Bir meydanın adı kalır.
Bir duvarın taşı…
Bir de anlatılmayı bekleyen insanların hikâyesi.
Mora’da 1821’de başlayan isyan, Müslüman Türk ahali için büyük bir yıkımın ve göçün başlangıcı oldu. Köyler boşaldı. Aileler yurtlarından koptu. İbadethaneler, medreseler, mezarlıklar ve kültürel miras bu sarsıntıdan nasibini aldı.
Tarih kitaplarında bazen birkaç satırla geçilir.
Oysa o satırların ardında evini terk edenler, yakınlarını kaybedenler, geride bir mezar taşı bile bırakamayanlar vardı.
Acının ağır duraklarından biri Tripoliçe’ydi.
Şehir 1821’de ele geçirildiğinde Müslüman siviller katledildi. Yahudi halk da şiddetin hedefi oldu. Ölü sayısına ilişkin farklı tahminler var. Rakamlar değişiyor.
Değişmeyen şu: Hayatını kaybeden her insanın bir adı, bir ailesi, yarım kalmış bir hikâyesi vardı.
Sayıları söyleriz.
Peki ya isimleri?
Belki hiçbir kayda geçmemiş, bugün kimsenin bilmediği isimleri…
Ben gazeteciyim. Müslümanım. Aleviyim. İnancım bana, mazlumun acısını kimliğine göre tartmamayı öğretti. Bir halkın yaşadığı zulmü anlatmak, başka bir halka düşmanlık etmek değildir.
Siviller hedef alındığında acı değişmez. Bayrak da gerekçe de bunu değiştirmez.
Tripoliçe’yi anarken Müslüman Türk sivilleri hatırlamak gerekir. Şiddetin hedefi olan bütün masumları da…
Birinin yasını tutmak, ötekinin yasını inkâr etmek değildir.
Geçmişin yükünü bugünün insanlarına topluca yüklemek adalet olmaz. Ama geçmişte yaşananları susarak geçiştirmek de adalet değildir.
Hatırlamak intikam istemek değildir.
Hatırlamak; yaşananı kayda geçirmek, kurbanları görünür kılmak, aynı acıların yeniden yaşanmaması için vicdanı diri tutmaktır.
Tarih yalnızca kazananların anlattıklarından ibaret değil. Susturulanların da tarihi var. Kimi zaman bir meydanın adında, kimi zaman yıkılmış bir ibadethanenin taşında, kimi zaman da yarım kalmış bir aile hikâyesinde…
Tripoliçe katliamının 205. yıldönümünde, katledilen Müslüman Türk sivilleri rahmetle anıyorum. Mora’da yitirilen bütün masumların hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.
Bize düşen, bu hikâyeleri kin üretmek için değil, insan hayatının değerini unutmamak için yazmak.