Bilgiye erişimin tarihte hiç olmadığı kadar
kolaylaştığı bu dönemde, paradoksal biçimde düşünme, sorgulama ve hatırlama becerilerinde
gözle görülür bir gerileme yaşanmaktadır. Bu durum, Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra
Bedel adlı eserinde yer alan “mankurt” kavramını günümüz bağlamında yeniden düşünmeyi
gerekli kılar.
Aytmatov’un eserinde mankurt; geçmişinden koparılmış, kimliği silinmiş ve yalnızca
kendisine verilen emirleri yerine getiren bir varlıktır. Bu dönüşüm, ağır fiziksel işkencelerle
gerçekleşir. Günümüzde ise benzer bir süreç çok daha görünmez ve sofistike araçlarla
ilerlemektedir: ekranlar, algoritmalar ve kesintisiz içerik akışı. Böylece fiziksel değil, zihinsel
bir esaret biçimi olan “dijital mankurtlaşma” ortaya çıkmaktadır.
Dijital çağın bireyi, bilgiyi üretmekten çok tüketen bir profile sahiptir. Sürekli akan
içerik karşısında insan zihni derinleşme yetisini yitirmekte; kısa, hızlı ve yüzeysel bilgiye
alışmaktadır. Uzun metinlerin yerini birkaç saniyelik videolar alırken, düşünme süreci de
yerini anlık tepkilere bırakmaktadır. Bu durum, bireyin kendi düşünce sistemini inşa etmesini
zorlaştırmakta ve onu dış yönlendirmelere açık hâle getirmektedir.
Bu bağlamda hafıza meselesi özel bir önem taşır. Dijital araçlar, insanın zihinsel
yükünü hafifletirken aynı zamanda onu işlevsizleştirme riski taşır. Telefonlar numaraları,
uygulamalar anıları, arama motorları bilgileri saklar. İnsan artık hatırlamak yerine “erişmeyi”
tercih etmektedir. Oysa hafıza yalnızca bilgi depolamak değil, kimlik inşa etmektir. Hafızasını
kaybeden birey, geçmişiyle bağını koparır ve yönünü kolaylıkla yitirir.
Dijital neslin bir diğer belirgin özelliği, yönlendirmeye açıklığıdır. Sosyal medya
algoritmaları, bireyin karşısına çıkan içerikleri belirleyerek onun düşünce dünyasını
şekillendirir. Bu durum bir özgürlük yanılsaması yaratır; ancak gerçekte bireyi görünmez bir
kontrol mekanizmasının parçası hâline getirir. Böylece birey, farkında olmadan yönlendirilir
ve zamanla sorgulama yetisini kaybeder.
Bu yönlendirilmiş algıya örnek verecek olursak, “hayvanseverlik” denildiğinde
zihinlere kodlanan algı neredeyse sadece kedi ve köpekten ibaret bir “sokak hayvanı”
tanımına indirgenmiş durumdadır. Oysa doğanın bütünlüğü içinde bir kuzu, bir serçe, sülün
veya keklik de aynı derecede hayvandır ve yaşam hakkına sahip, sevgi çemberinin ayrılmaz
parçalarıdır. Ancak dijital platformların estetik kaygıları ve popüler kültürün dayatmaları,
merhameti yalnızca evcilleştirilmiş ya da görünür olanla sınırlayarak diğer türleri bu ilginin
dışına itmektedir.
Benzer bir sığlık doğa ve tabiat algısında da kendini gösterir. Doğa sevgisi çoğu
zaman sosyal medyada dolaşıma giren, Ordu’da olduğu gibi maden arama haberleri etrafında
şekillenen sloganlara indirgenir. Oysa otel, bahçe, tarla ya da lüks konut projeleri uğruna yok
edilen yüzlerce endemik bitki türü ve doğal yaşam alanı, “konfor” maskesi altında sessizce
göz ardı edilir. Orman yangınları sırasında ise yanan ekosistemin trajedisine ve kül olan
canlılara odaklanmak yerine, tartışmalar çoğunlukla teknik detaylara, örneğin yangın
söndürme uçaklarının sayısına kilitlenir. Dijital nesil, yangınların kök nedenlerini, ekolojik
tahribatın geri dönülemez sonuçlarını ya da bireysel tüketim alışkanlıklarının bu yıkımdaki
payını sorgulamak yerine, ekranlara yansıyan anlık öfke dalgalarıyla yetinmektedir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Teknoloji özünde bir tehdit değildir.
Onu tehdit hâline getiren, bilinçsiz ve sorgusuz kullanımıdır. Doğru kullanıldığında dijital
araçlar, bilgiye erişimi kolaylaştırır, ufku genişletir ve bireyin kendini ifade etme imkânlarını
artırır. Bu nedenle mesele teknolojiye karşı olmak değil, onunla kurulan ilişkinin niteliğini
sorgulamaktır.
Sonuç olarak, dijital çağın insanı ile mankurt arasında birebir bir özdeşlik kurmak
abartılı olabilir; ancak benzerlikler göz ardı edilemez. Hafızasını dış kaynaklara devreden,
sorgulamadan tüketen ve yönlendirmelere açık hâle gelen birey, kendi kimliğini yavaş yavaş
kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle dijital dünyada var olmanın en temel şartı;
bilinçli olmak, sorgulamak ve düşünce özgürlüğünü korumaktır. Aksi hâlde, ellerindeki
android cihazlardan akan manipüle edilmiş bilgilerle gönüllü birer mankurta dönüşen
“mandroid” bir insan tipi kaçınılmaz hâle gelecektir.