Geçenlerde bir Alevi dedesiyle sohbet ediyorduk.
Uzun yıllardır Anadolu'nun farklı şehirlerini geziyor.
Cemlere katılıyor.
Dernekleri, vakıfları, federasyonları yakından takip ediyor.
Söz dönüp dolaşıp günümüzün en önemli meselelerinden birine geldi.
Dedi ki:
"Eskiden insanlar kuruma hizmet etmek için gelirdi. Şimdi bazıları kurumu kendi düşüncesine hizmet ettirmek istiyor."
Bu cümle günlerdir aklımda.
Çünkü mesele sadece Alevi örgütlerinin değil, bütün sivil toplumun karşı karşıya olduğu bir sınav.
Alevi hareketi, tarih boyunca büyük bedeller ödeyerek bugünlere geldi.
İnancını korumak için mücadele etti.
Kültürünü yaşatmak için çabaladı.
Eşit yurttaşlık talep etti.
Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin önemli aktörlerinden biri oldu.
Bugün de Alevi kurumlarının temel görevi budur.
İnancı yaşatmak.
Kültürü korumak.
Toplumun taleplerini dile getirmek.
Fakat son yıllarda yapılan bazı etkinliklere baktığımızda farklı bir tartışma ortaya çıkıyor.
Bir yerde bir siyasi parti daha görünür oluyor.
Başka bir yerde başka bir siyasi hareket öne çıkıyor.
Kimi zaman CHP'nin, kimi zaman DEM Parti'nin, kimi zaman da başka siyasi yapıların gölgesi kurumların önüne geçebiliyor.
Oysa Alevi örgütleri siyasi partilerin rakibi değildir.
Ama onların uzantısı da değildir.
Bir siyasi partinin etkinlik alanına dönüşen kurum, zamanla kendi özgün kimliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
Alevi toplumunun içinde farklı siyasi görüşlerden insanlar vardır.
Sağcı vardır.
Solcu vardır.
Milliyetçi vardır.
Sosyal demokrat vardır.
Muhafazakâr vardır.
Hiçbir partiye yakın durmayanlar da vardır.
Alevi kurumları işte bu geniş toplumsal çeşitliliğin ortak çatısı olmak zorundadır.
Çatı daraldığında insanlar uzaklaşır.
Kurum büyümez.
Tersine küçülür.
Bir başka sorun da kişiler meselesi.
Her kurumda olduğu gibi Alevi örgütlerinde de görevler gelir geçer.
Başkanlar değişir.
Yönetimler değişir.
Ama bazen görev süresi bitenlerin kurum üzerindeki etkisi bitmez.
Resmî görev sona erer fakat fiilî müdahale devam eder.
Kurumsal aklın yerini kişisel hesaplar almaya başladığında ise yıpranan sadece yöneticiler olmaz.
Kurumun kendisi zarar görür.
Alevi hareketinin bugün ihtiyaç duyduğu şey daha fazla parti tartışması değil.
Daha fazla kişi merkezli mücadele de değil.
İhtiyaç duyulan şey; inanç merkezli, ilke merkezli ve bağımsız bir kurumsal anlayıştır.
Çünkü Alevi örgütleri herhangi bir siyasi hareketin arka bahçesi olmak için kurulmadı.
Herhangi bir kişinin kişisel nüfuz alanı olsun diye de kurulmadı.
Onlar, Alevi toplumunun ortak vicdanı olmak için kuruldu.
Ve bir kurumun en büyük gücü, siyasi yakınlıkları değil, toplum nezdindeki bağımsızlığıdır.
Meydanlar da kurumlar da kimsenin tapulu malı değildir.
Onların gerçek sahibi, o değerlere gönül veren insanlardır.
Aşk ile...