06.04.2021, 14:22

KULLAN VE AT!

Yaşlı bir adam odun toplamak için çıktığı yolda yürürken yolun sağ tarafında uzun zamandır buralarda olmasına rağmen ilk kez dikkatini çeken derin ve dipsiz bir kuyu ile karşılaşır. Tam eğilip kuyuya baktığı esnada kuyudan büyük bir yılan çıkar ve yaşlı adam korku ile geriler.

Hikaye bu ya, yılan yaşlı adama korkmamasını, kendisine zarar vermeyeceğini söyleyerek yalnızlığından ve dertleşecek bir dostu olmadığından bahseder.

Yaşlı adam yılanın halini anlar, kendisi bile bazen onca insanın arasında yalnız hissederken, “bir delikte tek başına yaşayan yılan ne yapsın ki” diye düşünür.

İlk başta duyduğu korku kısa sürede yılana karşı bir merhamet ve sempatiye dönüşür ve isterse kendisi ile dertleşebileceğini, bundan keyif alacağını dile getirir.

Yılan önce çekingen zamanla güven ile dertleşir yaşlı adamla. Yaşlı adam da yaşadıklarından, sorunlarından dem vurur. Bir süre devam eden bu sohbet sonrası yılan bir ara kuyuya girer dönüşte ağzında tuttuğu bir altın bırakıverir kuyunun başına. Yaşlı adam şaşırsa da hediyesini “dostluk namına” kabul etmesini ister yılan.

Bu davranış üzerine yılanla yaşlı amca arasında bir dostluk kurulmuş olur.

Yaşlı amca hemen her gün yılanın bulunduğu kuyunun başına gelmekte ve saatlerce dertleşip sohbet etmeye başlamışlardır. Her sohbet bitiminde yaşlı amca evine gitmek istediğinde yılan kuyuya girerek kuyudan çıkarttığı bir altın verir yaşlı adama.

Günler bu şekilde geçerken yaşlı adam bir gün oldukça rahatsızlanır ve yatağa düşer. Yataktan çıkamadığı için de ne yılanın yanına gidip dertleşebilir ne de tek geçim kaynağı olan odunları toplayabilir ama çalışamadığı için evin içinde yokluk da yaşanmaya başlamıştır.

Birkaç gün sonra daha fazla dayanamaz ve oğlunu yanına çağırıp durumu anlatır. Kuyunun başına gidip yılana durumlarını anlatmasını ister.

Oğlu anlatılan tabloya hayret etse de denileni yapar, gidip babasının tarif ettiği yerdeki kuyuyu bulur ve kuyunun başında biraz bekledikten sonra yılan kuyudan çıkar.

Oğul önce korksa da babasının selamlarını ileterek durumu anlatır ve yılan her sohbetten sonra yaptığı gibi kuyudan bir altını çıkarıp yaşlı amcanın oğluna verir. Babası iyileşene kadar hergün gelmesini, kendisinden bir altın alıp evin ihtiyaçlarını karşılamasını, böylece yaşlı adamın bir an evvel iyileşmesini istediğini söyler. Oğul ise şaşkınlık içinde altını alır ve koşarak eve döner.

Yaşlı adamın oğlu eve geldiğinde şaşkınlığını üzerinden atar atmasına ama insanoğlu bu işte hinlik düşünmeye de başlar;

“Her gün o yılanın yanına gidip bir tane altın vermesini bekleyeceğime onu öldürür, kuyudaki altınların hepsini alırım!” diye aklından geçirir.

Ertesi gün planını gerçekleştirmek üzere kuyunun başına gider. Yılan ise olacaklardan habersiz bir şekilde kuyudan çıkar. Çıkar çıkmasına ama bizim aç gözlü oğlan arkasındaki baltayı savurur yılanın üzerine. Yılan hızla yana kaçar ama yere inen balta tüm ağırlığı ile kuyruğunu uzun bedeninden ayırıverir Canının acısıyla oğlanı sokar ve kuyuya girer. Açgözlü, hin fikirli oğlan zehirlenip oracıkta ölmüştür.

Gece çöküp de oğlunun gelmediğini görünce yaşlı adamı bir endişe alır. Sabahın ilk ışıkları ile yataktan kalkıp aramaya çıkar. Kuyunun başına vardığında yerde oğlunun cesedini görür ve yanına koşup ağlamaya başlar. Yaşlı adamın feryatlarını duyan yılan da kuyudan çıkıp olanları anlatır. Yaşlı adam o üzüntü ve evlat acısıyla yılana kırılmıştır ama hiçbir şey söylemeden evine döner. Günlerce yas tutar, üzülür.

Geçen süre ile acısı hafifleyen yaşlı adam daha farklı düşünmeye başlar. Oğlunun hırsının ve aç gözlüğünün buna sebep olduğunu ve bu yüzden hem oğlunu, hem de dostluğunu kaybetmiş olduğunu düşünerek kuyunun başına gider ve yılana seslenir.

“Olanları unutalım, yine eski güzel günlerimize dönelim.” der yılana ve devam eder;

“Açgözlü ve hırslı da olsa evladımı kaybetmiş olmamın etkisi ile sana kırıldım ama şimdi biliyorum ki senin çok da suçun yok bu olanlarda.”

Kuyunun ağzından yaşlı adamı dinleyen yılan bir an duraklar ve muhatabına benim de muhataplarıma vereceğim cevabını verir;

Son yaşadığım şu sekiz aylık süreci daldığım tefekkür deryasında bundan daha iyi anlatan bir hikaye olamazdı sanırım.

Öyle ya; bir kaderimiz var, başkalarının kaderi ile sürekli ve her daim kesişmekte olan ve biz onu yaşıyoruz. Parça parça olan bir bardağın kaderi sinirimizden nasibini alır bazen, son nefesini ayaklarımız altında veren bir karıncanın eceli ise acelemizden. Yanındaki tomurcukla dertleşen bir gülün sohbeti, sevgilimizi mutlu edeceğiz diye yarım kalır bazen, bir kedinin yüzündeki yara izi mangal başında kedilerin arasına atıverdiğimiz et parçasından hatıra kalır ona .

Yanisi kaderimiz temas halinde olduğumuz her bir varlığın kaderi ile her dem kesişmektedir.

Ancak bu kesişme bizi kaderin ve kalemin sahibi olan Kadir-i Mutlak’a hayran bırakırken, omuzlarımıza da tarifi imkânsız bir sorumluluğu yükler. Bastığımız toprak, aldığımız nefes, içtiğimiz su, gölgesinde oturduğumuz ağaç, kullandığımız eşya, bazen merhaba ettiğimiz, bazen yüzünü bile görmediğimiz her bir insan, her ne varsa hayatımıza dokunan topyekûn hepsi birden kendilerinden sorumlu olduğumuz meçhul ve muazzam bir bilmecenin bizi buluşturduğu kader ortaklarımız.

Lakin zaman baş döndürücü bir hızla değişiyor ve her şeyi olduğundan daha hızlı dönüştürüp dişleri arasında öğütüyor. Ama biz bu değişimin açtığı boşlukları dolduracak mahareti gösteremiyoruz. Bu yüzden de kapılıp gittiğimiz bu sel bizi önüne katıp götürerek, hayatı adeta süpürüyor. Sadece gözle görünür olanı değil; gözle görülmeyen ama varlığını içimizden bildiğimiz, dolayısıyla yokluğundan da yine içimize vuran sızısıyla haberdar olduğumuz şeyleri de alıp götürüyor yavaş yavaş.

Hayal kurmaya ayırdığımız uzun uzun vakitler, kendimizi tartıya vurduğumuz derin muhasebeler, bir fikir sahibi olmadan önce inceden inceye yürüttüğümüz muhakemeler, çocukça sevdalarımız, mevsimler gibi durmadan kendini tazeleyen küçük heyecanlarımız, kendine sebep aramayan iyi niyetlerimiz, gözden ırak kalmakla azalmayan muhabbetlerimiz, yolda tanımadığımız insanlara da selam verebilme alışkanlığımız, sağlam dostluklarımız, kopmaz arkadaşlıklarımız, beklentisiz yoldaşlıklarımız, bir ömür aynı kaidede sabit kalan efkârımız, hissiyatımız ve daha birçok şeyimiz bu değirmenden nasibini alıyor hızla.

Bizim olan, bizden olan, insanlığımızı inşa, imar ve tahkim eden, hayatımızı güzelleştiren, tezyin eden, kabalıklarımızı incelten, sığlıklarımızı derinleştiren ve bütün boşluklarımızı zevkle ve incelikle dolduran bu zenginliklerimizin ne kadarını kurtarabileceğiz bu muhteris zaman değirmeninin elinden bilmiyorum ama ardımızda bıraktığımız hayatların hızla birer hüzünlü hatıraya dönüştüğünü içim ezilerek de olsa görebiliyorum.

Zira hep andığım gibi asırlardır hayatının içinde olan şeylerden birkaç saniyede vazgeçebilen ve daha önce hiç görmediği herhangi bir şeyi, aynı birkaç saniye içinde hayati ihtiyaçlar listesine yazabilen ve o olmadan artık yaşayamayacağına inanabilen insanlar haline geldik artık.

Yazık ki hayatlarımızın en acınası yanlarından biri, sürekli ‘yeni’sinin çıkmasını veya gelmesini beklediğimiz şeylerle oyalanıp dururken eskiyip gidiyor olmamız. Yeni bir cümle, yeni bir duygu, yeni bir sevgili, yeni bir yoldaş, yeni bir fikir, yeni bir zafer, yeni bir imkân, yeni bir yol, yeni bir hayat. Mütemadiyen açız, çünkü doymaya kapalıyız. Gözlerimiz elimizdekine kayıtsız gelecek olana çevrili ve bu yüzden de doğru dürüst yaşamadan yumaklayıp atıyoruz her şeyi, sırf daha yenisini beklediğimiz için. Üstelik neden beklediğimizi, neyi beklediğimizi bilmeksizin!

Başkaları hakkında her aklına geleni söyleyen, hiçbir gerçek delili olmadan insanlar ve kişilikleri hakkında yargısız infaz yapan, nereden geldiği belli olmayan bir yetkiyle orada olmayan herkesi adaletsizce yargılayan, hiçbir şey üretmeyen ama üretilmiş her şeye laf etmeyi meslek edinen, çakmaya, karalamaya, harcamaya düşkün insanların hızla arttığı bu paslı iklimde bu çirkin haller, nice tecrübeyle sabittir ki, söyleyenden dinleyene sirayet ediyor ve alanını genişleterek herkesi içine çekiyor.

Yani anlattığım bu ortam(lar)da iseniz , orada olmakta ısrarlıysanız kirleniyor, kirlenmeye alışıyor ve nihayet temizliğin faziletini unutuyorsunuz!

Çünkü böylesi bir ortamda her gün vakit ayırıp, asıllı ya da asılsız olduklarına bakmadan çıkar çatışmasına düştüğümüz için düşman bellediğimiz “ötekiler” hakkında malzemeler toplayıp; anlamadan dinlemeden, kendilerini ifade etmelerine ihtiyaç duymadan tek yönlü mahkemeler kurup yargılıyor, infaz ediyor ya da planlı cinayetlerimize kurban seçiyoruz zihinlerimizde onları.

Zira her kötülüğü ‘öteki’lere yakıştırarak kendi iyiliğimizi, her yoksulluklarını kendi suçları sayarak kendi varsıllığımızı, her acılarını kendi boyunlarına asarak kendi mutluluğumuzu, her yanlışlarını önlerine koyarak kendi doğruluğumuzu kutsuyoruz.

Tablo bu olunca da kendi uydurduğumuz yalanlarla yaşamayı göze alamıyor; sahip olduğumuz maddi ve manevi konforu kaybetmek istemiyoruz. Çünkü bu körleşmeye ihtiyacımız var. Çünkü bizim sebepsizce haklı olmak ve öyle kalmak için suçlulara, günahkarlara, çirkinlere, kirlilere yani ‘öteki’ye, ‘öteki’lere ihtiyacımız var. Sanki yaşamıyor sadece bize ayrılan vakti dolduruyoruz!

Kimbilir belki de bu yüzden derdini dava edinmiş, fikrin yükünü çeken, tedavülden kalkmış şeyleri hayata geri çağıran insanların sayıları giderek azalıyor.

Kabul etsek de etmesek de yüzeysel laflar, sığ ifadeler, boş sloganlar, ucuz şarkılar, harcıalem kitaplar, çerez filmler, sulusepken espriler, naylon bilgelikler ile imitasyon olan adım adım gerçek olanın yerine geçiyor. “Kullan at” kültürü her şeyi silip süpürüyor, içe işleyen güzellikler yavaş yavaş sürülüp çıkarılıyor hayattan, hayatlarımızdan.

Çünkü üç beş kulaç attıktan sonra takati kesilmeye, karşı kıyıya erişmekten ümidi kesip geri dönmeye mahkûm etmişiz kendimizi adeta. Halbuki derin nefes istiyor insan olabilmek, tıknefes olanlara göre değil! Midesini tıka basa doldurup, gönlünü boş bırakanın avuçlarına, görmek istemeseler de her geçen gün ağırlaşan bir gövdenin bir ömür hamalı olmaktan başka bir şey geçmez.

Bu tehlike ve gidişatın farkında biri olarak bu yüzden haykırıyorum ya hep;

Bizi kendimizden geçirecek olana değil, bizi kendimize getirecek olana ihtiyacımız var. Unutturacak olana değil, hatırlatacak olana; savurup dağıtacak olana değil, derleyip toplayacak olana; kanatacak olana değil, iyileştirecek olana; birbirimizi yargılamaya değil, anlamaya; azaltmaya, eksiltmeye, parçalamaya değil, çoğaltmaya, tamamlamaya, bütünlemeye; birbirimizi itmeye değil, sımsıkı tutmaya ihtiyacımız var.

Ama en çok da azami riayet ve bu riayetten doğan sorumluluğun sürekli farkında olmaya gayret ederek yaşamak borcumuz var!

Yorumlar (0)
23°
parçalı bulutlu
Namaz Vakti 19 Nisan 2021
İmsak 04:17
Güneş 05:49
Öğle 12:44
İkindi 16:29
Akşam 19:30
Yatsı 20:56
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 33 71
2. Fenerbahçe 34 69
3. Galatasaray 33 65
4. Trabzonspor 34 59
5. Alanyaspor 34 52
6. Gaziantep FK 33 51
7. Hatayspor 33 50
8. Sivasspor 33 50
9. Karagümrük 33 49
10. Göztepe 34 46
11. Antalyaspor 34 42
12. Konyaspor 33 41
13. Rizespor 33 39
14. Malatyaspor 33 37
15. Ankaragücü 33 37
16. Kasımpaşa 34 37
17. Kayserispor 33 34
18. Başakşehir 33 33
19. Erzurumspor 34 31
20. Gençlerbirliği 33 31
21. Denizlispor 33 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 31 63
2. Adana Demirspor 31 61
3. Samsunspor 30 58
4. İstanbulspor 31 57
5. Altay 30 54
6. Altınordu 31 53
7. Ankara Keçiörengücü 31 49
8. Tuzlaspor 31 47
9. Ümraniye 30 44
10. Bursaspor 30 43
11. Bandırmaspor 30 39
12. Boluspor 30 35
13. Balıkesirspor 31 35
14. Adanaspor 30 34
15. Menemenspor 31 31
16. Akhisar Bld.Spor 31 26
17. Ankaraspor 30 23
18. Eskişehirspor 31 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 32 66
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 32 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 31 52
7. Tottenham 32 50
8. Everton 31 49
9. Arsenal 32 46
10. Leeds United 31 45
11. Aston Villa 30 44
12. Wolverhampton 32 41
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 31 36
15. Newcastle 32 35
16. Brighton 31 33
17. Burnley 32 33
18. Fulham 33 27
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 32 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 31 70
2. Real Madrid 31 67
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 31 64
5. Villarreal 31 49
6. Real Betis 31 48
7. Real Sociedad 31 47
8. Granada 30 39
9. Levante 31 38
10. Celta de Vigo 31 38
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Osasuna 31 37
13. Cádiz 31 36
14. Valencia 31 35
15. Getafe 31 31
16. Deportivo Alaves 31 27
17. Huesca 31 27
18. Real Valladolid 30 27
19. Elche 31 26
20. Eibar 31 23
Arşiv

Gelişmelerden Haberdar Olun

@