Ordusunda Albay rütbesiyle görev yapan Aylin Radomisli Amerika’daki evinin bahçesinde jipinin defransiyeli altında ezilerek öldürülmüş ve bugüne kadar kim veya kimler tarafından öldürüldüğü anlaşılamamıştır.
Amerikan istihbarat örgütü FBI olayı çözememiş o yıllarda Türk İstihbarat örgütü MİT ‘ten yardım aldığı halde muamma ölümü bugüne kadar aydınlatmak mümkün olmamıştı.
Ayşe Kulin’in bugüne kadar en az 10 kitabını okudum. Ayşe hanımla İstanbul Caddebostan Kültür Merkezinde bir ropörtaj yaparak yazım ekinde Çorum Haberde resmimizi paylaşmıştım.
Türkiye’de kadın yazarlardan en başta Ayşe Kulin, erkek yazarlardan en başta da Zülfü Livane’li gelir. Her iki yazarın da en az 10-15 eserini okudum.
Türkiye’de Ayşe Kuliın’i "Füreya" ile tanıdık, "Adı: Aylin" ile sevmeye başladık, "Sevdalinka" ile saygı duyduk... Kitapları öyle duru, öyle akıcı ki, kitaplarındaki öyküler insanı içine alır, otobüs kaçırır, saati unutursun...
1941’in sıcak bir Ağustos gününde, İstanbul’da dünyaya geldi Ayşe Kulin. Henüz çocukken resim dersleri aldı, geniş ailesinde sanatın, edebiyatın ve müziğin havasını soludu. Belki de o yüzden kaleminin her satırı içten, her kelimesi duru bir nehir gibi aktı.
Ankara Maarif Koleji’nde başlayan yolculuğu, İstanbul Amerikan Kız Koleji’nde devam etti. Üniversite yıllarında Londra’ya kadar uzanan bir hayatın içinde çok şey gördü, çok şey yaşadı. Evlilikler, çocuklar, ayrılıklar, çalışma hayatı…Ama en önemlisi: yazmak...
1984’te yayımladığı "Güneşe Dön Yüzünü" ile edebiyat dünyasına ilk adımını attı. Ardından "Foto Sabah Resimleri" ile ödüller kazandı. Ve bir gün, “Adı: Aylin” dedi…
O kitap, hayatını değiştirdi. Onu Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından biri yaptı. Sonra "Sevdalinka" ile savaşın acılarını, "Füreya" ile bir sanatçının iç dünyasını, "Köprü" ile doğunun gerçeklerini, "Nefes Nefese" ile insanlığın vicdanını anlattı.
Romanlarıyla televizyon dizilerine, beyazperdeye taşındı. "Veda", "Gece Sesleri", Türkan"...
Kimi zaman Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir aileyi, kimi zaman Bosna’daki bir acıyı, kimi zaman da Cumhuriyet’in kahraman kadınlarını anlattı.
Ama hep şunu yaptı: Bizi öykünün içine çekti.
Onun kitaplarını okurken bazen aile sofralarına oturduk, bazen cephelerde savaşa tanıklık ettik. Bazen kalbimiz sıkıştı, bazen gözlerimiz doldu. Çünkü yazdıkları hep insana dair, hep gerçekti.
Kimi ona “elitist” dedi, kimi “beyaz Türklerin dünyasını” yazıyor dedi… Ama o, yaşadığı dönemi en sade ve gerçekçi haliyle kaleme aldı.
Sizlere de Ayşe Kulin’i okumanızı tavsiye ederim. Dünyanız değişir, dünyaya Ayşe hanımın penceresinden bakarak çok daha mutlu olursunuz.
12 Eylül 2025 / Mehmet Özata