YAŞLI ADAM...!

Abone Ol

Her sabah daireye geldiğimde, Osmancık Belediyesi’nin internet sitesinden başlamak üzere şöyle bir gündeme göz atarım. “Neden özellikle Osmancık Belediyesi’nin sitesi?” diye soracak olursanız; ilçemiz olması hasebiyle günlük vefat edenlerin listesini incelerim. Eğer vefat eden kişiyi tanıyorsam, onu dünden bugüne hayalimde canlandırır, geçmişten hatıralar devşiririm.
Bugün de her zamanki gibi internet sitelerini dolaşıyor, dikkatimi çeken haberleri okumaya çalışıyordum. Bir haber gözüme ilişti:
“Osmancık’ta eşekten düşen yaşlı adam öldü.”
Yaşlı adam ha...
Evet, yaşlı adam.
Oysa ben onu tanıyordum. Yakın köylerimizden birinin eski muhtarlarındandı. Daha öğrencilik yıllarımdan itibaren nerede karşılaşsak, “Yeğenim, nasılsın bakalım?” diye hal hatır sorardı. Bu samimiyetinden dolayı kendisini sever, saygı duyardım.
Birden hayalim beni otuz, otuz beş yıl öncesine götürdü. Kılık kıyafetine özen gösteren, temiz giyimli, sosyal yönü güçlü; halk tabiriyle efe duruşlu, boylu poslu bir insandı. Fakat şimdi haberlerde yalnızca şu iki kelimeyle anılıyordu:
“Yaşlı adam...”
Aslında beni etkileyen ölüm haberi değildi. Haber metnindeki bu iki kelime, “yaşlı adam” ifadesi, öyle derinden dokundu ki anlatamam. Gün boyu zihnimden çıkaramadım. Hatta teravih namazında bile peşimi bırakmadı.
Yirmi - otuz yıl sonrası gözümün önünden geçip durdu.
Ömrümüz olursa bir gün bize de “yaşlı adam” denecek.
Merhum Necip Fazıl’ın dediği gibi:
“Büyük randevu bilsem nerede, saat kaçta?
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?”
İnsanoğlu gerçekten ne garip bir varlık...
Doğar, bebek olur.
Büyür, çocuk olur.
Genç olur.
Olgunlaşır.
Yaşlanır.
Düşkünleşir.
Ve sonunda, sanki hiç yaşamamış gibi çekip gider.
Velhasıl hayat; doğumla başlayıp ölümle sona eren büyük bir mekteptir.
Her gün televizyon haberlerinde, gazete sayfalarında veya internet sitelerinde hayata dair sayısız haber görürüz. Kimi zaman sevinir, kimi zaman üzülür, kimi zaman da bir haber bizi uzun bir düşünce yolculuğuna çıkarır. Etkisinden günlerce kurtulamayız.
Ömür kifayet ederse yaşlılık her canlının kapısını çalacaktır.
Bir gün yaşlı bir amcayla sohbet ederken bana şöyle demişti:
“Ah evladım! Gençliğim geri gelse de yaşlılığın başıma neler getirdiğini bir anlatsam...”
Gerçekten de haberlerde sık sık şu ifadelerle karşılaşırız:
“Yaşlı adam eşekten düştü, öldü...”
“Yaşlı adama karşıdan karşıya geçerken araba çarptı...”
“Yaşlı adam maaş kuyruğunda fenalaştı...”
“Yaşlı adam evinde ölü bulundu...”
“Yaşlı adam yangın merdiveninden inemediği için hayatını kaybetti...”
“Yaşlı adam depremde yaşamını yitirdi...”
“Yaşlı adam çocuklarını şikâyet etti...”
“Yaşlı adam huzurevine yerleştirilmek istedi...”
“Yaşlı adam komşularının gürültüsüne dayanamadı...”
“Yaşlı adam yemek yaparken kendini yaktı...”
“Yaşlı adam doğalgazı açık unuttuğu için zehirlenerek öldü...”
“Yaşlı adam evlilik vaadiyle dolandırıldı...”
“Yaşlı adamı genç eşi terk etti...”
“Yaşlı adamı çocukları sokağa bıraktı...”
“Yaşlı adam emekli maaşını çaldırdı...”
“Yaşlı adam yalnız yaşadığı gecekonduda ölü bulundu...”
“Yaşlı adama devlet sahip çıktı...”
“Yaşlı adam önce eşini, sonra sağlığını kaybetti...”
İsimler değişir.
Mahir olur, Mahmut olur, Murat olur...
Ama Allah ömür verirse “yaşlı adam” sıfatı hemen herkes için kaçınılmazdır.
Çünkü nice amirler, memurlar, zenginler, fakirler; hayat yolculuklarının son durağında aynı isimle anılırlar.
Üstelik bazen yaşlı insanların alaya alındığına da şahit oluyoruz. Oysa bu son derece yanlış ve vicdansız bir davranıştır.
Bir milletin yaşlıları, o milletin en kıymetli hazinelerindendir.
Hızlı şehirleşmenin etkisiyle komşuluk ilişkilerinin zayıfladığı, kalabalıklar içinde yalnız insanların çoğaldığı günümüzde yaşlılarımıza sahip çıkmak; onlara huzurlu ve güvenli bir hayat sunabilmek hepimizin sorumluluğudur.
Özellikle afetlere hazırlık konusunda yaşlılarımız için uygulanabilir ve etkili tedbirler alınmalıdır.
Atalarımızın dediği gibi:
“Yaşlıların duvarda gördüğünü, gençler aynada göremez.”
Bu söz, yaşlılarımızın sahip olduğu tecrübenin değerini anlatmaya yeter.
Çünkü:
“En iyi okul tecrübedir; ancak okul masrafı biraz fazladır.”
Parklar, şadırvanlar, çay ocakları...
Yaşlı amcaların vazgeçilmez dostları...
Özetin özeti:
Hey gidi eski genç adam...
Şimdi sana da diyorlar ki:
“Yaşlı bir adam...”
Not: Eşekten düşerek hayatını kaybeden ve bu yazıyı kaleme almama vesile olan Osmancık Karaçay Köyü eski muhtarı Bayram Akbaş amcayı rahmetle yâd ediyorum.