Siyasette bazen taraf olmak zordur.
Ama taraf olmamak...
Çok daha zordur.
Hele de fırtınanın tam ortasında.
Cumhuriyet Halk Partisi'nde aylardır süren tartışmalar, aslında sadece iki ismin mücadelesi değildi.
Bir tarafta ilk günden itibaren safını belli edenler vardı.
"Ben Özgür Özel'le yürüyorum" dediler.
Kimisi haklı bulundu, kimisi eleştirildi ama en azından ne düşündükleri bilindi.
Diğer tarafta ise açık açık "Ben Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanındayım" diyenler vardı.
Onlar da risk aldılar.
Siyasi bedeli göze aldılar.
Kimseye kendilerini gizleme ihtiyacı hissetmediler.
Asıl mesele üçüncü grupta.
Ne evet...
Ne hayır...
Ne orada...
Ne burada...
Rüzgâra göre yön değiştirenler.
"Şiş kebap da yanmasın, kebap da pişsin" hesabı yapanlar.
Aylar boyunca sessiz kaldılar.
Bugün ise yeni bir cümle kuruyorlar:
"Biz CHP'de kalacağız ama Kemal Bey'le de mücadele edeceğiz."
İyi de...
Madem mücadele edecektiniz...
19 Mart'tan bu yana neden sustunuz?
Madem yönünüz buydu...
Neden kimse bunu sizden duymadı?
Siyasette hafıza zannedildiği kadar kısa değildir.
Parti tabanı özellikle böyle dönemleri unutmaz.
Çünkü insanlar fikir değiştirilmesini değil...
Gizlenmesini affetmez.
Dün sessiz kalıp bugün yüksek sesle konuşanlara her zaman aynı soru sorulur:
"O gün neredeydiniz?"
Bu sadece Ankara'nın hikâyesi değil.
Çorum'da da benzer bir tablo var.
Bugün tarafını yeniden tarif etmeye çalışanlar...
Dünün sessizliğini izah etmek zorunda kalacak.
Çünkü siyaset bazen konuşarak değil...
Susarak da kayıt tutar.
Ve tarihin en sert notları çoğu zaman yanlış tarafta duranlara değil...
Tarafını belli etmeyenlere düşülür.
Bir söz vardır:
"Tarafsızlık, bazen güçlüden yana olmaktır."
Bir başka söz daha var.
Taraf olmayanlar...
Günün sonunda çoğu zaman bertaraf olurlar.