PENCERE ÖNÜNE SEN OTUR

Abone Ol

Bazı dostların değeri bir başkadır; insanın hayatına kardeş gibi dokunurlar. Sevinç anında mutluluğunuzu çoğaltır, hüzün vaktinde yükünüzü hafifletirler. Çünkü paylaşmayı bilir, hem neşeye hem kedere ortak olurlar. Bu yüzden büyüklerimiz boşuna söylememiştir: “Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir.”

Millî Eğitim Müdürlüğünün yeni hizmet binası tamamlanmış, taşınma telaşı başlamıştı. Biz de şube müdürü Cengiz Kılınç Bey’le aynı odayı paylaşacaktık. Odaya geçtiğimizde, masaların yerini belirlememiz gerekiyordu: Birimiz pencere önüne, diğerimiz kapı tarafına oturacaktı. Pencere önü ise ayrı bir güzellik taşıyordu; manzarası geniş, gelip geçeni görmek mümkündü.
Cengiz Bey, ince bir tebessümle, “Kardeşim,” dedi, “sen yazı ve şiirle meşgulsün; pencere önüne sen otur. Benim için fark etmez.”
Bu söz, basit bir yer değişiminden ibaret değildi; içinde zarafet, incelik ve derin bir tevazu saklıydı. Aynı odayı paylaştığımız süre boyunca buna benzer nice gönül zenginliği örneğine şahit oldum. Fakat bu küçük gibi görünen jest, bende en derin iz bırakanlardan biri oldu.
Belki o an fark edilmedi, ama asıl kazanan oydu. Bugün onu saygı ve özlemle yâd ediyoruz. Rabbim onun gibi güzel insanların sayısını artırsın.

ÖĞRETMEN OKUTTU

Muğla’da üniversitenin son sınıfında okuyordu. Maddî imkânları kısıtlıydı; bu yüzden çoğu zaman arkadaşlarından uzak durmayı tercih ederdi. Onlarla bir araya gelmek, beraberce yenilen bir yemeğin, içilen bir çayın bile onun için ağır bir yük hâline gelmesi demekti. Bu mahcubiyeti yaşamamak için sessizce geri dururdu.
Bir Ramazan akşamı, arkadaşları çarşıda iftar açmaya davet etti. İçinden gitmek geçse de, cebinin sessizliğini bahanelerle örttü ve daveti geri çevirdi. İftar vakti geldiğinde ise bir duvar dibine çekildi; bir bardak su ve kuru bir parça ekmekle orucunu açtı. O an, hem sabrın hem de yalnızlığın en sade hâliydi.

O sıralar oğlunu ziyarete gelen bir anne, tesadüfen bu manzaraya şahit oldu. Kendi evladının rahat bir öğrencilik hayatı sürmesine, hatta gezmek için araba kiralayabilmesine alışkın olan bu anne, genç bir öğrencinin kuru ekmekle iftar ettiğini görünce gözyaşlarını tutamadı. Bir annenin yüreği, başkasının evladına da aynı şefkatle dokunmuştu.

“Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez,” derler. O da nice zorluklardan geçti; öyle ki tatillerde çoğu zaman Çorum’a bile gidemedi. Yorgunluk, çaresizlik ve biriken yükler onu son sınıfta okulu bırakma noktasına getirdi. Fakat kader, karşısına bir iyilik kapısı açtı. Bir öğretmeni, kalan yarım dönemin masraflarını üstlenerek onun mezun olmasına vesile oldu.
Ve sonuç…

Bugün o genç, bir öğretmen olarak sınıfının başında. Dününü unutmadan, yokluğun içinden süzülüp gelen o sessiz direnci yüreğinde taşıyarak, geleceğe umutla bakan nesiller yetiştiriyor.

Not: Kitaplarımı Ulucami karşısında dar sokak ayakkabıcılar arastasında bulunan –üst girişten üçüncü dükkân- Ciltçi Hoca’nın dükkânından alabilirsiniz.