Bugün Türkiye'de ve dünyada yaşanan birincil çelişme, emperyalizm ile ulus devletlerarasında yaşanmaktadır.
Toplumun gündelik yaşamında onu kıskaca alan, soluksuz bırakan ise önce ekmek meselesidir. Yoksullaştırılan halk kesimleri, özellikle son sekiz yıllık dönemde adeta sadaka ile geçinmeye mecbur edilmiştir. Bir taraftan da Cumhuriyetin kazanımları olan ekonomik yapı, ABD'nin maaşlı memuru, Kemal Derviş'in de katkılarıyla çökertilmiş, ülke açık pazara haline getirilmiştir. Başınızı hangi yöne çevirseniz dış alım ürünlerle karşılaşmaktasınız.
Günümüzde cari açık, % 146, hayır yanlış okumadınız, % 146 artmış 160 Milyar dolara ulaşmıştır. Hal böyle iken Türkiye'nin büyüme hızından bahsetmek son derece trajikomik bir olaydır.
Halka verilen ha ayni yardım olmuş (nohut, bulgur, salça ve kömür) ha nakdi yardım olmuş (her aileye 600 TL.) ana fikir aynıdır. Balık dağıtmanın cinliği... Üretimi yadsıyan, rant ile yaşamaya tutsak bırakma... Sadaka ile oy tercihine zorlama...
İhracatın %74'ünün ithalata bağlı olması ise ekonomide yaşanan sefaletin bir başka yüzüdür. Dikkat buyurun lütfen her türlü yandaş medya sadece ihracat rakamlarını yazmakta ithalattan hiç söz etmemektedir.
Bir taraftan da devrimle kurulan ulus devlet, onu oluşturan milliyetlere ayrılarak (federasyon) Sevr yeniden Türkiye'ye dayatılmaktadır.
Ülkede iç savaş çıkartılması için yapılan tertipler ne yazık ki prova aşamasına geçmiştir.
Hızla dış müdahaleyi davet ettirecek aşamaya gitmektedir. Daha dün, kapı komşumuz Suriye'deki çıkan ve/veya çıkarılan karışıklar için Dışişleri Bakanı NATO'nun müdahalesini önermiştir. Genişletilmiş Kuzey Afrika ve Ortadoğu Projesi doludizgin at oynatmaktadır. Etrafımızdaki çember daralmakta ayaklandırılma sırası Türkiye'ye gelmektedir.
Toplum bunaltılarak aman iç savaş çıkmasın da, "ekonomik istikrar" bozulmasın da baskılanmasıyla federasyon üzerinden bölünmeye razı edilmeye çalışılmaktadır. Tıpkı 12 Eylülü 1980 öncesi anarşik olaylar tırmandırılarak ABD’nin “Bizim çocuklar...” dediği darbecilere toplumun desteğinin sağlandığı gibi…
Tek çözüm milletin tek çatı altında birleştirilerek yeniden Tam Bağımsız Türkiye mücadelesinin verilmesidir.
Bu mücadelenin lokomotifi olan işçi sınıfının kamu çalışanlarının temsilcisi olan sendikaların başına çuval geçirilmiş ve Türk-İş, DİSK, Hak-İş, KESK AB muhibbi haline getirilerek trenin lokomotifi raydan çıkarılmıştır.
Siyasi partiler ve dernekler üzerinde iç operasyonlar yapılarak tepe yönetimler ABD ve AB yörüngesine oturtulmuştur.
TSK Ergenekon, Balyoz, Kafes vb tertiplerle etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır.
Hal bu merkezdeyken yapılacak millet örgütlenmesinin tabandan başlayarak inşası tek çıkış yoludur.
Eğer yaşanan rahatsızlığa bu teşhisi koymadan tedaviye başlanırsa hasta her tarafını saran kanserli hücreler tarafından ele geçirilecek, ölüm mukadder olacaktır. Son dönemde yaşanan güç birliği sürecini hatırlayın lütfen... Bu kısa dönem ise ayrı bir yazı konusu olacak kadar uzundur.
Vatanı olmayanın ekmeği de olmaz, özgürlüğü de... Toplumda bir dönem pek yaygın olan “Ben ekmek partisindenim…” ifadesinin boy atıp başağa durmasıdır sadaka ekonomisi…
Ey Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı... Bilmem anlatmayı az da olma başarabildim mi? 13 Haziran'dan sonra, testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olacaktır.
Önemli olan testiyi kırmadan taşımaktır. Ancak partilerin aday listelerinde görünen odur ki, su çatlak testilerle taşınacaktır.
Dökülen sular er, geç mecrasını bulacak ve tüm süprüntüleri deliğe değil ama Akdeniz'e dökecektir.