İçerik ve kapsam bakımından bir takım farklılıklar içerse de çoğu zaman “Ahlak” ve “Etik” kavramlarını aynı anlamda kullanırız.
Bu kavramların detaylarını merek edenler için aşağıdaki linklerini verdiğim geçen sene yazmış olduğum iki köşe yazılarımı okumalarını tavsiye ederim.
https://www.yaylahaber.com.tr/ahlak-etik-ve-muhendislik-etigi1
https://www.yaylahaber.com.tr/ahlak-etik-ve-muhendislik-etigi2
Birçok ünlü filozof, bilim insanı ve yazarların sözleri arasında özellikle iki tanesinin ki çok daha basit ve bugün için çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Bunlardan ilki ünlü İrlandalı yazar George Bernard Shaw (1856-1950)’ın “Bir milletin ahlakı dişleri gibidir. Çürüdüğü nispette acısını hisseder” sözü ahlak için söylenmiş ve bugünkü toplumu anlatan en önemli sözlerden biridir.
Diğeri, Nobel ekonomi ödüllü Ekonomist James McGill Buchanan (1919-2013) “Çalışma ahlakının geliştiği toplumun refah düzeyi; bu ahlakın zayıf ya da mevcut olmadığı toplumlara kıyasla daha yüksek olacaktır” sözü ahlak konusunda bugünü çok güzel ifade etmektedir.
Bu köşe yazımda ise ünlü Amerikalı Psikolog Lawrance Kohlberg (1927-1987)’in insanların yaşam sürecinde Ahlak’ın gelişim evresinden bahsetmek istiyorum.
Kohlberg, insan yaşamında 3 düzeyde ve 6 evreden geçerek Ahlakı içselleştirdiğini ileri sürmüştür.
1.Düzey; gelenek öncesi dönem olarak tanımlar ve kişinin daha çok “ben” duygusu ile Ahlakı uyguladığını öne sürmüştür.
Bu düzeyi iki ayrı evrede geliştiğini de ileri sürmüştür.
“Ben” duygusunun 1. Evresinin “bağımlı evre” olduğunu ve kişinin itaat etme ve ceza alma duygusunun ön planda olduğunu ve bu korkular ile Ahlak gelişimi yaşadığını belirtmiştir.
Aslında bu evre cezadan kaçınan ve ebeveynlerine boyun eğen bir çocuğun olaylara karşı gösterdiği Ahlaki davranışı yani “çocukluk” evresi olarak izah edilebilir.
“Ben” duygusunun 2. Evresinin “bireysellik” olduğunu ve kişinin kendi çıkarına gelen davranışları Ahlaklı bir davranış olduğunu düşündüğünü ifade etmiştir.
Bu evre aslında çocukluk döneminde ödül alma ve çıkar duygusu ile izah edilmektedir.
2.Düzeyi; geleneksel düzey olarak tanımlar ve kişi artık toplum içinde yer almak için “biz” duygusu ile Ahlaki davranışlar sergilemeye başladığını öne sürmüştür.
Kohlberg “Biz” duygusunun da iki ayrı evrede geliştiğini ifade etmiştir.
3. Evrenin “beklenti ve uyum” evresi olduğunu ve kişinin toplum içinde “iyi insan” imajını verme dürtüsünden ileri geldiğini öne sürmüştür.
Bu evre okul çağı veya “gençlik” evresi olarak izah edilir ve kişi sosyal gruplara kabul edilmek için uyum içinde davranma ve akıl yürütmeye başlar.
4. Evresinin “sosyal vicdan” evresi olduğunu ve kişinin toplumsal anlamda belirlenmiş “kanun ve düzen” olgularına göre hareket etme duygusunun geliştiğini söylemiştir.
Bu evre “yetişkinlik” evresi olarak kabul edilir ve kişi artık biz duygusu ile toplum ve hukuk kurallarına uyma eğilimi gösterir.
Kohlberg 3.Düzeyi; gelenek ötesi ve ilkeler dayalı durum diye tabir etmiştir. 3.Düzey’de bireyin düşüncesi “tüm insanlık” olarak tasavvur ettiğini ileri sürmüştür.
“İnsanlık” duygusunun da iki ayrı evrede geliştiğini ifade etmiştir.
5. Evrenin “toplumsal antlaşma” evresi olduğunu ve bireyin sadece kendisi için değil tüm insanlar için de yararlı olan davranışlar sergilediği ve bunun daha ahlaki olduğu duygusunun geliştiğini belirtmiştir.
Bu evre “olgunluk” evresi olarak da ifade edilir ve birey tüm insanlık için ahlaka ve etik prensiplerine uyma davranışı sergiler.
Kohlberg 6. Evreyi ise “evrensel ahlak ilkeleri” evresi olduğunu ve bireyin sadece kendisi veya yaşadığı toplum için değil tüm insanoğlu için hatta yaşayan canlılar ve tabiat için de hak, adalet ve eşitlik duygusuna evirildiğini öne sürmüştür.
Son evre ise olgunluk ve yetişkinlik evresi olup “akıl yürütme” evresi olarak da ifade edilir ve birey evrende var olan tüm canlılar için ve doğaya karşı davranışlarını akıl yürüterek düzenlemeyi tercih eder.
Sizlere, Kohlberg’in insanlardaki Ahlaki değişim evresini Üniversite’de 35 yılı aşkın sürece öğretim elemanı olarak görev yaptığım bir eğitimci olarak kendi mesleğim üzerinden izah etmek isterim.
Bir eğitimci veya bir öğretmen öğrencilere vereceği dersi sadece “ceza almamak” için yapıyorsa “Bağlı evre” diye tabir edilen 1. Evre Ahlaki davranışı sergiliyor demektir.
Dersi ders ücreti alarak maaşım artsın düşüncesi ile “bireyselcilik” ve ben duygusu ile yapıyorsa 2. Evre Ahlaki davranışı sergilediği anlaşılır.
Eğer dersi öğrencilerin “iyi hoca” demeleri için yapıyorsa 3. Evre Ahlaki davranış sergiliyor demektir.
Dersi “kanunlarda” belirtildiği ve işinin bir parçası olarak vicdani olarak yapıyorsa 4.Evre Ahlaki davranış sergilemektedir.
İlkelere dayalı olarak dersi öğrencilerin daha iyi öğrenmeleri için zaman ve çaba harcayarak “Topluma fayda” olarak yapıyorsa, 5.Evre Ahlaki davranış sergilediği söylenir.
Son olarak dersi “bilginin turşusu olmaz” ilkesi ile ders notlarını ve bilimsel çalışmalarını “evrensel olarak” tüm topluma yararlı olmak için paylaşıyorsa (basılı veya internet üzerinden dergilerde, yazılı veya görsel medya veya başka yollar ile) 6.Evre Ahlaki davranış sergilediği anlaşılır.
Kohlberg’in bu 6 evresini Ramazan ayında olmamız münasebeti ile “İbadet” üzerinden de izah etmek isterim.
Eğer kişi “ceza” almamak için Cehennem korkusu ile ibadet ediyorsa 1.Evre Ahlaki davranış sergilediği anlaşılır.
Eğer ibadetini “çıkar” için Cennete gitmek için yapıyorsa 2.Evre Ahlaki davranış sergilediği anlaşılır.
Kişi geliştikçe geleneksel düzeye ulaşırsa ibadetini sadece Cuma günleri (Hristiyanlar için Pazar günleri) yapıyorsa “iyi mümin olma” hali ile 3.Evre Ahlaki davranış sergilediği anlaşılır.
Kişi dini emir (kanun-şeriat) gereği için ibadet ediyorsa 4.Evre Ahlaki davranış sergilediğini söyleyebiliriz.
Kişinin olgunluk seviyesine ulaştığında ise toplumsal kabul olarak ibadet edilmesi gerektiği için ediyorsa 5.Evre Ahlaki davranış sergilediği anlaşılır.
Son olarak kişi ibadetini bir yaratanın olduğu kabulü ile en iyi insan olma duygusu ile tüm ahlaki duygulara göre ibadet ediyorsa 6.Evre Ahlaki davranış sergilediği söyleyebiliriz.
Kohlberg’in Ahlak anlayışının anlamak için vermiş olduğum bu iki örnek sanırım insanoğlunun hem bedenen hem de düşüncel (akıl) olarak gelişmesi ile Ahlakının da nasıl değiştiğini daha iyi anlatmaktadır.
Fakat, Kohlberg’in bu tezi insan oğlunun bedende ki değişim ile düşüncel (akıl) değişiminin paralele gittiği durumda geçerliğini korur.
Bir birey, zihinsel olarak kendini bilgi ile donatmaz ise düşünsel değişimi yakalaması da imkânsızdır.
Bu durumda, birey çocukluk dönemi dediğimiz “ceza” ve “ödül” ikilemi içinde davranmaya devam edecek ve toplumda Ahlak Erozyonu başlayacaktır.
Evrensel olarak kabul edilen ve dinimizce de ekseriyette kabul görmüş bir hadis olan “Komşusu açken tok yatan bizden değildir!” şiarı unutulur, sadece Cehenneme gitmemek veya Cennete gitmek için ibadet (Cuma namazı kılmak, oruç tutmak, kurban kesmek gibi) anlayışı olarak ortaya çıkar.
Nisa Süresi 168. ayetin Türkçe meali “ Evet, o inkâr edenleri ve zulmedenleri Allah ne bağışlayacak, ne de onlara bir kurtuluş yolu gösterecektir” şeklindedir.
Allah tarafından affedilmeyecek iki günah var, bunlar şirk ve zulüm, dolayısıyla zalimi affetmeyeceğini ve bu durumu kul hakkı olarak görmektedir.
Allah dilerse kendi hakkına ilintili günahları (namaz kılmak, oruç tutmak gibi) affedebilir ama kul hakkını kullarının helalleşmesine bırakıyor.
Gelelim, içinde bulunduğumuz Ramazan ayında bireylerin ve yetkililerin Ahlaki davranışlarına!
Her yıl Ramazan ayında birçok kamu kurumu yöneticileri vatandaşların vergilerinden toplanan paraları sanki kendi helal kazançları imiş gibi iftar yemeği verebilmektedir.
Bugün İlköğretim okullarında eğitim gören çocuklarımıza bir öğle yemeği bile verilmiyor.
Milli Eğitim Bakanı bütçenin yetersiz olduğunu belirtmiştir.
Eğer ülkenin geleceği olacak çocuklarımıza bir öğle yemeği bile veremeyecek fakirlikte bir ülke isek, nasıl oluyor da parası olan veya olmayan herkese kuş sütü eksik olmayan iftar yemeğini kamu kaynakları ile verilebiliyor anlamakta zorlanıyoruz!
Eğer iftar yemeği verilecekse yönetici ve kişiler kendi helal kazançlarından yapabilirler.
Bu durumun hem Allah katında hem de kul katında bir değeri de vardır.
Maalesef ister Belediye ister Kamu kurum yöneticileri olsun tüm vatandaşlardan vergi adında toplanan parlar ile zengin-fakir ayırt etmeksizin herkese iftar yemeği dağıtabiliyor.
Eğer bir Belediye İftar yemeği vermek istiyorsa, Belediye Meclisinden Oy Birliği ile onay alarak ve sadece parasal olarak kendisini geçindiremeyecek yani maddi anlamda muhtaç olan kişilere verebilir.
Üstelik Gayri-Müslim ve Oruç ibadetinin zamanını farklı gören (muharrem ayı) alevi kökenli vatandaşların vergileri ile bu tür bir harcamanın yapılması Ahlaki olabilir mi?
İlahiyatçı Prof.Dr. Mehmet Okuyan’nın “Oruç geçici bir açlık değil, kalıcı bir Ahlak inşasıdır” sözü Ramazan ayı için en iyi anlatan bir söz değilmidir.
Üstelik kanunlarımıza göre bu tür harcamaları yapmak “kamu zararı” anlamı taşır.
Bugün ABD olsun Avrupa ülkeleri olsun ibadethanelerin (ister Cami, ister Cem evi, ister Kilise, ister Sinagog ve isterse Budist tapınağı olsun) hepsinde o dine mensup kişilerin oluşturduğu cemaatler tarafından desteklenerek inşasına izin verilir.
İbadethanelerde görevli kişilerin (Müezzin, İmam, Rahip, Haham veya Sangha gibi) ücretleri ve giderleri de o dine mensup kişiler tarafından karşılanır.
Tabi ki! Her Devlet vatandaşlarının kendi inandıkları ve gönül verdikleri dine mensup olduğu kuruluşların (Dernek veya Vakıf gibi) bağış olarak verdikleri paraların başkaca işlere harcanmaması için gerekli denetim ve kontrolleri de yapar.
Gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde, vatandaşlarından topladığı vergiler ile hiçbir ibadet yerinin veya dinlerin zorunlu koştuğu ibadet ve diğer ritüel masraflarını kamu kaynakları ile karşılanmaz.
Peki! Bizde nasıl karşılanıyor?
Maalesef çoğu zaman kamu kaynakları ile karşılanıyor.
Bu durumu ister Lawrance Kohlberg’in Ahlak gelişimine göre değerlendirildiğinde isterse evrensel Ahlaki açıdan düşünüldüğünden sizce bizde ki durum Ahlaki mi?
Geçmişten günümüze ister dinsel veya toplumun geleneklerine dayalı olsun ister evrensel etik anlamında ortak davranış kuralarına bakacak olursak;
Doğruluk, Dürüstlük, Adaletli olma, Başkalarına yardım etme, Başkalarına saygı gösterme, Başkasının hakkını yememek, Karşısındakinin güç durumundan yararlanmamak, Kaynakların adil dağıtılması gibi birçok bildiğimiz ahlaki veya etik kurallar var.
Maalesef bu ahlaki ve etik değerleri Toplumsal Yozlaşma ile kaybediyoruz.
Herkesin Ahlaki ve Etik kalması dileği ile…