Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum

Çorum Haber

Çorum Haberleri

Çorum Belediyesi

Çorum Valiliği

Çorumspor

Çorum Gazetesi

Çorum Gazeteleri

Ahmet Ahlatcı

Çorumhaber

Corum

corumhaber

Çorumhaber

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Haberleri oku

Sungurlu

Alaca

Osmancık

Sungurlu

İskilip

Kargı

Habercim19

habercim19.com

corumhaber.net

corumhakimiyet.net

çorum time

corum time

çorum valilik

Çorum Belediye

Çorum Belediyespor

Yeni Çorumspor

Çorum Yerel

ÇorumYerel Ekonomi

Çorum Ahmet Ahlatcı

Ahmet Ahlatcı

Çorum Ak Parti

Çorum CHP

Çorum İyi Parti

Çorum MHP

Çorum Gelecek Partisi

Çorum DEVA

Çorum Saadet Partisi

Ahmet Sami Ceylan

Cahit Bağcı

Agah Kafkas

Salim Uslu

Tufan Köse

Oğuzhan Kaya

Kenan Nohut

Ali Haydar Tanrıverdi

Hacı Odabaş

Yusuf Ahlatcı

Mustafa Tahtasız

Çorumluyuz

Çorumlu Amir

Çorumlu

Çorumda

Çorumdan

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Yayla Haber

Çorum Yayla Haber

Çorum Haber

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Yerel

Çorum Yerel Gazete

Çorum
Corum
Çorumhaber
Corumhaber
çorum gazetesi
çorum gazeteleri
çorum haberleri oku

02.12.2019, 10:06 800

TOPLUM KAYBEDENLERLE DOLU AMA....

Yurt turnemiz kapsamında Şanlıurfa, Bingöl, Adana, Mersin derken Malatya'dan yürek dolusu sevgi ve selamlarımla.

Bugüne kadar ısrarla makale, kitap, sohbet ve konferanslarımda hep içimize hicret edip ne arıyorsak orda bulmamız gerektiğini, kader dediğimiz yaşamsal serüvenimizin hazır bir senaryo olmadığını ve kaderimizin alnımıza değil ellerimize yani çabamıza bağlı olduğunu, bu yüzden de ilkin insan sonra da iman iddiasındaki insanlar olarak sürekli çabalayarak herkes için “güven adası” olmamız gerektiğini ısrarla anlatan biriyim.

Celalettin-i Rumi’nin “çiviyi çakmak için defalarca vurmak gerektiği” ikazından yola çıkarak ısrarla işlediğim bu konuyu “kişisel gelişim” olarak algılayıp kendini bu kitaplara adayan okuyucu ve takipçilerim olduğunu attıkları dm ve maillerden öğrenince çok şaşırmıştım.

Zira arz etme çabası içinde olduğum konu ahsen-i takvim yani en güzel surette yaratılan insanın içine tek başına tüm dünyayı kurtarabilecek iyilik potansiyeli yüklendiği gibi aynı insanın içine yine tek başına tüm dünyayı yok edebilecek bir kötülük potansiyeli yüklenmiş olduğu gerçeği idi.

Hatta bu konuyu pekiştirmek için iki uç örnek vermiş, tek başına dünyayı iyiliğe ve güzelliğe sevkedebilme konusuna Alemlere rahmet olanı örnek göstermiş, özellikle Mekke’nin fethinde affetmenin azizliğine sığınarak gönülleri nasıl fethettiğini anlatmış; karşıt örnek olarak da milyonlarca yahudiyi fırınlarda diri diri yakıp küllerinden sabun yapan Hitler örneğiyle insanın ne kadar canavarlaşabileceğini anlatmıştım.

Öyle ya Adem’e olan kini nedeniyle O’nu ve neslini yoldan çıkarmaya çalışan İblis, aslında tam da bu yolla kendisinin yoldan çıkış gerekçelerini aynıyla ve hatta daha da fazlasıyla insanlara yüklemeye çalışıyor. Bu nedenle olsa gerek ki yoldan çıkmamak, İblis’in vesvese tuzağına düşmemek ve nefsimizi vicdanımıza imam kılmamak adına en temel rızıklar olan aklın, vicdanın ve iradenin hesabını verebilir hale gelmek gerekiyor.

Ancak, bu muhasebe içinde kendilerine verilen en büyük rızkın yaşamın ta kendisi olduğunu anlamayan insanlar, çevrelerindeki sayısız ‘var’ yerine sayılı olan ‘yok’u görüyorlar ve kendilerini bir et yığını olarak gördükleri için de “rızık” deyince sadece suyu ve günlük iaşeyi anımsıyorlar.

Oysa akledebilen bir kalbin anladığı rızık hayatı okuyabilmek ve bu okuyuşla baştan aşağı yaratılmışa hizmet aşkı ile donanabilmek,yani ruhun rızkı olan hak, hakikat ve adalete şahitlik edip onu zamanın göğsüne yayabilmektir.

Dünyaya sahip olmak için değil şahit olmak için gelmiş olmamızın idrakiyle tüm varlığımızı inancımıza şahit kılmak adına bize eşref olarak yaratılmamızın şerefiyle bahşedilen akıl,vicdan ve irade gibi nimetlerin hakkını eda etmek adına bir tefekkür sofrası açıp zihin torbalarımızı doldurmaya çalışalım istiyorum bu yazımda;

Hepiniz takdir edersiniz ki, uygun ortama kavuşuncaya kadar tüm tohumlar toprak altında uykuda sayılır. Tohumların uyanması; içine gizlenen rahmetin harekete geçip kabuğu çatlatabilmesi için havaya, suya, ışığa ve illa da ilgi, istidat ve kabiliyetlerince işleyecek bir ele ihtiyaç var. Kabuğunu çatlatamayan tohumun bin yıl toprakta da kalsa filizlenemeyeceğinin de farkında olarak “kelimeyi ruh ile buluşturma” adına “kişisel gelişim” konusuna değinmek gerekiyor sanırım bu noktada.

Artık bir özenti haline gelen “kişisel gelişim” kitaplarını okudum mu? Evet, sanırım onlarcasını. “Kişisel gelişeyim”, “başarılı olayım”, “mutlu olayım” yönünde hemen hepsi birbirinin aynı tavsiye ve nasihatler içeren bu kitaplardan bişey kazanabildim mi? Bu soruya cevabım kesinlikle hayır.

Neden? Çünkü insanda zaten var olan egoya hizmet edip insanı bencilliğin dipsiz kuyusuna yuvarlıyor.

Peki nasıl? Hep beraber bakalım;

Kişisel gelişim sistemi “Looser” dedikleri insanlar üzerine kurulu.

Kim bunlar?

Kaybedenler.

Çünkü toplum kaybedenlerle dolu. Toplumsal olarak yaşadığımız ardı arkası kesilmeyen travmalar bir tarafa geçim telaşı, kalmayan hesap korkusu, üstü örtülen vicdan kavramı, kaybolan feraset, biten basiret ve en önemlisi de hayata marifet gözüyle bakmayı kaybedişimiz “kaybedenler”in grubuna her geçen an binlercesini ekliyor. Buna bir de iman ettiğimiz kapital dininin en önemli emri olan “tüketim” çılgınlığını da ekleyin, bakın o zaman “kaybedenler klubü” gözünüzde nasıl canlanıyor!

Peki bu kitaplar neyi geliştiriyor veya bu sistem gerçekte neye hizmet ediyor?

Filmlerde, dizilerde başarılı iş adamları, onların hayatları, arabaları, evlilik dışı ilişkileri, saatleri, pahalı cep telefonları, içkileri, partileri...

Amaç ne?

Özenti yaratmak! Dikkat edin tüm senaryolardaki insanlar genç, mutlu ve varlık içinde yüzüyorlar. Toplumdaki varlıkları % 1 oranında. Toplumun geri kalan % 99’u “kaybeden”, sıradan işlerde, sıradan hayatlar yaşayan, günlük telaşlarda hayatlarını erteleyen ve en önemlisi de kendilerine borçlu kalan insanlar.

Tam da bu noktada “ben nasıl onlar gibi olabilirim?” mücadelesi başlıyor ve onlara nasıl başaracaklarını anlatan sihirli formüller devreye giriyor. Krem sürerek güzelleşeceklerine, kitap okuyarak başaracaklarına inanan insanlara mucizevi seminerler yapılıyor, kitaplar satılıyor. Seminerlerde de, kitaplarda da, reklamı yapılan ürünlerde de her şey pozitif enerji üzerine kurulu.

Oysa seminerden çıktığında ya da kitabı kapattığında dönüp bakıyorsunuz, hayatın içinde mutluluk olduğu kadar mutsuzluk da var; sevinç olduğu kadar gözyaşı da var. Ama hayatın olumsuz kısmının üstü örtülüyor ve hep bir mutluluk hormonu salgılanıyor bu sistemde.

Lütfen bir süpermarkete gittiğinizde aklınızda bulunsun.

Çocuk bezlerinin satıldığı reyona gidin. Üzerinde bin bebekten birinin olabileceği kadar güzel bebekler ve yüz bin anneden birinin olabileceği kadar güzel genç anneler birbirlerine sarılmış gülmüyorlar mı?

Şimdi de tezgâhın alt köşe raflarına bakın, orda da yetişkin bezleri var. Ama onun üzerinde altını bağlamak zorunda kalacağınız, yaşlı bitkin adamın, kadının resmi yok, Neden sizce? Her bebeğin girdiği evde bir tane de o yaşlıdan olamaz mı?

Numaraları bu işte.

Filmlerde, kitaplarda, gazetelerde o yaşlı insanlar var mı, yok maalesef. Olacaklar mı, hayır! Çünkü hedef belli.

Her şey kendinden,hayatından memnun olmaman; başka biri olmak istemen üzerine kurulu. Modellediğin adam,kadın gibi olmak, onun gibi giyinmek, saçını onun gibi boyatmak, onun gibi içmek ve hep markaları konuşmak.

Hayatından tatmin duyan, kendinden memnun birisi çılgınca satın alır herşeyi kolayca tüketir mi?

Asgari ücretle geçinen, çocuğunun ayağında ayakkabısı olmayan ama elinde aylık maaşının beş katı telefon kullanan bir zihni tarife kelimeleriniz yetiyor mu? Benimki yetmiyor maalesef.

Bakın ülkemizdeki anti-depresan ilaçların son yıllarda anbiyotikleri bile sollayan satış grafiğine ne demek istediğimi daha net anlarsınız.

Peki tüm bunları alt alta topladığınızda amaç ne?

İkiz kulelere saldırdıklarında, başkan Bush “bu Amerikan yaşam biçimine bir saldırıdır” demişti. Çok ilginç bir cümle değil mi? Ülkeme, yurduma, insanıma demiyor; “Amerikan yaşam biçimine” diyor. Gelecekteki sistemi neyin üzerine kuracakları belli mi, bence belli.

Bu ülke her üç dakikada bir, bir kadına tecavüz edilen bir ülke. Her dört saniyede bir suç işleniyor. Geceleri kimse sokağa çıkamıyor. Zencilerin nasıl aşağılandığını görsek inanamayız ama dünyaya “yaşam biçimi” satıyorlar.

Yaşam biçimi dedikleri şey ne? Tek kültür oluşturma sevdası.

“İmkân mı imtihan mı” başlıklı yazımda sosyal medya için harcanan milyar dolarların bu amaca nasıl hizmet ettiğini istatistiki verilerle açıklamıştım.

Bütün sistem bunun üzerine kurulu. Dünyada 1,5 milyar aç , 640 milyon evsiz insan varken yaşı henüz 236 olan İngiliz müsveddesi ABD’nin 350 milyar dolar dış gelir fazlasının yarısı bilgi teknolojilerinden, windows falan, diğer yarısı silah satışından geliyor. Eğer geniş çaplı savaşlar olmazsa, bu geliri kaybedecekler. Afganistan ve Irak’ın işgali olmasa, ekonomilerinin zora gireceğini tüm ekonomistler söylüyor.

Anımsıyorum, New Orleans’ta bir kasırga yaşadılar, herkes birbirinin evini dükkânını yağmaladı. Durduramadılar, insanları vurdular yağmayı durdurmak için. Bugün bizde Allah korusun öyle bir şey olsa, herkes birbirine yardım eder. Biri hastalansa herkes çorba götürür. Çünkü bizi biz yapan değererimiz ne olursa olsun ne yaşarsak yaşayalım halen diri çünkü bir çok insanımızda.

“Kişisel Gelişim” süsü altında bencilliğe giden yolun haritasını çizip kendine mahkum eden bu zihniyet ile vereceğim tek örnek asıl gelişim hamlesinin “üstün ırk” paranoyasından kaynaklı olduğunu bir kez daha gözler önüne serecek nitelikte;

Sudan’da, tüm Afrika’ya AIDS ilaçlarının jenerik ilaçlarını imal eden bir ilaç fabrikası vardı. Bugün Afrika’nın üçte biri AIDS’li çünkü. Müthiş pahalı ilaçları alma ihtimalleri yok; zira yiyecek ekmekleri yok, AIDS ilacını nasıl alsın?

Sudan’daki fabrika Robin Hood gibi tüm Afrika’nın ilaç ihtiyacını karşılıyordu. ABD hükümeti açıklama yaptı: “Burası bir kimyasal silah üretim merkezidir.” Bunun üzerine Sudan hükümeti fabrikayı aynı gün herkesin kontrolüne açtı. Gazeteciler, silah uzmanları fabrikayı gezdiler ve rapor verdiler. “Burada kimyasal silah üretimi yapılamaz” diye. Sudan hükümeti açıklama yaptı: “Burada üretilen ilaçlara Afrika’nın çok ihtiyacı var. Fabrikamız Birleşmiş Milletler uzmanlarının denetiminde çalışabilir” diye. Amerikalılar işin sarpa sardığını görünce, ABD uçakları bir gecede fabrikayı yok ettiler.

Ez cümle sevgili dostlar okuyacağımız kitapların, izleyeceğimiz filmlerin, dinleyeceğimiz şarkıların bile başkaları tarafından kumanda edildiği bir sistemin içinde “kişisel gelişim” safsatasına para harcamayın ve bilin ki siz bir başkasına benzediğiniz kadar değil, kendiniz olduğunuz kadar mutlu olacaksınız. Bencillik çukuru içinde debelenerek değil yaratılmışa sahip çıktıkça, var olanı onunla paylaştıkça huzurun eşsiz tadını yudumlayacaksınız.

Atın kendinizi bir Çocuk Esirgeme Kurumuna veya bir yoksulun, düşmüşün, yaşlının, yalnızın, yolda kalmışın yanına. Paylaşın derdini, giderin sıkıntısını. O an yanağınıza konacak sıcak bir öpücük, gönüllerdeki gülümseme, davranışlardaki samimiyet sizi “kişisel olarak” çok geliştirecektir emin olun.

Müebbet muhabbetle…

Yorumlar (0)

25°
açık
Namaz Vakti 13 Temmuz 2020
İmsak 03:21
Güneş 05:14
Öğle 12:51
İkindi 16:48
Akşam 20:18
Yatsı 22:03
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 31 66
2. Trabzonspor 31 62
3. Sivasspor 32 57
4. Beşiktaş 31 53
5. Galatasaray 32 52
6. Alanyaspor 32 51
7. Fenerbahçe 32 50
8. Gaziantep FK 31 41
9. Antalyaspor 32 41
10. Göztepe 32 39
11. Kasımpaşa 31 36
12. Gençlerbirliği 32 36
13. Malatyaspor 31 32
14. Denizlispor 31 32
15. Çaykur Rizespor 31 32
16. Kayserispor 31 31
17. Konyaspor 31 30
18. Ankaragücü 32 29
Takımlar O P
1. Hatayspor 33 63
2. Erzurum BB 33 59
3. Adana Demirspor 33 58
4. Akhisar Bld.Spor 33 57
5. Bursaspor 33 56
6. Fatih Karagümrük 33 53
7. Altay 33 51
8. Keçiörengücü 33 47
9. Ümraniye 33 44
10. Giresunspor 33 44
11. Menemen Belediyespor 33 43
12. İstanbulspor 33 40
13. Balıkesirspor 33 38
14. Altınordu 33 36
15. Boluspor 33 30
16. Osmanlıspor 33 27
17. Adanaspor 33 21
18. Eskişehirspor 33 12
Takımlar O P
1. Liverpool 35 93
2. Man City 35 72
3. Chelsea 35 60
4. Leicester City 35 59
5. M. United 34 58
6. Wolverhampton 35 55
7. Sheffield United 35 54
8. Tottenham 35 52
9. Arsenal 35 50
10. Burnley 35 50
11. Everton 35 45
12. Southampton 34 44
13. Newcastle 35 43
14. Crystal Palace 35 42
15. Brighton 35 36
16. West Ham 35 34
17. Watford 35 34
18. Bournemouth 35 31
19. Aston Villa 35 30
20. Norwich City 35 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 35 80
2. Barcelona 36 79
3. Atletico Madrid 36 66
4. Sevilla 36 66
5. Villarreal 35 57
6. Getafe 35 53
7. Athletic Bilbao 36 51
8. Real Sociedad 35 51
9. Valencia 36 50
10. Granada 35 50
11. Osasuna 36 48
12. Levante 36 43
13. Real Betis 36 41
14. Real Valladolid 36 39
15. Eibar 36 39
16. Celta de Vigo 36 36
17. Deportivo Alaves 35 35
18. Leganés 36 32
19. Mallorca 36 32
20. Espanyol 36 24
banner2034
Arşiv

Gelişmelerden Haberdar Olun

@
Bumerang - Yazarkafe