Isırgan Otu

Abone Ol

Isırgan otunu bilirsiniz…
Hani yol kenarında, dere boyunda, bahçenin kuytusunda sessiz sedasız durur da bir anlık dalgınlığınızda eliniz değdi mi sizi kendinize getirir. Yakmaz; adeta azarlayarak yakar. Kaşındırır, kızartır, “Buradayım” diye bağırır. İnsana ders verir ama acıtarak verir.
Eskiler bilir…
Isırganın olduğu yerde ebegümeci eksik olmaz. Bir de papatya…
Tesadüf mü?
Değil.
Isırgan elinizi daladı mı, ebegümecini ezip koyarsınız; acı diner, sızı çekilir, kaşıntı durulur. Yani dert oradaysa, derman da yanı başındadır. Yeter ki gözünüz sadece ısırganda kalmasın.
Bakın, mesele sadece bir ot meselesi değil.
Bu, hayatın kendisi.
Bugün hepimiz biraz ısırgan tarlasında yaşıyoruz.
Ekonomi yakıyor…
Siyaset kaşındırıyor…
Gündem kızartıyor…
Bir bakıyorsunuz, eliniz her yere değiyor ama her temas can acıtıyor.
Ne yapıyoruz peki?
Isırganla kavga ediyoruz.
“Kökünden sökeyim” diyoruz.
“Yok edeyim” diyoruz.
“Bu niye burada?” diye söyleniyoruz.
Oysa ısırganla savaşmak, çoğu zaman elinizi daha çok yakmaktan başka işe yaramıyor. Çünkü hayat, ısırganı eksik etmiyor. Bugün bir dert bitiyor, yarın başka bir yerden çıkıyor. Aynı tarlada, aynı iklimde…
Asıl mesele şurada:
Ebegümecini arıyor musun?
Bir sorun yaşadığında sadece sorunu mu konuşuyorsun, yoksa çözümü mü?
Şikâyeti mi büyütüyorsun, çareyi mi?
Isırganın dikenlerini mi sayıyorsun, yoksa hemen yanındaki yeşil yaprağı mı?
Anadolu insanı boşa dememiş:
“Her derdin bir çaresi vardır.”
Ama küçük bir dipnotu da vardır bu sözün:
Arayan bulur.
Ebegümeci, bağırmaz.
Isırgan gibi yakıp dikkat çekmez.
Sessizdir, mütevazıdır.
Eğilip bakmazsan görmezsin.
Çözüm de öyledir işte…
Gösterişli değildir.
Manşet olmaz.
Ama işe yarar.
Bugün biraz durup düşünelim.
Hayat bizi neresinden yakıyor?
Elimiz nereden dalandı?
Ve asıl soruyu soralım:
“Ben ebegümecine baktım mı?”
Soruna takılı kalmak kolaydır.
Herkes yapar.
Ama çözüme odaklanmak emek ister, dikkat ister, niyet ister.
O yüzden…
Hadi mücadeleye.
Isırganlarla kavga etmeyi bırak.
Eline batanı değil, elini iyileştireni ara.
Çünkü bu topraklar şunu çok iyi bilir:
Derdi veren, dermanı da yanı başına koyar.
Yeter ki başımızı kaldırıp bakmayı bilelim.