Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum

Çorum Haber

Çorum Haberleri

Çorum Belediyesi

Çorum Valiliği

Çorumspor

Çorum Gazetesi

Çorum Gazeteleri

Ahmet Ahlatcı

Çorumhaber

Corum

corumhaber

Çorumhaber

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Haberleri oku

Sungurlu

Alaca

Osmancık

Sungurlu

İskilip

Kargı

Habercim19

habercim19.com

corumhaber.net

corumhakimiyet.net

çorum time

corum time

çorum valilik

Çorum Belediye

Çorum Belediyespor

Yeni Çorumspor

Çorum Yerel

ÇorumYerel Ekonomi

Çorum Ahmet Ahlatcı

Ahmet Ahlatcı

Çorum Ak Parti

Çorum CHP

Çorum İyi Parti

Çorum MHP

Çorum Gelecek Partisi

Çorum DEVA

Çorum Saadet Partisi

Ahmet Sami Ceylan

Cahit Bağcı

Agah Kafkas

Salim Uslu

Tufan Köse

Oğuzhan Kaya

Kenan Nohut

Ali Haydar Tanrıverdi

Hacı Odabaş

Yusuf Ahlatcı

Mustafa Tahtasız

Çorumluyuz

Çorumlu Amir

Çorumlu

Çorumda

Çorumdan

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Yayla Haber

Çorum Yayla Haber

Çorum Haber

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Yerel

Çorum Yerel Gazete

Çorum
Corum
Çorumhaber
Corumhaber
çorum gazetesi
çorum gazeteleri
çorum haberleri oku

20.04.2020, 12:04 3602

Sağlık emekçilerimize minnetle

Dün tevafuk eseri bir İl Valisinin sağlık çalışanları ile ilgili birkaç dakikalık açıklamasını dinledim akıl tutulması içinde. 
Küresel anlamda çok zor günleri yaşadığımız şu süreçte “marifet iltifata tabidir” hakikatini bir tarafa bırakıp eşinden, çocuğundan, annesinden, babasından ve hatta kendisinden vazgeçmiş bir halde canını dişine takarak yaptığı işin hakkını eda etmeye çalışan sağlık emekçilerini hedefe koyan bu talihsiz açıklamayı kaç kişi izledi bilmiyorum. Ama bu açıklamanın hele de bir İl Valisi tarafından yapılmış olması yine ısrarla arz ettiğim liyakat- sadakat konusunu aklıma düşürse de bu konuyu yeterince işlediğim zannı ile bugünkü satırlarım sağlık emekçilerimizin bu “ibadeti” üzerine olacak. 
Yazık ki görmek istemesek de teknolojinin başdöndürücü hızı, fiili değil faili merkeze alan bakışlarımız, ilkeler yerine ilişkileri önemsememiz, ne söylediğimizden ziyade neden söylediğimiz ve en önemlisi de hangi tarafa söylediğimiz, “benden olan, benim gibi düşünen, istediğim gibi davranan kötü olsa bile iyidir; benden olmayan, benim gibi düşünmeyen, istediğim gibi davranmayan iyi olsa bile kötüdür” anlayışı üzerine bina ettiğimiz fikir dünyamızla manayı ve hikmeti aramak yerine imajlarla yetinen, hipnotik sözcüklerle duygulanıp sloganik cümlelerle düşünen bir toplum haline geldik. 
Bu sayede de birden fazla sebepten doğan hadiseleri, kendimizi en haklı çıkaracak tek bir parametre ile yorumlayıp, diğer sebeplere yok muamelesi yapıyor; böyle olunca da herkesin haklı olduğu ama neredeyse hiç kimsenin hakkaniyetli olmadığı bir kavganın ortasında buluyoruz kendimizi. Çünkü hepimiz değilse bile toplumun azımsanmayacak kadar büyük bir kesimi sorunları başkası üretiyor, biz de o sorunların mağduruymuşuz gibi düşünüyor ve ona göre hareket ediyoruz. 
Öyle ya, şeytan insanla ilk karşılaşmasında günahkâr olmuş, suçu nefsinden değil Allah'tan bilerek “beni sen azdırdın” demiş ve huzur-u ilâhiden kovulmuş; ikinci karşılaşmada ise yasak ağacın meyvesinden yenilmesiyle insan günahla tanışmış, “biz kendimize zulmettik” diyerek tövbe etmiş ve affedilmişti. 
Yani günahı Allah'a yüklemek şeytanın âdeti olmuş böylece, nefsinden bilerek tövbe etmek ise babamızın mirası.
Vali Bey’imizin açıklamasını dinlediğim zaman, tohumu toprağa atmak için acele etmesi gerekirken mahsulü toplamak için acele eden çiftçiler gibi olduğumuz hissiyatına kapıldım. Hatta benzeri birkaç yorumu okuyunca da “hasadı kaldırmak için acele etmeliyim endişesiyle” tohum atmayı ihmal eden çiftçiler olduğumuz zannına kapıldım. 
Geride bıraktığımız iki asırlık tembelliğimizin enkazını hiç hesaba katmadan her bir şey hemen halloluversin istiyoruz çünkü. Eğitimden kültüre, ekonomiden siyasete, gençlikten ahlaka ve özellikle bugün de sağlıksal sorunlara kadar bütün meselelerimiz bir an önce çözüme kavuşsun diyoruz. 
Neden?
Çünkü aslında iki asırlık enkazın farkında değiliz. Enkazın altındaki “biz” olduğumuz için de dışardaki enkazın büyüklüğünü göremiyoruz ve acele ediyor, bir an evvel herşey olsun bitsin diye sabırsızlanıyoruz. Bu sabırsızlık bizi karamsarlığa itiyor ve yapmamız gerekenleri yapamaz hale geliyoruz. Yapılan iyi, güzel ve doğru işleri ya hiç görmemeye başlıyoruz yahut her güzelliğe bir kulp takıp insafsızca eleştiriyoruz. 
Misal idealimizde idol olarak benimsediğimiz bir yazar tipi var diyelim, ona benzemeyen herkesi bir kalemde silip atıyoruz. Birisi mahalleyi terk ettiği için aforozu yiyor, diğeri başkalarının dediğini çok naklettiği için zaten yazar / çizer değil, beriki iyi ama yalnızlığı çok seviyor, ötekinin hitabeti zayıf.  
Şiirden anladığımız bir şeyler var diyelim, o şeyleri bizim gibi anlamayanların ne kendisi şair olabiliyor ne de yazdıkları şiir. 
Yapılması gereken bir şey var diyelim, yüz yıldır da yapılmamış. Birisi kalkıp onlarca emekle yıllar vererek o işi yapıveriyor, biz başlıyoruz bağırmaya: 
“Böyle mi yapılır, böyle yapacağına hiç yapmasaydın!” 
Doğruyu kendi yaptığımızdan, dahası yapmayı hayal ettiğimizden ibaret zannedince hayalimiz gibi olmayan bütün doğrulara yaftayı yapıştırıyoruz: 
“Olmamış, eğri!” 
Bir yola Allah için niyet ederek faydası olacağı düşüncesiyle bir taş koymanın doğruluğuna inanmışsak; o yoldan Allah için niyet ederek faydalı olacağı zannıyla o taşı kaldıranın da doğru bir şey yapmış olabileceğine ihtimal vermiyoruz.
Sahip olduğumuz manevi dinamikler artık aklımızı ve entellektüel kapasitemizi harekete geçirmiyor çünkü, sadece duygularımızı ateşliyor. Bu dinamiklere tutulan yanlış odaklı aynalar ve yapılan operasyonlar yüzünden entellektüel kapasitemiz, zihni melekelerimiz altüst olmuş durumda. Daha düne kadar, yetmiş iki milleti bütün farklılıklarıyla bir arada yaşatmayı başarabilmişken, bugün farklılıklarımızı yönetmede bile açık bir başarısızlık içindeyiz.
İşin daha kötüsü ise bu gidişi durdurmak ve tersine çevirmek bir yana; henüz durumu doğru tespitten bile uzağız. Müthiş bir enerji var; ancak, bu enerji doğru mecralara akıtılamadığı için içten içe çürüyor ve yazık ki çürütüyor. Bir şeyler yapmak adına yola çıkanların kahır ekseriyeti ise bu kalabalığın akacağı mecralar oluşturmak yerine işin kolayına kaçıp bu kalabalığın sayısını daha da artırmaya odaklanmış halde.
İşte Vali Bey’imizin de hikayesi kısaca bundan ibaret.
Ama unuttuğu bazı şeyler var sayın Valimizin.
İnsan dediğimiz öyle kolay yetişmiyor, toplum dediğimiz tek tek insanlardan oluşuyor ve biz asgari beş nesildir kim olduğu, nereden geldiği, nereye gittiği unutturulmaya çalışılan insanların kendisini, kimliğini arayan mahzun, mazlum, masum çocuklarından oluşan bir toplumuz. Birbirimize karşı daha müsamahakâr olmayı hiçbir şey için değilse bile bu sebepten hak ediyoruz. 
Doğruyu bilmediği için yanlışa gönül verenimize de, iyi niyetle yaptığı işi tam yapamayanımıza da, doğru yapacağım derken yanlış yapanımıza da, hâlâ hayal ettiğimiz kıvamı tutturamayan münevverimize de, oyunda oynaştaki talebemize de, dedesinin kabir taşını okuyamayan gencimize de, üslubu tutturamayan hatibimize de, irfandan habersiz âlimimize de, sesini bulamayan şairimize de, yolunu şaşıran dervişimize de, yoldan habersiz günahkârımıza da bu müsamaha ölçüsüyle yaklaşmak borcundayız. 
Bütün bu saydıklarıma ve dahi kendimize bu insaf ölçüsüyle bakışımız bizi daha güzelden daha iyiden daha doğrudan mahrum etmeyecek, bilakis oralara bir adım daha yaklaştıracak. 
Yanisi yanlışa kızgın oluşumuz yanlış yapana şefkatle yaklaşmamıza mani olmamalı. Çünkü yol haritası belli: günahkâra değil, günaha; hatalıya değil hataya düşmanlık!
Baktığımız yere göre değişen ve çokça tekrar eden hatamız, ne yapsak düzeltemediğimiz yanlışımız var kabul ama bu eleştirdiğiniz insanların hepsi evini, ocağını, eşini, çocuğunu, sevdiklerini bir tarafa bırakıp yüreklerini koydular bu taşın altına. Bunu yaparken de adım gibi eminim ki her birinin yüreği bir insan daha nasıl kurtarabilirim, nasıl daha faydalı olabilirim, bu belayı nasıl en kısa sürede atlatırız telaşı ile kaynıyor. 
İnanıyorum ki her biri bu yolda çekilen bütün cefaları, dertleri, belaları Rab’lerinden gelmiş bir demet çiçek gibi koynunda saklayıp en ufak bir olumsuzluğun sıkıntısıyla kahroldular ve bu kahır onlara kim olduklarını; bu yangın yerinde ne aradıklarını kalplerini parçalarcasına ihtar etti; bu sayede de insan olmanın, bilmenin, tanımanın kapısını aralayabilecek manevi nimetlere erdiler. İşte bu nimetin farkındalığıyla biraz zaman tanıyalım kendimize Sayın Valim, biraz insafla yaklaşalım eşya ve hadisata, yanlışı eleştirmek yerine doğruyu daha fazla yapalım ve ümitvâr olalım en çok da.
Ve dua yağmurlarımız ile ıslanan sevgili sağlık emekçilerimiz. 
Cenab-ı Hakk’ın bir lütfu, bugün hala aramızda var olan aksakallı dedelerimizin, nur yüzlü ninelerimizin, abdestsiz hamura dokunmayan analarımızın dualarıyla siz isimsiz kahramanların varlıkları avuçlarda semaya yükseliyor.
Tüm zerrelerimle iman ediyorum ki yaşadığımız şu süreçte attığınız her adım, aldığınız her nefes ibadet hükmünde. Çünkü kâinatın en muhteşem ayeti olan insana hizmet ediyor, “bir can kurtaran tüm alemleri kurtarmış gibidir” ilahi hükmünün hakkını eda ediyorsunuz!
Madem ki kurtuluşu geleceğin belirsizliğine ısmarlamak istemiyoruz;
Azına çoğuna bakmadan, ileri geri konuşana aldırmadan, iltifat edenin övgüsü ile kınayanın kınaması arasında nefsimizi tahrike yahut kalbimizi tahribe yol açacak bir fark görmeden, hesabî değil hasbî bir gönülle “çığırından çıkmış zamanları düzeltmek boynumuz borcudur” diyerek bir bir toprağa düşen mübarek başların, hakkı ve adaleti diriltmek için yaşayan yiğitlerin ölüme koştuğu; büyük hakikatler uğruna serden geçenlerin, yürek yükü iman olan şehitlerin vuruştuğu; duruşuyla asil, mücadelesiyle onurlu; vatan ve namus uğruna ölümü izzet, zalimlerle yaşamayı zillet sayanların yurdunda yaşadığımızı unutmadan; biraz nefes alarak, bir parça tebessümle kaynaşarak, bir tutam umutla yeniden doğarak, bir lahza sakinleşip birbirimizi anlayarak ve en önemlisi “biz” olduğumuzun farkına vararak varlığınıza her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Yaradan’ın hürmetine; diliyle değil haliyle sabrı ve hakkı tavsiye ederek, abde vefanın ahde vefaya denk düştüğünün idraki içinde diliniz, dininiz, ırkınız, renginiz, cinsiniz, yaşınız ne olursa olsun kendi adıma her birinizin ellerinden ve yüreklerinden öpüyorum.
Rabbim yâr ve yardımcınız olsun.
Müebbet Muhabbetle.  

Yorumlar (0)

32°
az bulutlu
Namaz Vakti 06 Temmuz 2020
İmsak 03:13
Güneş 05:09
Öğle 12:50
İkindi 16:48
Akşam 20:21
Yatsı 22:08
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 30 63
2. Trabzonspor 30 61
3. Sivasspor 30 54
4. Galatasaray 30 52
5. Beşiktaş 29 50
6. Fenerbahçe 30 49
7. Alanyaspor 30 48
8. Göztepe 30 38
9. Gaziantep FK 30 38
10. Antalyaspor 30 37
11. Kasımpaşa 30 36
12. Gençlerbirliği 30 32
13. Denizlispor 30 32
14. Konyaspor 30 30
15. Malatyaspor 30 29
16. Çaykur Rizespor 30 29
17. Kayserispor 29 28
18. Ankaragücü 30 25
Takımlar O P
1. Hatayspor 32 60
2. Erzurum BB 32 56
3. Adana Demirspor 32 55
4. Bursaspor 32 55
5. Altay 32 51
6. Akhisar Bld.Spor 31 51
7. Fatih Karagümrük 31 50
8. Ümraniye 32 44
9. Keçiörengücü 32 44
10. Giresunspor 32 44
11. Menemen Belediyespor 32 42
12. Balıkesirspor 31 35
13. İstanbulspor 31 34
14. Altınordu 32 33
15. Boluspor 31 30
16. Osmanlıspor 32 27
17. Adanaspor 32 21
18. Eskişehirspor 31 12
Takımlar O P
1. Liverpool 33 89
2. Man City 33 66
3. Leicester City 33 58
4. Chelsea 33 57
5. M. United 33 55
6. Wolverhampton 33 52
7. Arsenal 33 49
8. Sheffield United 33 48
9. Burnley 33 46
10. Tottenham 32 45
11. Everton 32 44
12. Newcastle 33 43
13. Southampton 33 43
14. Crystal Palace 33 42
15. Brighton 33 36
16. West Ham 33 31
17. Watford 33 28
18. Aston Villa 33 27
19. Bournemouth 33 27
20. Norwich City 33 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 34 77
2. Barcelona 34 73
3. Atletico Madrid 34 62
4. Sevilla 33 57
5. Villarreal 34 54
6. Getafe 34 53
7. Real Sociedad 33 50
8. Athletic Bilbao 34 48
9. Valencia 34 47
10. Granada 34 47
11. Osasuna 34 45
12. Levante 33 42
13. Real Valladolid 34 39
14. Real Betis 34 38
15. Deportivo Alaves 34 35
16. Eibar 33 35
17. Celta de Vigo 34 35
18. Mallorca 34 29
19. Leganés 34 28
20. Espanyol 34 24
banner2034
Arşiv

Gelişmelerden Haberdar Olun

@
Bumerang - Yazarkafe