. 

Abdullah Gül’ün AKP’nin başına geçme talebi Erdoğan tarafından reddedilmiştir. Gelinen noktada Gül’ün dokunulmazlık zırhı da kalkacağı için Erbakan’ın kayıp trilyon davası Erdoğan için bir suikast silahı olarak beklemektedir. Gül’ün garantiyi seven siyaset tarzı ekibi için fren unsurudur. Sütre gerisinden Erdoğan ile çarpışmak ise imkânsız olmasa da zordur. 

İskele sancak, şimdi neler olacak? 

Önümüzdeki günlerde nelerin sahneye konulduğunu hep birlikte göreceğiz. 2014 Bilderberg toplantısında neler konuşuldu ve ne kararlar verildi? 

Bu yılki Bilderberg toplantısı Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da Marriot Otel’de yapılmıştır. Toplantıya Türkiye’den Daimi Temsilci Mustafa Koç, Umut Oran (CHP Genel Başkan Yardımcısı), Prof. Dr. Nilüfer Göle (sosyolog), Cengiz Çandar, Ümit Taftalı (İnan Kıraç Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi)  katılmışlardır. Bir de yurtdışından katılan Türk varmış… Londra Büyükelçisi Ahmet Üzümcü (Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü Genel Sekreteri) 

Bu toplantıların gerçek gündemleri saklıdır. Ancak bu durumun gün geçtikçe geniş kitlelerce bilinmeye başlaması küresel çeteleri rahatsız etmiş olmalı ki Cengiz Çandar gizli saklı bir şey konuşmadıklarını içeren bir yazı yayımlamıştır. Erdal Şafak da Sabah Gazetesi’nde “komplo teorisi üretenler ve tüketenler” üzerine bir yazıyla şirinlik muskası kaleme almıştır. Eken biçer, gün gelir Erdal şafak da davet alır bu küresel toplantı için… 

Cengiz Çandar, Ortadoğu’daki gelişmelerin konuşulduğunu yazdığına göre, Türkiye de kaçınılmaz gündem maddelerinden biridir. 

Erdoğan’ın durumu için Bilderberg katılımcıları gizli gündemi ve konuşulanları söyleyemezler. Ama verilen demeç ve yazılar yaşanacak gelişmeler için pusula görevi yapacaktır. Ali Babacan’ın son on iki Bilderberg toplantısının müdavimi olduğu halde bu yıl çağırılmaması taktik bir hamle olarak değerlendirilmelidir. Yeni kurulacak AKP hükümetinde Babacan’ın yer almayacağının basına yansımasını da bir kenara not etmek gerekir. 
 
Sıcak yaz, sıcak bir sonbahara doğru koşar adım gitmektedir. Küresel çetelerin “taşıyıcı anneleri” ise yeni doğumlara gebedirler. Doğum nasıl olacak, düşük olasılığı var mı? Yaşayıp göreceğiz…