“Kalabalık Var, İktidar Yok: Çorum CHP’ye Ne Söyledi?”

Abone Ol

Aynı meydan…
Aynı şehir…
Ama siyasetin tartısı bu kez daha ağırdı.


Çorum, Türkiye siyasetinde sessiz ama kritik şehirlerden biridir. Büyük laflar edilmez, yüksek perdeden sloganlar kolay kolay tutmaz. Seçmen dinler, tartar, notunu alır. Sandıkta konuşur. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Abide Meydanı’ndaki mitingi de tam bu nedenle sıradan bir miting değil; dikkatle okunması gereken bir fotoğraf sundu.


Önce net tespiti yapalım.
Kalabalık vardı.
Ciddiydi.
Beklentinin üzerindeydi.


Bu tabloyu yok saymak mümkün değil. Uzun yıllardır “zor saha” olarak görülen Çorum’da böyle bir katılım, CHP açısından inkâr edilemeyecek bir başarıdır. “CHP Çorum’da yok” cümlesi artık eskisi kadar rahat kurulamaz. Bu miting, o algıda ciddi bir gedik açtı.


Ama…
Siyasette kalabalık görmekle iktidar olmak arasında hâlâ uzun bir mesafe var.


Miting bitti…
Alkışlar sustu…
Saatler geçmeden karşılıklı açıklamalar başladı.


İktidar cephesi sayıları küçültmeye çalıştı.
Muhalefet cephesi tarihi bir tablo vurgusu yaptı.


Bu refleksler tanıdık. Oysa mesele rakam yarışı değil. Asıl soru şu: Bu kalabalık ne söylüyor, neye işaret ediyor?


Bu miting, CHP’nin Çorum’da bir gövde gösterisi yaptığını ortaya koyuyor. Ama aynı zamanda sınırlarını da hatırlatıyor. Çünkü bu fotoğraf, “iktidar geldi” fotoğrafı değil; “buradayız, iddiamız var” fotoğrafıdır.


Başkanlık sistemi gerçeğini kimse görmezden gelemez.
Birinci parti olmak yetmez.
Yüzde 49 yetmez.
Yüzde 51 olmadan iktidar kapısı açılmaz.


Özgür Özel’in konuşması da bu gerçeğin farkında olunduğunu gösteriyordu. Kalabalığın coşkusuna kapılıp “tek başımıza geliyoruz” demedi. “Türkiye İttifakı” vurgusu yaptı. Bu, bir siyasi zarafet değil; matematiksel bir zorunluluktur.


CHP bugün biliyor ki…
Tek başına olmaz.
Genişlemek zorunda.


Geçmişle kıyas yapanlar var.
Deniz Baykal mitingleri…
Kemal Kılıçdaroğlu meydanları…


Ama o günlerin Türkiye’si yok artık. Bugünün seçmeni daha temkinli, daha yorgun, daha hesapçı. Coşku var ama geçici. Ekonomik sıkışmışlık, hayat pahalılığı ve gelecek kaygısı, seçmenin kararını sloganlardan çok daha fazla etkiliyor. Meydanlardaki kalabalık, sandıkta birebir karşılık bulmayabiliyor.


Çorum mitingi bu açıdan bir testti. CHP, kendi tabanını diri tuttuğunu gösterdi. Peki ya yeni seçmen? Asıl mesele tam da burada başlıyor.


Özgür Özel’in konuşmasını üç ana eksende okumak mümkün:
Hak, hukuk ve adalet vurgusu…
Ekonomik darboğaz…
Ve Çorum’un geri kaldığı iddiası…


İlk iki başlık, muhalefetin doğal alanı. Hayat pahalı, gelirler yetersiz, toplum bunalmış durumda. Bu söylem sadece CHP seçmeninde değil, farklı siyasi eğilimlerdeki yurttaşlarda da karşılık buluyor. Burada CHP’nin belirgin bir avantajı var.


Çorum başlığı ise daha hassas.
Göç veren bir şehir…
Sanayi ve tarım potansiyeli olmasına rağmen beklenen sıçramayı yapamamış bir bölge…


Bu eleştirilerin önemli bir kısmına itiraz etmek zor. Ancak “hızlı treni biz getireceğiz” cümlesi, bütün dengeyi bozdu. Çünkü sahadaki tablo bu iddiayla örtüşmüyor.


Demiryolu projesi ihale edilmiş durumda.
Kırıkkale (Delice)–Çorum hattında fiziki gerçekleşme sağlanmış.
2026 bütçesinde ciddi bir kaynak ayrılmış.
Çorum–Samsun hattı da yatırım programına dahil edilmiş.


Muhalefet burada şunu söyleyebilirdi:
“Geç kaldınız ama doğru bir adım attınız.”


Bu yapılmadı.
Yapılmayınca da tartışma hızlı tren cümlesine kilitlendi.


Siyasette bazen tek bir ifade, on doğru tespitin önüne geçer. Çorum mitinginde yaşanan da buydu. Özel’in Çorum’un göç verdiğine, potansiyelinin heba edildiğine dair sözleri geri planda kaldı; hızlı tren tartışması ön plana çıktı.


Oysa seçmen artık siyah-beyaz siyaset istemiyor.
Ne mutlak inkâr…
Ne mutlak sahiplenme…


Daha dengeli, daha gerçekçi bir dil arıyor.


Gelelim büyük fotoğrafa.


CHP bugün anketlerde birinci parti görünüyor olabilir. Bu, tarihsel bir eşik. Ama iktidar yolu hâlâ sisli. Çünkü eski ittifak formülleri artık çalışmıyor.


Altılı Masa deneyimi seçmenin hafızasında hâlâ taze. Zoraki birliktelik hissi, yavaş karar alma süreçleri ve net bir yön eksikliği, bu modelin tekrarını neredeyse imkânsız hale getirdi.


Milli Görüş geleneğinden gelen partiler kendi tabanlarını konsolide etme yolunda.
İYİ Parti kendi seçmenini tahkim etme arayışında.
DEVA, Gelecek ve Demokrat Parti ise siyasette ağırlık üretmekten uzak bir görüntü sergiliyor.


Bu tabloda “masa kurarak” iktidar olmak gerçekçi görünmüyor.


CHP’nin önünde net bir tercih var:
Ya mevcut sosyolojik tabanla yetinip “birinci parti” olmanın konforuna razı olacak…
Ya da konfor alanını terk edip kendi dışından oy alacak kalıcı yollar geliştirecek.


“Türkiye İttifakı” söylemi bu yüzden önemli. Ama henüz içi doldurulmuş değil.


Mütedeyyin seçmen…
Demokrat sağ…
Demokrat milliyetçiler…


Bu kesimlere ulaşmak, sadece seçim dönemlerinde verilen mesajlarla olmaz. Süreklilik ister. Güven ister. Öngörülebilirlik ister. Devletle kavga etmeyen bir dil, din ve özgürlükler konusunda netlik, milli hassasiyetlerde samimiyet olmadan bu oylar kalıcı hale gelmez.


Kalıcı olmayan oy da yüzde 51’i taşımaz.


Çorum mitingi bu yönüyle CHP için bir aynadır.
İktidarın yerel aktörlerine mesaj verdiği kadar, CHP yönetimine de soru soruyor:


Bu kalabalık nasıl korunacak?
Nasıl genişletilecek?
Nasıl sandığa taşınacak?


Sadece meydan coşkusuyla olmaz.
Sadece sloganla olmaz.
Cesur, kapsayıcı ve gerçekçi politikalar olmadan hiç olmaz.


Son söz şudur:
CHP bugün doğru bir noktadadır. Birinci parti olma eşiğinde, belki de üzerindedir. Ama başkanlık sisteminde bu, iktidarın yarısı bile değildir. Siyaset artık çoğunluk işidir.


Çoğunluk ise alışkanlıklarla değil, risk alarak kurulur.


Çorum mitingi iktidarı getirmedi.
Ama CHP’nin neyi değiştirmesi gerektiğini çok net biçimde gösterdi.