Meclis kürsüsünden yükselen cümleler ve kırılgan hafızamız

Abone Ol

Bazen bir cümle vardır…
Söylendiği an bitmez.
Yıllar öncesinden gelir, hafızaya çarpar ve orada kalır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi…
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Bu ülkenin en yüksek siyasi kürsüsü.
Aynı zamanda en ağır sorumluluk alanı.
Çünkü Meclis’te kurulan her cümle, yalnızca bugünün tartışması değildir.
Geçmişe de seslenir, geleceğe de.
Bu nedenle orada söylenen sözler, tartılarak söylenir.
Ya da öyle olması gerekir.
Son günlerde Meclis kürsüsünden yükselen bir cümle, tam da bu yüzden geniş bir yankı uyandırdı.
AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, yaptığı konuşmada şu ifadeyi kullandı:
“Suriye’de Müslümanlar katledilirken sessiz kalanlar, bugün ‘Aleviler öldürülüyor’ diye ortalığı ayağa kaldırıyor.”
Cümle burada durmuyor.
Duramaz.
Çünkü bu söz, yalnızca bir siyasi eleştiri değildir.
Bir karşılaştırmadır.
Bir acıyı başka bir acının önüne koyma çabasıdır.
Ve bu topraklarda acılar, karşılaştırıldığında değil; hatırlandığında iyileşir.
Aleviler için tarih, yalnızca geçmişten ibaret değildir.
Yaşanmışlık hâlâ bugünün içindedir.
Hâlâ canlıdır.
Hâlâ kırılgandır.
Maraş…
Çorum
Sivas…
Bu isimler birer şehir adı olmaktan çoktan çıkmıştır.
Birer toplumsal hafıza başlığıdır.
Birer uyarıdır.
Bu ülkede bazı cümleler vardır ki, bu hafızayı hesaba katmadan kurulamaz.
Kurulursa, sonuç barış olmaz.
Gerilim olur.
Bir inancı diğerine karşı örnek göstermek…
Bir topluluğun yaşadığı acıyı, başka bir coğrafyadaki trajediyle yarıştırmak…
“Kim sustu, kim konuştu” üzerinden vicdan muhasebesi yapmak…
Bu, siyaset değildir.
Bu, toplumsal yaraları ölçmeye kalkmaktır.
Oysa eşit yurttaşlık, ölçüyle kurulmaz.
Birlik duygusu, kıyasla büyümez.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 85 milyonun ortak evidir.
Orası, dili en dikkatle seçmen gereken yerdir.
Çünkü Meclis kürsüsü, yalnızca konuşma yapılan bir yer değil;
toplumun tamamına örnek olan bir alandır.
Bu ülke geçmişte, yanlış kurulan cümlelerin bedelini çok ağır ödedi.
En büyük kırılmalar, çoğu zaman tek bir sözle başladı.
Sonrası hep daha zor oldu.
Bugün ihtiyaç duyulan şey;
yüksek ses değil, doğru ton.
sertlik değil, sorumluluk.
inkâr değil, yüzleşmedir.
Aleviler bu ülkenin kenarında duran bir topluluk değil.
Bu toprakların asli unsuru.
Tarihin dipnotu değil, ana metnidir.
Meclis de bu gerçeği hatırlamak zorundadır.
Çünkü Meclis, yalnızca yasa yapan bir kurum değil;
aynı zamanda toplumsal vicdanın kürsüsüdür.
Ve vicdan, ayrıştıran değil; onaran bir dil ister.
Son söz mü?
Bu ülke, acıları yarıştırarak değil;
herkesin acısını eşit ciddiyetle tanıyarak yol alır.
Başka türlü de alamaz.