Muhabbet dedimse bakma yüzüme dik dik. Biliyorum “Hem kendin söylüyor, hem de kendin dinliyorsun, adına da muhabbet diyorsun” diye geçiyor içinden değil mi?
Ne olacaktı ya?
Senin derdin mi sanki? Kaynamış suyun üzerine iki yemek kaçığı kuru çayı koy, 15-20 dakika sonra oluyorsun çay!
Tamam, tamam alınma yine. Şaka dedim. Senin de neler çektiğini bilenlerdenim. Kimi açık der, kimi demli der! Kimi kaynat der, kimi soğuk der! Hele bazıları “Bunun tadı kaçmış” demez mi? İşte en çok da bu söz canını sıkıyor değil mi?
Boş ver sıkma sen canını. Bazı kendini bilmezler eder o sözleri. Seni severim bilirsin. Bunca sene derdimi döktüm sana, hiç şikâyetçi olmadın.
Hah şöyle. Gülümse biraz.
Sen gülünce benim de moralim düzeliyor.
Yok, derdimi unutmuyorum. Biraz ferahlıyorum sen iyi olunca.
Zaten bir dert dökecek sen kaldın hayatımda. Sen de olmasam ne yapardım ben çay?
Neyse bu gece de sessiz konuşalım seninle. İçimizden geçsin söyleyeceklerimiz.
Bazen sessiz konuşma saatlerce nutuk çekmekten daha etkilidir.
Ne dert biter, ne söz…
Sadece geceler son bulur…
Bir de geceler…
***
Sayın çay! Sana “sayın” dedim diye alınma sakın. Benim “sayın”ım politikacıların hitabındaki manaya gelmez. Asıl “sayın” hitabını sen hak ediyorsun.
Malum “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” diye bir sözümüz var. Ancak kahve sohbetlerden çok “kıylükal” yeni deyimle “dedikodu” meclislerinde daha çok tüketilir.
Her ne kadar hatırlı misafirlere de ikram edilse de genelde kısa konuşmaların, tanışmaların arkadaşıdır. Sen öyle misin ya?
Sen halkın içeceğisin. Âlimi de zalimi de seni içer. Genci yaşlısı, sevineni kızanı, fakiri zengini sana müpteladır.
Sen de makamı, mevkisi, sosyal ve kültürel durumu ne olursa olsun hepsiyle yarenlik edersin.
Onun için sohbette seni tercih ettim ben.
Anlıyorsun değil mi?