Yayılmacı Zamparanın Akil İşleri!…

Abone Ol
Kızı sinemaya götüren zamparanın ilk yayılma hamlesi, kolunu omzuna atmaktır.
 
Salona girerken aldığı patlamış mısırlarla kızı eliyle beslemektedir. Kız da eşek değil ya, o da “karşılıklılık ilkesi” gereği erkeği eliyle besler. Ve mısırlar hızla tükenir.
 
İkinci atak kızın elinin tutulmasıdır. Artık filme, el ele bakılmaktadır.
 
Sıra yayılmacı hamlenin üçüncüsüne gelmiştir. Deneyimli zampara, kızın bacaklarını okşayarak hedefine doğru ilerlemektedir.
 
Neler olacak şimdi?
 
Film için de filmin en heyecanlı yerindeyiz sayın seyirciler…
 
Kız, bacaklarını okşayan eli öteleyerek yayılmacı hamleyi durduracaktır. Zampara ise kızın elini yeniden tutarak kararlılığını gösterecektir.
 
Kız da ya elini verecektir ve bu kez yeni bir hamleye yol açacaktır ya da elini çekerek kesin kararını ifade edecektir.
 
Kızın yayılmacı hamlelere izin vermesi halinde film çıkışı, bazen de filmin sonu beklenmeden zampara erecektir muradına, kız çıkacaktır kerevete…
 
Film içinde film sahnesi de nereden çıktı diyeceksiniz?
 
BDP/PKK’nın Sinop ve Samsun’da yaptıkları yayılmacı hamlenin mikro ölçekte bir çağrışımıdır bu…
 
Sevr’in yeni uyarlaması BOP olarak dayatılmaktadır. Tanıtım filmlerinde bol miktarda “demokrasi, insan hakları, çok kültürlülük” vb ifadelerin kullanılması şehir devletlerine bölünecek Türkiye’nin durumunu Türk milletinden saklamaktır, oluşacak tepkileri sıfırlamaktır. Atı alan, ya da aldığını sananların koşusudur bu.
 
Ne demişti Eş-Başkan, “Alıştıra, alıştıra…” Kızı sinemaya götüren zampara gibi…
 
Prof. Dr. Emin Gürses “Karadeniz neden hedefte?” başlıklı yazısında (23 Şubat 2013, Aydınlık) yakın tarihte yaşananları hatırlatmaktadır.
 
Emin Gürses, yakın geçmişte Karadeniz’de çevre kirliliğine dikkat çekmek için yola çıkan gemide bulunan işadamı Rahmi Koç, fener patriği Bartholomeos ve misafirlerinin Trabzon’da karaya çıkma çabalarının halk arasında nasıl bir tepkiye sebep olduğunu hatırlatmaktadır.
 
Limanda toplanan bir grup eylem yapmış, teknedekiler kente giremeden uzaklaşmak zorunda kalmışlardır.
 
Emperyalizm ve işbirlikçilerinin nasıl ayrıkotu gibi olduklarını hiç unutmamak lazım… Kapıdan kovsanız bacadan girerler, bacayı tıkasanız anahtar deliğinden sızmaya çalışırlar.
 
Toplumsal belleğimizi diri tutmaya devam edelim mi?
 
Trabzon’da Santa Maria Katolik Kilisesi’nin rahibi Andrea Santora öldürülmüş, AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesi için Trabzon üzerinden bir zemin çalışması yapılmıştır. Toplumun psikolojik olarak teslim alınması, direncinin kırılması…
 
Gelem yayılmacı hamle Bartholomeos’un Trabzon’da müze olan Sumela Manastırı’nda ayin düzenlemesinin yolu açılmış, olası tepkiler sindirilmiştir. Ne ilginçtir ki ayin Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethettiği 15 Ağustos 1461’in yıldönümüne denk getirilmiştir.
 
2009 Aralık ayında Trabzon limanında Oruç Reis Fırkateyni’nde basın toplantısı yaparak “TSK’ya karşı psikolojik savaş yürütüldüğünü” söyleyen dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ bugün Silivri zindanında terörist olarak tutulmaktadır.
 
Türk milletinin milli tepkisini sindirmek, susturmak için yeni yayılmacı hamleler dizisi ayrıkotları gibi yayılmak istenmektedir.
 
17 Mart 2013’de bölücü Anayasaya karşı Türk milletinin mili refleks göstermesi için bir dizi eylem tasarlanmış ancak istenen katılım sağlanamamıştır.
 
İşte ABD ve AB merkezli bölücü hamlelere karşı milli refleks gösterilmesi gereken şehirler şu şekilde belirlenmiştir.

Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Bursa, Bingöl, Denizli,  Erzurum, Erzincan, Eskişehir,  Gaziantep,  İstanbul, İzmir, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Manisa, Mersin, Osmaniye, Sakarya, Tekirdağ, Yalova, İskenderun…
 
Sonuç bildiğiniz gibi…
 
Bu eylemlerin hiç mi etkisi olmamıştır? Olmuştur.
 
AKP’ye oy veren seçmende bir silkiniş başlamış ve bu durum anketlere de yansımıştır.
 
Karşı hamle ise gecikmemiştir. Yayılmacı zampara iş üstündedir.
 
İngiliz emperyalizmin hizmetkârı Damat Ferit Paşa’dan aldıkları ilhamla “Heyeti-Nasiha”nın 21. yüzyıl uyarlaması sahneye çıkartılmıştır. “Akil İnsanlar Heyeti”…
 
Bu hamleden bekledikleri amaç AKP’ye oy veren seçmeni ve toplumun diğer kesimlerini bölünme anayasasına ikna etmektir.
 
Emperyalizmin psikolojik savaş ve toplum mühendisliği tertiplerindeki en önemli silahı olan medya var gücüyle Türk milletinin direncini kırmaya çalışmaktadır.
 
Beş ve yedi yıldızlı otellerde toplantıya çağırılan seçme dernek, sendika temsilcilerine “analar ağlamasın, barış gelecek” drajesiyle “Akil” tarafından bölünmeye teslimiyet önerilmektedir.
 
Bu toplantılara katılanlar çoğunlukla yandaş, bölünmeye çoktan rıza göstermiş kurum ve kuruluşlardan seçilirken nasıl olduysa olmuş Antalya toplantısına Figen Özen de davet edilmiştir.
 
Bu daveti bana haber verirken “Her halde kafalarına saksı düştü!…” diyerek şaşkınlığını ifade etmiştir.
 
Yedi yıldızlı bir otelde, “Milletin kesesinden yiyin için, saltanatımız var bizim…” edasıyla yapılan toplantıda neler olduğunu ise Figen Özen Türk milletiyle paylaşarak malum medyanın topluma gösterdiği tiyatronun ötesinde neler olduğunu tarihe kayıt düşmüştür.
 
Yayılmacı zampara kandırmak istediği kıza patlamış mısır ikram ederek emellerine ulaşmaya çalışırken lüks otellerde kuş sütü eksik ikramlarla gelenler ağırlanarak toplum iğfal edilmeye çalışılmaktadır.
 
Figen Özen’in “İçimizdeki Hainler” adlı yazı dizisi, geleceğin tarihçilerine Türk milletinin duygu ve düşüncelerini özenle kayıt düşmektedir.
 
Türk milletini iğfal ederek, “İstiklal-i tam” azim ve kararını yıkmak isteyenleri bir yenilgi daha beklemektedir. Vah ki onlara…