SİZ BİRAZ DAHA SABREDİN ÇOCUKLAR, BİZ GELECEĞİZ

Siz sabredin çocuklar, biz Kurban Bayramı’ndan yeni çıktık, dizi çekimlerindeyiz, tiyatrolardayız.

Abone Ol

Vakıflardayız, derneklerdeyiz, yardım kermeslerindeyiz.

Bir yandan da kendi kendimize soruyoruz:

“Bu savaşlar nereden çıktı şimdi?”

Oysa hesaplarımız vardı.

Kariyer planlarımız, makam beklentilerimiz, mevki mücadelelerimiz...

Araba fiyatları da düşüyormuş üstelik, üstüne altın fiyatları da düştü savaştan dolayı.

Ama biz sosyal medyada sizi görüyoruz.

İyi ki internet var.

Acınızı yüksek çözünürlükte izleyebiliyoruz.

Az önce bir video daha düştü ekranımıza.

Yunus’un tabiriyle bir “gök ekin”

Bir bomba, bir çocuğun gözlerini alıp götürmüş.

Çocuk henüz göremediğini anlamamış.

“Anne, neredesiniz?” diye sesleniyor.

Sonra öfkeyle:

“Lanet olsun Yahudilere!” diyor.

Sesinde ağlamak var.

Öfke var.

Yorgunluk var.

Bıkkınlık var.

Biz de yorgunuz nazlı kuzum.

Akşam yemeğini fazla kaçırınca çay keyfi yapamıyoruz mesela.

İşlerimiz yoğun.

Özellikle bu aralar çok yoğun.

Trafik çekiyoruz.

Birbirimizi çekiştiriyoruz.

Biraz da dedikodu yapıyoruz.

Ama sizi görünce içimiz acımıyor da değil. Biz suçlu da değiliz aslında.

Ekranlarda her gün gösterilen görüntüler, her gün yinelenen acılar bizi yavaş yavaş duyarsızlaştırdı.

Sizin çığlıklarınıza,

Sizin yaralarınıza,

Sizin ölümlerinize...

Siz biraz daha sabredin çocuklar.

Biz yardım çadırlarının önünde fotoğraf vermekle size kurban bağışları yapmakla meşgulüz.

Belki size hiç ulaşmayacak yardımlar için kampanyalar düzenliyoruz.

Vicdanımızı rahatlatacak kadarını yapıyoruz.

Sonra dönüp hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ama galiba mesele yalnızca susmak da değil.

Mesele, sizi bizim çocuklarımız kadar çocuk saymamamız.

Çünkü ekranlarımızdan her gün aynı görüntüler akıyor:

Beden bütünlüğü bozulmuş çocuklar,

Korkudan titreyen çocuklar,

Şok içinde yıkıntılar arasında dolaşan çocuklar,

Aç bırakılan, susuz bırakılan, eğitimden mahrum bırakılan çocuklar,

Henüz kendi çocukluğunu yaşayamadan kardeşlerine anne olmak zorunda kalan çocuklar...

Bu görüntüler o kadar sık tekrarlandı ki, bizim vicdanlarımız sizleri olağan görmeye başladı.

Oysa biz herhangi bir ülkede, herhangi bir şehirde, herhangi bir çocuğun başına gelen bir felaket günlerce konuşulurken; sizleri görmez olduk.

Eğer biz sizi gerçekten çocuk olarak görebilseydik, isimlerinizi ezberlerdik.

335 kurşunun hedefi olan Hind Rajab’ı unutmazdık.

Öldürülmeden önce vasiyetini yazmak zorunda kalan küçük Reşa’yı tanırdık.

Öldüklerinde kimlikleri tespit edilebilsin diye isimlerini kollarına yazan çocukların hikâyeleri insanlığın hafızasına kazırdık.

Ama olmadı.

Çünkü siz yalnızca bombaların hedefi olmadınız.

Aynı zamanda bizim çifte standardımızın da hedefi oldunuz.

Çünkü siz bizim çocuklarımızdan daha az çocuksunuz.

Biz bu yüzden sizin hikâyelerinizi haberlerin, sanatın ve edebiyatın en yakıcı meselesi yapmıyoruz.

Çünkü sizi gerçekten görmek yalnızca üzülmeyi değil, bedel ödemeyi de gerektiriyor.

Yazıyoruz aslında üzüldüğümüzü sosyal medyada . Ama acıya üzülmeyi, acının karşısında sorumluluk almaya tercih ediyoruz.

Siz sabredin çocuklar yine de.

Biz önce menfaatlerimizi,

Konforumuzu,

Sessizliğimizi,

Bahanelerimizi,

Sonra da içimizdeki israili öldürüp geleceğiz.