Ölümün Ardından

Abone Ol
    Bugün hava pek haybetliydi. Özellikle akşamüzeri hava kararmaya odaklanırken sırtından hançerlendi. Sanki bir gürültü, bir figan, bir azar yumağı hepimiz azarlandık.
    Sinirlendi, gürledi, andı an'larımızı bir sinir küpü benden hallice ben içime aktarırken gözyaşlarımı meydan da, uluorta utanmadan ıslandı yanakları asfaltın.
      Damlalar otomobillerin camlarından süzüldü kayarak. Pencere kenarında yanaklarımdan sarkan hayatın damlaları gıdıklarım da hapsoldu, dışardaki hava benden hiddetliydi içindekileri koyuvermişti.
      Bense içinde yanan volkanları söndüremeyen hayatın insanlarına inat, sadece iki damla gözyaşında sel olup giden umutların ahını, vahını, yasını tutmadan, dişlerimi sıkarak bakıyorum hayatın ardından.
    Yaş yağmur hayata, dişlerimi sıkarak, acıyarak, toprakla buluşan geçmişin üzerine düşen o çiğimsi saf su hali.
    Saf ben, kaydık damlalar gibi hayattan bugünü ben hatırlamıyorum, hatırlanmayanların yazılması nasıl olacaksa?
    Bir dost arıyorum of dediğim de oflayacak, huf dediğim de hoşnut olacak, iç çektiğimiz de beraberce gözlerimiz dolacak.
    Anlatırsan ağlayacaksın.
    Ağlarsan ağlatacaksın.
    Birlikte ağlaşmamız ne işe yarayacak. Kimbilir kimler of'ların dibine çöreklenip kafayı sıyırmadı ki.
    Sıyırmak mı? Nasıl? Ne zaman?
    Gülüyorum bak tebessümlerim sayfalarım da cirit atıyor gözlerim dolu dolu gülüyorum. Ben sana anlatmak istiyorum seninle paylaşmak, paylaşılması gerekmeyenleri de, ciğerimi de ciğer gibi ortaya dökerek ellemeden hayatın ahengine elleşmeden, cilveleşmeden kaderle size anlatacağım.
  Paylaşılınca azalan acıları, paylaşılınca çoğalan mutlulukları.