Son zamanlarda işlerin yoğunluğu ve beklenmedik durumlar beni biraz yordu. Bu akşam her zamanki bardağa misafir olmayacaksın.
Hemen küsme öyle. Bu akşamki bardak da en diğeri kadar seni saracak. Muhafaza edecek. Öyle buruk buruk bakma. Zaten diğer barda da melül melül bakıyor “ne suçum vardı” der gibi.
Ne yapalım yıkamadan bırakmışım. Biraz da tembellik yapma hakkım olsun değil mi?
Hem yeni arkadaş edinmiş olursun. Hayat bu bir gün bakarsın “eskisi” kırılmış veya çatlamış olabilir. Nihayetin kul yapısı bu. Üstelik de camdan. Hani Şeyh Galib’in:
Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şîşedir bu reh-i seng-sâre düştü
Demesi gibi bir şey işte. Sen alış bazı şeylere. Her şey namütenahi olamaz ki. Zaten seninle sohbetimiz var olduğumuz sürece devam edecek. Mekânın ne ehemmiyeti var değil mi?
Hem öyle üzgün durursan bardak da üzülür. Onu üzmeyelim olur mu?
***
İnsanın yalnız kaldığında sohbet edeceği “şeyler” olması lazım. Yoksa kendi kendine sıkıntıdan patlar.
Çok kişi bilir ki çay en güzel sohbet arkadaşıdır insanın. Sizi dinler. İyi bir sırdaştır. Dinler dinlemesine de siz ona her şeyi anlatır mısınız? Sanmıyorum. İnsanın kendinden sakladığı şeyler de olabiliyor.
Neyse bu gece yine dert ortağım çay olacak. Biliyorum bana sitem edecek yine. Hep yalnız kaldığında beni arıyorsun diye. Haklı. Haklı ama insan zaten yalnız kalınca dertleşecek birini arar.
Çaya bu gece sağlık ve ayrılık üzerine bir şeyler anlatmak isterdim ama iki konu da çok ağır. Sağlık başlı başınca bir konu. Kanuni’nin “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat” gibi demesi boşuna mı? Koca cihan hükümdarı böyle dedikten sonra.
Arılık ise çok boyutlu. Yardan, yarandan; vatandan, mekandan; işten, aştan; makamdan, istikbalden; istiklalden, kendinden…
Büyük şairlerimizden Neşati:
Gittin amma ki kodun hasret ile canı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yaranı bile
Yani Türkçeden Türkçeye tercüme edersek:
“Gittin; fakat canı hasretle beraber bırakıp gittin. Ben, sensiz olan dostlarla solan sohbeti bile istemem.”
Yani aşağı yukarı böyle tercümesi.
Her ne kadar lisan-ı hal tercüme istemez ise de çay anladı beni.
Eyy çay! Ben seni bardağa be de içimi sana dökeyim. Olur mu?