Çorum'da konferansta konuşan Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Enderhan Karakoç, dava adamı, şair ve yazar babası Abdurrahim Karakoç’un eğilip, bükülmediğini vurgulayarak, “Hiçbir zaman Allah rızası, hak ve hakikâtın dışına çıkmadı. Nizam-ı Alem, İ'lây-ı Kelimetullah davasından vazgeçmedi. O davanın derdine düştü. Bununla yaşadı” dedi.

Çorum Belediyesi tarafından şair-yazar Abdurrahim Karakoç’un 10. yıl dönümü nedeniyle konferans düzenlendi. Devlet Tiyatro Salonu’nda gerçekleştirilen programa ünlü şairin oğlu Prof. Dr. Enderhan Karakoç konuşmacı olarak katıldı. Prof. Dr. Karakoç, programda babasının yaşamından kesitler sundu.

“Eğer hayatınızda şiir, spor, sanat, edebiyat ve kültür damarları yoksa emin olun hayatınız boş geçiyor demektir”
Konuşmasına etkinliğe katılan gençlere seslenerek başlayan Prof. Dr. Karakoç, “Gençler sizleri çok seviyoruz. Ülkemizi sizlere emanet etmek isterken anneleriniz, babalarınız, öğretmenleriniz sizler için mücadele ediyor. Bu vatanı sizlere emanet ederken ismini andığımız babam gibi edebiyat, tarih, kültür, sanat gibi her alanda yetişmiş insanların hayatında sizlerin duygu dünyasında mutlaka yer alması gerekiyor. Çağımız dijital çağı. Gençler dijital bir çağda yaşıyorsunuz ancak okuduğunuz bir kitabın ilk sayfasında, orta sayfasında veya son sayfasında bir mesaj almıyor olabilirsiniz fakat okuyacağınız bir kelime sizlerin hayatınızı değiştirebilir. Olumsuzluklar bile sizi farklı bir noktaya yönlendirebilir. Eğer hayatınızda şiir, spor, sanat, edebiyat ve kültür damarları yoksa emin olun hayatınız boş geçiyor demektir. Teknolojinin olmadığı dönemlerde yokluğu gördük, mutluyduk. Okuyorduk. Şimdi bugün varlık var. Konfor var ama bütün aileler bende bir eğitimciyim baba olarak evlatlarımızın bugün ki durumundan sosyal medyada, dijital medyada vakit geçirmeleri hayatı ıskalamaları bizi üzüyor” ifadelerini kullandı.
Babamı, Abdurrahim Karakoç’u anlatmanın çok zor olduğuna dikkat çeken Karakoç, babasının dik duruş, korkusuzluk, cesaret, güven gibi her kavramı hayatına ve şiirlerine yansıttığını bu yüzdende de toplumun tüm kesimlerinin onu tanıdığına işaret etti.

“Mihriban’ın kim olduğunu babam dışında kimse bilmiyor, bizde bilmiyoruz, Mihriban’ı bulmak istiyorsanız şiire bakmak lazım”
Ünlü şair Abdurrahim Karakoç’un Mihriban şiiriyle konuşmasına devam eden Prof. Dr. Enderhan Karakoç, “Mihriban’ın söz yazarı derken aslında Abdurrahim Karakoç sadece aşk adamı olarak nitelendirmek değil. Dava adamı. Hiciv insanı. Ondan sonra Türk dünyasına özellikle Türk İslam davasına şiirler yazan bir insan. Aşkla başladım neden? Popülerleştikçe insanlar daha fazla tanınıyor. Mihriban’ı hiç merak etmediniz mi? Kimdir, nedir diye. Ben merak ettim. Sordum. Torununa sordurdum. Eşime sordurdum. Herkes soruyor. Bizim toplum şiirin özü. Derinliği, tertemiz aşkın ötesinde şiirde aradığı şeyler kimdi? Babama sorduk kimdi? Babam bunu gizlemiyordu evlilikten önce bir sevdaymış. Aile vermemiş. Ama bu şiire yansımış.
İsmi Mihriban da değildi. Şiirlerde sembol olarak Mihriban ismi geçiyor, babam dışında Mihriban’ın kim olduğunu kimse bilmiyor. Fakat gözlerindeki tebessümü herkes görüyor.
Herkesin bir aşkı var, sevdası da var. Bu aşkı, sevdayı yaşatabiliyorsak ve onu da tertemiz tutabiliyorsak en güzel şey bu.
Mihriban’ın üzerinden çok arayışa geçildi. Kahramanmaraş’ta aradılar, Gaziantep’te aradılar. Bize sordular. Bulmak istediler. Biz dahi bilmiyoruz. Mihriban’ın kim olduğu noktasında kimsenin bilgisi yok. Bize de sordular. Bazı şeyler ipuçları verildi. Bunu bulmak istiyorsanız şiire bakmak lazım. Kim olduğu değil şiir üzerinden okumak gerekiyor.
Mihriban’a şiirde aşıktır derler hiç kimse babamla bir ömür geçiren rahmetli annemi kimse hatırlamaz. Şiire yazdığı için herkes onu hatırlıyor asıl vefakar, cefakar annemi hatırlamıyor. Abdurrahim Karakoç şiirlerini besteliyorlar ancak şairin ismini yazmayı unutuyorlar” ifadelerini kullandı.

“İnsanların dile getiremediği, anlatamadığını şiirleriyle dile getirdi, her kesime ulaştı”
Babasının insanların dile getiremediğini şiirleriyle dile getirdiğini anlatan Karakoç, “Mesele Türk İslam davası olunca, haksızlık olunca, mağduriyet olunca insanların dile getiremediği, anlatamadığını şiirleriyle dile getirdi. Bu nedenle insanlar Abdurrahim Karakoç’u kendine yakın buldu. Her yönüyle samimiydi. Eserleri dışında, şiiri dışında bir davayı gütmedi. Şöhretin peşinden koşmadı. Davası derdi bu milletti. Bu insanlardı. 15 yaşında kitap okumaya başlamış. 10 bin tane sözlükten kelime ezberliyor. Bunlar tesadüfü değil. Bunu şöhret için yapmıyor. Derdi şöhret değil, en iyisi olmaktı. Kendisi olmaktı. Bu yüzden zirvede. Abdurrahim Karakoç, eserlerini daha çok gece yazardı. Sabah vakitlerinde yazardı. Bir insan önce yakınını, çevresini, mahallesini, şehrini, ülkesini ve dünyayı takip etmeli okumalı bilmeli derdi. Ömrü boyunca elinden kitap, dergi eksik olmadı. Ambulans geliyor, ambulansa binerken koltuğunun altında dergi vardı. Boş işlerin adamı değildi. Faydalanamayacak bir şey varsa bulunduğu ortamda kitabına dönerdi. Farklı bir dünyaya giderdi. Zihin dünyasında farklıydı bir de mesafeleri vardı. Bir de mesafeleri vardı. Bir o kadar yakın, bir o kadar samimi, bir o kadar dost, bir o kadar da uzaktı. Dolmuşa bindi, otobüse bindi. Bundan ızdırap duymadı. Halkla hiçbir zaman bağını koparmadı. Bir kişinin tek başına mücadelesi, hiçbir şey yokken böyle medya araçları yokken kendisini tanıtması çok kolay değil. 1950’li, 60’lı yıllarda on birlerce kitabının satılması, sonra yüzbinleri bulması baktığınızda örnek alınması gerektiğini görüyorsunuz. Babamın arzusu emeli şuydu keşke beni geçseler. Benden daha iyileri çıksa. Aslında her öğretmen, her baba, aile bunu ister. Onu mutlu edende şiirlerinin, eserlerinin herkese ulaşmasıydı. Ulaştı mı? Çok şükür ulaştı. Kime ulaştı herkese ulaştı. Musa Eroğlu, İlyas Salman, Selda Bağcan fikir dünyaları bambaşka. Onlarda aldı. Onlara bunu aldırabilmek çok güzel bir şey. Kalıcı olmak adına baktığınız da bu millet Abdurrahim Karakoç’u sevdi, saydı. Eserleri Türk milleti var oldukça her zaman okunacak, anılacak ve sayılacak.
İnsanlara yaşarken değer veriyor muyuz, kısmen değer veriyoruz. Vefatından sonra onu çok daha göklere çıkarıyoruz. Bu hepimiz için geçerli. İnsanları yaşarken kıymetini bilmek, onlarla ilgili hatıralar biriktirmek lazım. Onlardan alabileceğimiz en güzel fikir ve davranışları alabilmek. Babam her zaman şiirlerini daktilo ile yazardı. Hiçbir zaman el yazısını çok kullanmadı. Hiçbir şiirinde nasılsa aynen öyle koyardı. Düzeltme yok. Harf hatası yok. Nasıl yazarsa öyle kalırdı. Nerde olursa olsun yazdıklarının noktasına dahi dokunulmaması kaydıyla yazdı. Siyasete de, hayata da öyle baktı” şeklinde açıklamada bulundu.

“Eğilmedi, bükülmedi, son nefesine kadar susmadı”
Şair-yazar Abdurrahim Karakoç’un son nefesine kadar susmadığını belirten Karakoç, şunları kaydetti; “Eğilmedi, bükülmedi. Hiçbir zaman Allah rızası ve hak helalin dışına çıkmadı. Nizam-ı Alem, İ'lây-ı Kelimetullah davasından vazgeçmedi. O davanın derdine düştü. Bununla yaşadı. Hapse düştü. Şiirlerinden dolayı yargılandı. O kadar dava açıldı. Savunmasından bile dava açıldı. Hepsinde kendisini savundu. Ceza almadı.
Babam son nefesine kadar hiç susmadı. Bir çok insan helalleşmeye geldi. Vatan ve Türk düşmanı, İslam düşmanı olanlar hariç herkese hakkını helal etti. Türk milletine hakkına helal etti. Kabristan’ı Bağlum’da. Nerede vefat edersem beni oraya defnedin demişti. Orası da vatan toprağı, burası da vatan toprağı demişti. Kimseye yük olmadı.

Çorum'da 'Milli Mücadele’nin Yerel Tarihleri' çalıştayı düzenlenecek Çorum'da 'Milli Mücadele’nin Yerel Tarihleri' çalıştayı düzenlenecek

Düşünenlerden vesile olanlardan Allah razı olsun
Siyasi partilere girişi, siyasi partilere bakışı hepsi Allah rızası içindi. Hepsini seviyordu kişiselleştirmiyordu. Cevhar Dudayev’e yazdı. Onu çok severdi. Çok üzüldü. Bir iki dostuna şiir yazdı. Birde Güneydoğu’da şehit düşen komutana yazdı.
Oğlum Türk İslam ve Enderhan’a diye bize yazdı. Abimin ismi bu arada Türk İslam, benim ki Enderhan, ablamınki de Mihriban, hadi çıkın soramadık işte. Aşkını kızına isim olarak verdi. Davasını ismini Türk İslam’a verdi. Beni de nadir mi bulunur dedi onu bilmiyorum. Üç isimde Türkiye’de olmayan isimler.
Rahmetli babam düşündüklerini, öğrendiklerini kişilerden, kurumlardan hiçbir şekilde çekinmeden ona göre değil, buna göre değil haktan, hakikatin peşinden ayrılmaksızın dile getirdi. Her zaman yolumuz hak yoludur. Hakikat yoludur. Allah yolu demiştir”

“İnsan sanatın dışında olamaz”
İnsanın sanatın dışında olamayacağını vurgulayan Karakoç, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü; “Bizim bu milletin başı hep dik oldu. Hiçbir zaman Rabbim esaret göstermedi. Dolaysıyla babamın şiirlerinde gönül coğrafyasından şeyler var. Sınırların ötesindeyiz biz. Babam Türk dünyasına, Türk İslam coğrafyasına şiirlerinde mesajlarını verirken bizlerin de bu noktada hepimizin üzerine göreler düşüyor.
Hepimizin hangi coğrafyada, hangi vatanda bu kazanımlarımız, bugün ki ülkemizin gelecekteki hedefleri, yapılanlar, teminatlar yani bir vurdumduymazlık, bir “Z kuşağı” aldı gidiyor. Bende akademisyenim, derste anlatıyorum “Z kuşağı” sosyal medya anlatıyorum. Bunlar çağın getirdiği kavramlar ancak insan sanatın, vefanın, sporun, sevginin, ahlakın dışında olamaz. Köklerinden kopamaz. Neden gençler dedim. Babam şiirleriyle gençleri yetiştirdi. Gençliğe mesaj verdi. Bizim de öyle olmamız gerekiyor. Yarın bu ülkeyi emanet edeceğimiz gençlerimize mesaj vermemiz gerekiyor. Her ailenin evladı bizim evladımız. Türkiye’nin bundan sonra var olması, düşmanlarla etrafının donatılması bunun farkına varmak geriyor. Babam şiirlerinde düşmanı işlemiş”
Konferansı Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, Düvenci Belediye Başkanı Necmettin Yalçın, Belediye Başkan Yardımcısı Turhan Candan izledi.