Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) tarafından yayımlanan 2025 yılı 11. Diyabet Atlası, Türkiye’nin diyabetle mücadelede Avrupa’nın en kritik ülkesi konumuna yükseldiğini ortaya koydu. Rapora göre Türkiye’de 20–79 yaş aralığındaki her 6 yetişkinden biri diyabet hastası ve yüzde 16’lık yaygınlık oranıyla Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor.
Atlas verileri, diyabetin Türkiye’de artık yalnızca bireysel bir sağlık sorunu olmaktan çıktığını, toplum genelini etkileyen yapısal bir risk haline geldiğini gösteriyor.
Küresel tablo: Diyabetli sayısı 643 milyona ulaştı
IDF’nin verilerine göre dünya genelinde diyabetle yaşayan birey sayısı 643 milyon seviyesine yükseldi. Küresel artış hızının devam etmesi halinde önümüzdeki yıllarda bu sayının daha da yükseleceği öngörülüyor.
Türkiye özelinde ise diyabetin sağlık sistemine ve kamu maliyesine etkisi dikkat çekici boyutlara ulaştı. Bir diyabet hastası için yıllık ortalama sağlık harcaması 3 bin 19 dolar olarak hesaplanırken, toplam ekonomik yükün 29 milyar dolara çıktığı belirtildi. Bu tablo, diyabetin aynı zamanda ciddi bir ekonomik tehdit olduğunu ortaya koyuyor.
Diyabet neden hızla yayılıyor?
Raporda diyabetin artış nedenleri çok boyutlu şekilde ele alındı. Öne çıkan başlıca faktörler arasında fiziksel aktivite eksikliği ve hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız ve işlenmiş gıdaların yoğun tüketimi, obezite oranlarındaki artış, nüfusun yaşlanması ve hızlı kentleşme yer aldı.
Bunun yanı sıra genetik yatkınlık ile sosyoekonomik eşitsizliklerin de hastalığın yayılımında belirleyici rol oynadığı vurgulandı. Özellikle düşük gelirli ve dezavantajlı gruplarda diyabet riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çekildi.
Uzmanlar uyarıyor: Erken teşhis ve önleyici politikalar şart
Uzman değerlendirmelerinde, diyabetle mücadelede erken teşhis, sağlıklı ve dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve koruyucu sağlık politikalarının hayati öneme sahip olduğu vurgulandı. Etkin önlemler alınmaması halinde hem toplum sağlığı üzerindeki baskının hem de ekonomik maliyetlerin daha da artacağı uyarısı yapıldı.
Rapora göre atılacak adımlar, yalnızca bireysel sağlık kazanımları açısından değil, aynı zamanda Türkiye’nin uzun vadeli sağlık harcamalarını ve iş gücü kayıplarını azaltması bakımından da kritik önem taşıyor.