· Tarih Okumak ve Yaşadıklarımızı Yazarak Tarih Oluşumuna Katkı Yapmak
Türklerin İç Asya’daki yaşam alanlarını, dönemin ekonomi politik şartları bağlamında yaptıkları göç hareketlerini Anadolu’ya gelmelerini, burada buldukları kültürel birikimi de dikkate alarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma süreçlerini toplumsallaşma ve kamusallaşma bağlamında inceliyoruz. Diğer bir ifadeyle ele geçirilen yerlerin kısa sürede yurt kılınıp “Türkeli” diye ilan edilme süreçlerini kamusallaşma (kamusal alanın oluşması, ortak değerler ve kültürel miras etrafında birleşme) ve toplumsallaşma (farklı boy, soy ve toplulukların ortak bir kimlik altında bütünleşmesi) açısından incelemek ve güncellemek öncelikli hedefimiz.
· Fikri Topografya
Türkler göç yollarına göre baktığımız zaman Türk Aklının göçlerini, düşünce-yurt özdeşliğini (mahiyet) nasıl temellendirdiklerini, farklı isimlerle (hüviyet) kurdukları devletleri ve bunların etik-politik bir sistem üretme süreçlerini ve günümüze ne diyebileceği üzerinde durmaya çalışıyoruz.
Bunu önemsiyoruz çünkü “Tarih/geçmiş ile günümüz arasında uyum kurma” çalışması için tarihi iyi bilmek ve günümüzün evrensel fikrî birikimi ışığında rasyonel bir şekilde incelemek, aynı zamanda Türkistan-Türkiye irtibatının “fikri topografya”sını çıkarmak demektir.
Pazar günü (05.4.2026) Oymaağaç bağevine gittik, dönüşte Karapürçek köyüne uğradık, çünkü her yıl leyleklerin gelişini konar göçerlik simgesi ve düşünce-yurt özdeşliği olarak görürüz, ömrünün yettiğince her yıl aynı mekana gelir, evini-barkını (bu terim üzerine ayrıntılı araştırma yapmak gerek) komşularını görür. Meryem, leylekler geldi Mevlüt ağada uçmaya başlar der.
25 Nisan Lefkoşa’da Türk Düşünce Tarihinde üzerinde durduğumuz Doğu Akdeniz ve Kıbrıs üzerinden eko-politik gelişmelere dair bir sunum yaptım. 04. Nisan Ankara’da Türk Felsefesini Temalaştırmak üzerine doğrudan felsefeci arkadaşlarla müzakere yaptık.
25 Nisan’da Erzurum’da Selçuklu Osmanlı Türkiye Cumhuriyeti kültürel sürekliliğindeki “sırrı” Erol Göngör üzerinden keşfetmek üzerinde müzakere yaptım.
TESAM, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından 29-30 Nisan 2026’da düzenlenecek II. Uluslararası Türk-İslam Araştırmaları Sempozyumu’na sunulan bildiride 980 sonrası Türk İslam Sentezi ve Türk İslam Ülkesi kavramsallaştırmaları üzerinden bireysel ve toplumsal değişimlere dair okuduklarımı/yaşadıklarımı yazıp müzakere açtım, şimdi de orada özet olarak sunduğum metni bölümler halinde kamuoyuna açacağım. Çünkü artık tarihe salt okur olarak değil, bizatihi yaşayarak ve yazarak müdahil olduğum anlar (12 Eylül 1980 askeri darbesi, 28 Şubat 1997 post modern darbe ve 15 Temmuz 2016 darbe kalkışması) bireysel değişim ve dönüşümüm açısından müzakereye açacağım.
· Seyyid Ahmed Arvasi ve Türk-İslam Ülküsü
Seyyid Ahmed Arvasi, insan-ı kâmil tasavvuru "Kendini Arayan İnsan" bağlamında inceler. Günümüzün Yesevîsi diye sunulmasının gerekçesi “kendini bilen, Rabbini bilir” önermesiyle açıklamasından olsa gerektir. Bu önerme, felsefe tarihinde rasyonalist ve idealist temsilcisi Sokrates’in “Kendini Tanı” ilkesinin İslam felsefesinde “Kendini Bilen Rabbini Bilir” önermesine dönüştürülmüş şeklidir. Çünkü kendini bilmek ve tüm güzelliklerin Allah’ın tecellisi olduğunun idrakinde olmaktır. İnsan başkasının teninde kendini bulamaz, kendini gerçekleştiremez. Bu bakış açısı Yesevi’nin Türkistan’da yaktığı çerağ ile Ata yurdumuzu aydınlatmış, onu Anadolu’ya taşıyan Yûnus Emre olmuştur. Emre, “İnsan âlemdir…Âlem insanda saklıdır” önermesiyle bunu ifade eder. Bildirinin konusu açısından Arvasi kendini arayan Anadolu insanının bu bilinçlilik haline Türk-İslam ülküsünde bulduğunu iddia eder ve bunun “Türk-İslam sentezi” olmadığını vurgular. Bu iki kavram özellikle 1980 ihtilali sonrasında Türk Milliyetçiliğinin siyasal ayrışması açısından önemlidir. Çünkü Arvasî’nin Türk-İslâm Ülküsü adıyla bir seri şeklinde yayımlanan eserlerine bakıldığında Ülkücü hareket ve Türk Müslümanlığı tasavvurunda teorik bir ayrım noktasına işaret ettiği düşünülür. Arvasî’nin biyolojik ırk” ve “İçtimaî ırk” ayrımı üzerinden Türk- İslâm Ülküsü ile Alparslan Türkeş Türk- İslâm sentezi, BBP ve Nizam-ı Alem Ocakları ile MHP ve Ülkü Ocakları arasında bir farklılaşmanın başladığı iddia edilmektedir.
Bu metnin öncelikli hedefi, “Türk-İslam Ülküsü” ve “Türk-İslam Sentezi” ifadeleri arasındaki ayrım Türk Milliyetçiliğinin siyasi arenadaki (MHP-BBP) ayrışmasının da bir nevi teorik temellerine gönderme olarak düşünülebilme olasılığını müzakereye açmaktır.
Diğer bir ifadeyle Arvasi “Türk İslâm Ülküsü Sosyal Bir Gerçeklik” ve milli bir emanet, bir ülkünün adı olarak görür. Emanet derken de, Türk, Arap ve Fars kültürlerinin, İslâm inancı ve ahlak öğretisiyle olan birlikteliğine dayanan İslâm medeniyetini anlar gözükmektedir. Günümüzde Fars/Şiî- Arap/Selefi çatışmasının İslâm dünyasına verdiği tahribatı açısından bu tespitin tutarlı olup olmadığı üzerinde durulurken Türk-İslâm Sentezi fikrinin XIX. yüzyıl ortalarında Namık Kemal ve Ziya Paşa kuşağına yani Yeni Osmanlılar’a kadar giden sürecine vurgu yapılacaktır.
Metnin uzak hedefi ise Arvasi’nin “ İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri” herhangi bir ayrışmaya düşmeden Türk Milletine sunmayı düşündüklerinin tutarlı olup olmadığını ve uygulanma ihtimalini tartışmaktır. Çünkü Arvasî’nin Türk-İslâm sentezi yerine Ahmet Er’den mülhem Türk-İslâm Ülküsü diye öneride bulunması, buna dair temellendirmeleri ve “İleri Türk Milliyetçiliği” diye sunduğu ilkelerin genellikle sağ muhafazakar kesimin tamamına hitap edip etmediği hususu yeterince müzakereye açılmadı.
Arvasî’nin “İleri Türk Milliyetçiliği” bağlamında ele aldığı hususlar ayrıntılı incelenecek, günümüzde önemli travmalar yaşayan aile sistemimiz üzerinde durması, onun ekonomik soyla ve kültürel açıdan kuvvetlendirilmesi, okulların yeniden düzenlenmesi, üniversitelerin Türkiye'nin ekonomik, sosyal, kültürel ve politik problemlerine çözüm bulacak üstün nitelikli insan yetiştirmesi, özelliklede Türkçe'nin geliştirilmesi ve yabancı etkilerden korunması fikirlerinin olası etkilerini ve sonuçlarını günümüz neslinin dikkatine sunulacaktır. Bu açıdan aynı zamanda bir “Otobiyografi Denemesi” olan bu metin Yesevi üzerinden Türk Müslümanlığı tasavvuru ve Ziya Gökalp’in “Büyük Oğuz İttihadı” tasavvuru bağlamında Türkçe Felsefe ve Türk Felsefesi vurgunu güncellemeyi hedeflemektedir.
Gelecek yazı; Seyyid Ahmed Arvasi ve Türk-Ülküsü
((Not: Bu metnin özü, Türk-İslam Ülküsünün Büyük Mütefekkiri Seyyid Ahmed Arvasi Bilgi Şöleni ( 20.05.2024) için “Kendini Arayan İnsan"Seyyid Ahmet Arvasî’ye Göre " İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri" temalı hazırlanmıştı. Yaklaşık üç yıl önce hazırlanmaya başlamıştı. Etkinliğin ertelendiği bilgisi gelince bende yaşadıklarım/okuduklarım üzerinden çalışmaya devam ettim. Arkadaşlarımla ve bir sonraki nesilden duyarlı gençlerle müzakeresini yaptım. TESAM, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından 29-30 Nisan 2026’da düzenlenecek II. Uluslararası Türk-İslam Araştırmaları Sempozyumu’na ana hatlarıyla sundum, dipnotsuz olarak kamuoyuna bir seri olarak sunup, ardından kitap haline getireceğim nasipse. Eleştirel katkılarınızı beklerim. mevlutuyanik@gmail.com)
Mevlüt Uyanık
Prof.Dr., Hitit Üniversitesi;
Çorum Aydınlar Ocağı Başkanı