Rumlar, 6 Ağustos 1964 günü tanklar ve ağır silahlarla bütün cephelerde saldırıya geçtiler. Türkler de Erenköy’e çekilerek, diğer bölgelerin de katılımıyla çepeçevre savunmaya geçtiler.
8 Ağustos günü Rumların taarruzu başladı. Erenköy bölgesini savunmaya çalışanların çoğunluğu Türkiye ve İngiltere’de okuyan Kıbrıslı Türk öğrencilerdi. Kıbrıslı Türklere yardım için 8 Ağustos günü saat 16.15’te aralarında Yüzbaşı Cengiz Topel’in de bulunduğu Türk savaş filosunun pilotları, Rum mevzilerini ve takviye güçlerini vurdular. Grivas ve yardımcısı da helikopterle kaçtılar. Uçağı düşen Yüzbaşı Cengiz Topel, Rumlar tarafından esir edildi ve işkence yapılarak öldürüldü.
“Sizin ecdadınız 9 Eylül 1922’de Anadolu’da bizim babalarımızı denize döktü. Biz de sizi Erenköy’de denize dökeceğiz,” diyen Rumlar, “Yüzbaşı Cengiz Topel’i müşahede altına aldık,” diyerek Lefkoşa’ya getirdiler ve Türkiye Cumhuriyeti hükûmetinin, yaralı Türk pilotu resmen istemesine rağmen, soruşturmaya aldıkları yalanıyla beş gün boyunca iade etmediler.
Sonunda Birleşmiş Milletler Barış Gücü devreye girdi ve Rumlar, Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel’in cenazesini Lefkoşa’nın Türk tarafına teslim etmek zorunda kaldılar. Türk doktorlarının ve BM temsilcilerinin önünde şehidin naaşını gören tanıklar; Cengiz Topel’in sol gözünün tahrip edildiğini, pazılarının matkapla oyulduğunu, cinsel organının ezildiğini, kafatasının sol tarafına beton çivisinin çakıldığını, sol ayağının kırıldığını, boğazından göbeğine kadar göğsünün yarılıp çuval gibi dikildiğini anlatmaktadırlar. Bir doktor ise Cengiz Topel’in iç organlarının (kalp ve ciğerinin) çalındığını beyan etmektedir.
Yıllar sonra 2007’de basında bir haber yer aldı: Yunan mürettebatından, yaralı olarak kurtulan bir askerin yaptığı açıklamalara göre; pilot Yüzbaşı Cengiz Topel’in uçağını vuran uçaksavar ateşi, Yunanistan’ın Ada’ya uluslararası yasalara aykırı ve gizlice gönderdiği iki savaş gemisinden biri olan “Faethon” isimli gemiden açılmıştı. Bu haberden sonra Yunanistan, resmi olarak, 1964 yılında Ada’ya yasa dışı ve kaçak olarak asker gönderdiğini kabullendi. Bu bir savaş suçu itirafıydı ve Yunanistan’ın savaş suçlusu olarak uluslararası adalet divanında yargılanması gerekmekteydi. Ama elbette böyle bir yargılama olmadı.
Şimdi utanmadan AP kalkmış, Türk askerine iftira atarak Türkiye’den sorumluluk bekliyor.
Gelelim Yunanistan destekli Rum katillerinin diğer katliamlarına:
Ayvasıl Köyü Katliamı (23 Aralık 1963): Kanlı Noel katliamından bir gün önce, örgüt köye bir saldırı düzenledi. Esir alınan 21 Kıbrıs Türkünü katlederek toplu mezara gömdüler. (Mezarlar daha sonra Birleşmiş Milletler gözetiminde açıldı.)
Arpalık Köyü Katliamı (6 Şubat 1964): Rum çeteleri ve polis üniforması giymiş EOKA militanları, ağır silahlarla saldırdı. Çatışma çıktı ve 5 Türk şehit oldu, iki Türk yaralandı. Köy halkı göç etmek zorunda kaldı.
Gaziveren ve Çamlıköy Katliamları (19 Mart 1964): EOKA kuşattığı köylere havan topları ve ağır silahlarla saldırdı. Günlerce süren kuşatma ve saldırılarda altı mücahit Türk şehit oldu.
Geçitkale ve Boğaziçi Köyleri Katliamları (15 Kasım 1967): Yunan generali Grivas komutasındaki binlerce EOKA militanı ve Rum Muhafız Ordusu askeri, zırhlı araçlarla bu köylere saldırdı. Teslim olan sivil mücahitler ve aralarında yaşlıların da bulunduğu 24 Kıbrıs Türkü kurşuna dizilerek katledildi.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında gerçekleştirilen Türk katliamları:
Atlılar Köyü Katliamı (14 Ağustos 1974): EOKA-B militanlarının baskınında aralarında çocukların ve yaşlıların da bulunduğu 37 Kıbrıs Türkü katledilerek iş makineleriyle toplu mezara gömüldü.
Muratağa ve Sandallar Köyü Katliamları (14 Ağustos 1974): Kıbrıs tarihinin en büyük katliamlarından biridir. EOKA-B militanları iki köydeki tüm Türkleri topladı. En küçüğü 16 günlük bebek, en yaşlısı 95 yaşında olan seksen dokuz sivil Türk vahşice katledildi ve bedenleri yakılarak toplu mezara saklandı.
Taşkent Köyü Katliamı (14-15 Ağustos 1974): Rum askerleri ve EOKA-B militanları, köydeki 13 ile 74 dört yaş arasındaki seksen dört Türk erkeğini esir aldı. Otobüslere bindirilerek götürülen bu kişiler kurşuna dizildi. Katliamdan sadece bir kişi yaralı olarak kurtulmayı başardı.
Sonunda “Ayşe tatile çıktı” ve Türkiye garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başlattı. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, “Biz aslında savaş için değil, barış için ve yalnız Türklere değil, Rumlara da barış götürmek için adaya gidiyoruz!” açıklamasında bulundu.
Türkiye, Ağustos ayında 2. Barış Harekâtını gerçekleştirdi ve ileride Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) olarak anılacak olan bölgeyi koruma altına aldı. Rum tarafıyla yapılan görüşmeler başarısız olunca 15 Kasım 1983’te bağımsız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu. Artık KKTC’nin adı “Yavru Vatan” dır ve akan Türk kanı, Türkiye tarafından durdurulmuştur.
Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi ABD ve Yunanistan tarafından öfkeyle karşılandı. Bütün tehditlere karşı Ecevit kararından vazgeçmemiş ve Kıbrıs’a müdahale edilmiştir. ABD, Kıbrıs’a müdahaleyi Türkiye’nin yanına bırakmamaya kararlıdır. Aralık ayında Türkiye’ye askerî ambargo uygulama kararı alır. İlerleyen yıllarda askerî ambargonun yanına ekonomik ambargo da eklenecektir.
Yunanistan ve Rumlar, NATO silahlarıyla şakır şakır Kıbrıs Türkü öldürürken, ikiyüzlü ABD ve AB, Kıbrıs Türk ordusunun Ada’da NATO silahlarını kullanmasını yasaklamıştır.
Sözün özü; o günkü utanmaz Batı neyse bugünkü Batı da odur.
Tekrar edelim: Sayın AP, attığınız o iğrenç iftiralar Türk askerinde tutmaz ama Yunan ve Rum askerlerinde tutar. Tarihin sayfaları bunların iğrenç katliamları ve tecavüzleriyle kirlenmiştir.
Türk Milleti olarak şerefli ordumuzun yanındayız.
Kıbrıs şehitlerimizi rahmet ve sevgiyle anıyoruz.
Tülay Hergünlü
İstanbul, 14 Temmuz 2026