İsveç'in Falun kasabasında “Büyük Çukur” olarak bilinen maden ocağı 13. yüzyıldan beri bu bölgedeki bakır üretiminin faaliyetini göstermiş ve 17. yüzyılda Falun kasabasının da doğmasına vesile olmuştur.
Maden üretimi 1992 yılında sona erene kadar, yüzyıllar boyunca bölge madencilik ve metal üretiminin en önemli alanlarından biriydi.
Bugün, birçok güzel tarihi binası ve geniş bir alanına yayılmış olan bu maden ocağı 2001 yılında buyana bir maden müzesi haline dönüştürülmüştür.
Ayrıca, Unesco tarafından Dünya Mirası kategorisi alınarak koruma altına alınmıştır.
Bugün 15 $ ücretle hem açık ocak hem de yeraltı ocağı müze kapsamında ziyaret yapılabilirken, yılda yaklaşık 1 milyon kişiyi bulan ziyaretçi sayısı ile Avrupa’da önemli maden ziyaret bölgelerinden biri haline gelmiştir.
İngiltere’nin Cornwall şehri 18. yy.’da metal madenciliği açısından en büyük endüstrilerinden biriydi.
1844 yılında faaliyete geçen Cornish kalay madeni 1896 yılında kapatıldı. 1987 yılında, burayı gelecekte bir madencilik eğitimi kaynağı olarak korumak ve yerel toplumun yararına olacak şekilde işletmek amacıyla gönüllü bir grup oluşturuldu.
2005 yılından sonra ise turizme açılmıştır.
Bugün Kral Edward Maden Müzesi adını alan ve Unesco tarafından Dünya Miras Listesine alınan bu müzeyi kişi başı 20 Sterlin ücret ile bir müze şeklinde gezme heyecanı sunuyor.
Müze, özgünlüğü nedeniyle birçok ödül kazanmıştır.
Orijinal maden ekipmanları hala çalışır durumda olduğundan, 1850’li yıllarda çalıştığını hayal etmek oldukça zordur.
Yine İngiltere’de Batı Cornwall’daki Tin Coast'un engebeli uçurumlarında bulunan Geevor kalay madeni Unesco tarafından Dünya Miras Alanı olarak ilan edilmiştir.
Bu inanılmaz Dünya Mirası Alanı, Cornwall’ın kalay ve bakır madenciliğinin hikâyesini keşfetmek için muhteşem bir yerdir.
Maden 1921 yılında kapandı ve müzeye dönüştürüldü.
Müzeyi bir saatlik rehber eşliğinde gezmek için 20 sterlin ücret ödemek gerekiyor.
Almanya’nın kuzeyinde bulunan Clausthal-Zellerfeld şehrinde geçmişte Upper Harz Maden Ocağı 1892 yılında kurulmuş Almanya’nın en eski maden müzelerinden biri olup, UNESCO Dünya mirası statüsündedir.
Orta Çağ'dan 1930’lu yılların sonuna kadar bölge metal (bakır-kurşun-çinko-gümüş kompleks cevheri) madenciliği üretim yapılmış bir bölge olmuştur.
Müze ziyaretinin öne çıkan noktaları arasında, 200 yıllık maden ocağı binası ile açık hava alanındaki diğer orijinal madencilik tesislerinin yanı sıra içerisi su ile dolmuş bir maden tüneline de sahiptir.
Madene ziyaret edenler kişi başı 12 Euro ödeyerek 2 saatlik bir süre içerisinde gezebilmektedirler.
Romanya’nın Transilvanya’da yerin yüzlerce metre altında “Salina Turda” adında eski bir tuz madeni (17. yüzyıldan kalma) dönüştürülerek; mini golf, bowling salonu, atlı-karınca ve hatta dönme dolapla tamamlanmış ilginç bir eğlence parkı haline getirildi.
Ayrıca, tarihe daha fazla ilgi duyanlar için parkta hâlâ bazı eski madencilik makineleri bulunduğundan turistler için özel turlar düzenlenen bir müze haline dönüştürülmüştür.
Benzer bir durum Polonya’nın Krakow şehrine yakın ve yerin 135 metre altında bulunan 800 yıllık Wieliczka Tuz Madenin müzeye dönüştürülmüştür.
Tuz madeni müzesi "yeraltı terapisi" olarak adlandırılan ve yeraltı havasının solunum sistemine yardımcı olduğuna inanılan ve astım, alerji veya solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle problem çekenler için ideal bir tedavi merkezi olarak görev de yapmaktadır.
Polanya’nın "Wieliczka” tuz madeni Sağlık Tesisi olarak yararlanmanın dışında da madencilik faaliyetlerinin nasıl olduğunu merak eden turistlerin de ilgi odağı olmuş durumdadır.
Hatta yeraltında inşa edilmiş Dünya’nın en büyük Katolik Şapel’i geçmişte madenciler tarafından yapılmıştır.
2012 ve 2019 yıllarında benimde birkaç kez ziyaret etmiş olduğum bu güzel tuz madenine kişi başı 32$ ödeyerek rehber eşliğinde ziyaret edilebiliyor.
Bir başka özgünlüğüyle herkesi büyüleyen yer Kolombiya'nın Zipaquirá kasabasına 30 dakika uzaklıktaki Nemocon Tuz Madeni'dir.
Burada, yerin 80 metre altında, 1816 ile 1968 yılları arasında yaklaşık 8 milyon ton tuzun çıkarıldığı 1600 metrelik tünel boyunca artık turistler yürüyorlar.
Çarpıcı bir görsel efekt yaratmak için çözünmüş tuz kayalarındaki 28 tuzlu su aynasına dikkat çekiyorlar.
Kolombiya'nın Zipaquirá kasabasının yaklaşık 200 metre altında, eski bir tuz madeninin içine inşa edilmiş ve hale hazırda işleyen bir Roma Katolik kilisesi de bulunuyor.
Bu sıra dışı kilisedeki şaşırtıcı manzaralar arasında, oyulmuş tuz heykelleri ve 5 metrelik haç da yer alıyor.
Her pazar günü ibadet için 3000 yerli ziyaretçi yanı sıra binlerce turistin de ilgisini çekmektedir.
Avusturya’nın 4. Büyük şehri olan Salzburg’da Dünyanın en eski tuz madeni olarak bilinen Salzwelten-Salzburg tuz madeni müzeye dönüştürülmüştür.
Bu müzede ziyaretçiler 1 km’lik uzunluğa sahip maden galerilerinde yürüyerek tuz madenciliği tarihine yolculuk yapıldığı gibi, çocuklara tuz kristallerinin nasıl üretildiği de gösterilmektedir.
Kişi başı 7.5 Euro’ya yaklaşık 1 saat süren bir maden gezisi yapılabilmektedir.
Şehre adını veren Salzburg ismi de Almancada “Salz” kelimesi olan “tuz” anlamına gelmektedir.
Salzwelten maden şirketinin Avusturya’nın en çok turist çeken Hallstatt kasabasındaki tuz madeninde ise 1.5 saatlik yürüme mesafesi ve toplamda 2 saatlik turistik ziyareti ise 44 Euro’ya gezilebilmektedir.
Hallstatt’daki tuz madeninde çocuklar için eğitici ve eğlenceli bölümlerde dikkate değer olduğunu söylemek gerekir.
Bugün Avrupa’nın birçok bölgesindeki eski madenler müzeye dönüştürülmüş durumdadır.
Özellikle İngiltere madencilik müzesi alanında en önde gelen ülke konumundadır.
Avusturya’da Salzwelten madenine ait Salzburg, Hallstatt ve Altaussee bölgelerinde bulunan eski tuz madenleri müzeye dönüştürülmüştür.
Polanya’nın Krakow şehrinde, Kolobiya’nın Zipaquirá kasabasında ve Romanya’nın Transilvanya’daki tuz madenleri de görülmesi gereken maden müzeleridir.
Gelelim Türkiye’de ki madencilik faaliyeti bitmiş madenlerin durumuna!
Dünya’daki uygulamalara benzer tek bir örnek Çankırı’da bulunan eski yeraltı tuz madeninin bir bölümünün turizm faaliyetine açılarak Çankırı Tuz Şehri adını almıştır.
Ben de, yakın tarihte bu tuz madeninin müzeye dönüştürülmüş halini görmüş biri olarak Avrupa’dakiler kadar mükemmel olmasa da görülmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyorum.
Bugün Çankırı Belediyesi tarafından işletilen müze, yılda 1 milyon yerli turistin ziyaret ettiği bir mekân haline gelmiştir.
Son zamanlarda sadece altın madenleri için değil tüm madencilik faaliyetleri çevreye zarar veriyor anlayışı daha çok ortaya çıkmaya başladı.
Dahası “Vahşi Madencilik” diye bir terim de doğdu!
Madenciliğin sürdürülebilmesi için bu olumsuz algıyı düzeltmek gerekir.
Bunun için Dünya’daki iyi örneklerinde olduğu gibi, ülkemizde de eski madenleri müzeye dönüştürme çalışmalarını arttırarak turizme kazandırılması gerektiğine inanıyorum.
Bu sayede toplumun madencilik üzerindeki oluşmuş olan olumsuz algısının değişerek, olaya daha sağduyulu bakacağına inanıyorum.
Tabi ki! Madencilik sektörü olarak, sürdürülebilir bir çevre ve insanlığın yararına bir madencilik sürecini yürütebileceğimizi göstermemiz de gerekiyor.
Aslında Türkiye’de terk edilen madenlerin çok büyük bir kısmı tekrar ormanlık alan haline dönüştürülüyor.
Yani ormanlarımız geçici olarak yok oluyor, fakat sonrası tekrar ormanlık alana dönüştürülüyor.
Zaten yasal olarak bu yapılmak zorundadır!
Diğer taraftan, ormanlık alanlara yapılan lüks hoteller veya konut projelerinin tekrar ormanlık alanlara dönüştürülmesinin mümkün atı yoktur.
Ormanlık alanlara yapılan hotellerde tatil yapmayı uygun görebiliyoruz!
Ormanlık alanlarda konut projelerinden ev alarak oturmayı da uygun görebiliyoruz!
Fakat, ormanlık alanlarda madencilik faaliyetleri sonrası tekrar ormanlık alana dönüştürülecek alanlarda yapılacak olan tüm madencilik faaliyetlerine baştan karşı çıkabiliyoruz.
Bu durum cep telefonu ve baz istasyonu tartışmasına çok benziyor.
Cep telefonsuz hayatı düşünemezken, baz istasyonlarına karşı olabiliyoruz!
Oysa baz istasyonları olmasa cep telefonları ile haberleşme yapmamız mümkün değildir.
Ayrıca, bugün cep telefonu dâhil, tüm elektronik aletler madenlerden olmadan üretilemez!
Bugün oturduğumuz evlerimizin betonu, demiri, duvarı, sıvası, yer döşemeleri, fayansları, camları, elektrik, doğalgaz ve su tesisatları başta olmak üzere hemen hemen her noktası madenlerden yapılmaktadır.
Bu tür durumları herhalde insanoğlunun çıkarcı tarafı ile açıklamak gerekiyor!
Sağlıkla ve bilimle kalın…