“Reziller” deyip geçmek yetmiyor

Abone Ol

Bazı kelimeler vardır.

Ağızdan kolay çıkar.

Vicdanı rahatlatır.

Sorumluluğu da örter.

“Reziller...”

Oldu bitti.

Kapattık dosyayı.

Attık içimizdeki öfkeyi dışarı.

Sonra da döndük arkamızı.

Ama mesele kapanmıyor.

Çünkü bir toplumsal çürüme varsa, onu sadece hakaretle tarif etmek çözüm olmuyor.

Hatta bazen tam tersine, meseleyi basitleştiriyor.

Bir iki kötü insana yüklüyoruz bütün suçu.

Sonra sistemin, ihmallerin, sessizliklerin, görmezden gelinen işaretlerin üzerini örtüyoruz.

Kolay olan bu.

Bir olay olur.

Herkes ayağa kalkar.

Mikrofonlar uzatılır.

Kameralar açılır.

En sert sözler söylenir.

“Alçaklar...”

“Vicdansızlar...”

“Reziller...”

Peki sonra?

Sonrası çoğu zaman sessizlik.

Bir süre geçer.

Gündem değişir.

Yeni bir öfke bulunur.

Eski acı rafa kaldırılır.

Oysa asıl soru şu:

Bu noktaya nasıl gelindi?

Bir toplumda merhamet zayıflıyorsa...

Adalet gecikiyorsa...

Ceza caydırıcı olmuyorsa...

Aile içindeki kırılmalar büyüyorsa...

Eğitim sadece sınavdan ibaret hale geliyorsa...

Çocuk, genç, kadın, yaşlı fark etmeden insan kendini güvende hissetmiyorsa...

Orada sadece “reziller” yoktur.

Orada daha büyük bir arıza vardır.

İşte onu konuşmak zorundayız.

Sadece failin kim olduğuna bakıp rahatlayamayız.

Çünkü bazen fail bir kişidir ama ihmal kalabalıktır.

Sorumlu bir kişidir ama susan çoktur.

Suç bir elde işlenir ama zemin yıllarca hazırlanır.

Biz çoğu zaman kelimelerle tepki veriyoruz.

Ama kurumlarla, kurallarla, denetimle, eğitimle, hukukla aynı kararlılığı gösteremiyoruz.

En büyük eksik de burada başlıyor.

Acıya slogan yetmiyor.

Öfkeye manşet yetmiyor.

Toplumsal yaraya hakaret hiç yetmiyor.

Elbette kötülüğe karşı sert söz söylenecek.

Elbette yanlışın adı konacak.

Kimse kötülüğü yumuşatmak zorunda değil.

Ama sadece isim koymak, teşhis değildir.

Sadece lanet etmek, tedavi değildir.

Meseleye “reziller” deyip kapatmak, bazen kendi sorumluluğumuzu da kapatmaktır.

“Biz söyledik, görevimizi yaptık” rahatlığıdır bu.

Hayır.

Görev bu kadar kolay değil.

Soracağız.

Takip edeceğiz.

Neden oldu diyeceğiz.

Nasıl önlenir diyeceğiz.

Kim ihmalkâr davrandı diyeceğiz.

Bir daha yaşanmaması için ne değişecek diyeceğiz.

Çünkü gerçek yüzleşme, öfkenin bittiği yerde başlıyor.

Bir toplumu ayakta tutan şey sadece iyi insanların varlığı değildir.

Kötülüğe karşı kurulan sağlam düzendir.

İşleyen adalettir.

Bozulmayan vicdandır.

Ve unutulmayan hafızadır.

Kısacası...

“Reziller” demek kolay.

Zor olan, o rezaletin neden büyüdüğünü konuşmak.

Daha da zoru, onu gerçekten durdurmak.

İster manşet atalım, ister kürsüden konuşalım, ister ekranlarda öfke kusalım...

Eğer sonunda hiçbir şey değişmiyorsa, kapattığımız dosya değil, sadece vicdanımızın üstüdür.