Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum

Çorum Haber

Çorum Haberleri

Çorum Belediyesi

Çorum Valiliği

Çorumspor

Çorum Gazetesi

Çorum Gazeteleri

Ahmet Ahlatcı

Çorumhaber

Corum

corumhaber

Çorumhaber

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Haberleri oku

Sungurlu

Alaca

Osmancık

Sungurlu

İskilip

Kargı

Habercim19

habercim19.com

corumhaber.net

corumhakimiyet.net

çorum time

corum time

çorum valilik

Çorum Belediye

Çorum Belediyespor

Yeni Çorumspor

Çorum Yerel

ÇorumYerel Ekonomi

Çorum Ahmet Ahlatcı

Ahmet Ahlatcı

Çorum Ak Parti

Çorum CHP

Çorum İyi Parti

Çorum MHP

Çorum Gelecek Partisi

Çorum DEVA

Çorum Saadet Partisi

Ahmet Sami Ceylan

Cahit Bağcı

Agah Kafkas

Salim Uslu

Tufan Köse

Oğuzhan Kaya

Kenan Nohut

Ali Haydar Tanrıverdi

Hacı Odabaş

Yusuf Ahlatcı

Mustafa Tahtasız

Çorumluyuz

Çorumlu Amir

Çorumlu

Çorumda

Çorumdan

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Yayla Haber

Çorum Yayla Haber

Çorum Haber

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Yerel

Çorum Yerel Gazete

Çorum
Corum
Çorumhaber
Corumhaber
çorum gazetesi
çorum gazeteleri
çorum haberleri oku

29.06.2020, 12:23 40

İNSAN ÖNCE “KENDİ KARANLIĞINI” TANIMALIDIR

Sanırım Bitlis İli idi.

Kalabalık bir İmam Hatip Lisesi Salonu’nda söyleşimiz başlamak üzere iken onaltı onyedi yaşlarında bir delikanlı konuşma yapacağım kürsüye peçete ve su bırakırken farkettim. Herkesin sahip olmak isteyeceği güzellikte bir göz rengine sahipti. Birkaç dakika bakmak bile o güzelliğin asıl sahibini görmek için yeterli idi ama bunu o delikanlıya hatırlatmak da gerekli diye düşündüm;

“Ne güzel gözlerin var!”

Henüz kirlenmemiş, göğsünden süt emdiği çağın kirinden, pasından üzerine bulaşmamış isminin Ömer Faruk olduğunu öğrendiğim delikanlımız, bir kusur işlemiş edasıyla utanarak başını öne eğdi, tek kelime etmeden.

“Peki o gözler senin mi?” diye sordum.

Az önceki o utangaç delikanlı adeta delip geçen o bakışlarıyla gözümün içine baktı ve aynı keskinlikle cevapladı beni;

“Hayır! Ben sadece bu gözlerin emanetçisiyim hocam!”

Verdiği anlam dolu bu cevabın memnuniyeti içinde ona “öyleyse bu gözlerle haram işleme lüksüne sahip değilsin” dediğimi anımsıyorum.

Almış olduğu muhteşem aile terbiyesinden olacak sanırım, o küçük yaşından çok daha büyük bir olgunlukla cevaplamıştı beni Ömer Faruk;

“Sağımdaki ve solumdaki katipler şahit olsun ki, ben bu güzel emaneti ateşten koruyacağım hocam!”

Var böyle pırlantalarımız, hem de çokça hamdolsun!

Evet, insan denen varlık dünya imtihanına ilk adımını “yaşamak” için atıyor.

Ama yaşam denen süreci diğer tüm canlıların yaptığı gibi sadece “yeme, içme, uyku, üreme ve ölüm” sürecinden ibaret görüp dünyadan ‘öylesine’ geçenler; bence hem kendilerini yaratana, hem kendilerinin varlığına hem de insan denen en büyük kutsalın “eşref” sıfatına ihanet ediyorlar. Zira yaşamsal süreç, insan denen varlığa sanıldığı gibi “eşref” olma şerefini bir üstünlük olarak sunmuyor. Meleklerin secde ettirildiği yani tüm kâniatın emrine amade kılındığı insan; (kanımca) adım attığı dünyada kendini bulduktan, tanıdıktan sonra insan olmanın yüklediği görevleri yerine getirdiği,yaşadığı çağa olan borcunu ödediği sürece “eşref”lik makamına yükselip o şerefe erebiliyor.

Yani insan dediğimiz varlık, hele ki şu çağda iddia ettiği “iman kisvesi” altında ise “yaşamayı üstlenmek” zorunda.

Peki nedir yaşamayı üstlenmek?

“İnsan sadece kalbinin derdine düşmelidir” derdi eskiler.

Yaş küçük anlamazdım o vakitler ama yaşadıkça, adandıkça, aldandıkça farkediyor insan doğarken yalnız idi, ölürken yalnız olacak ve hesap anının mahcubiyetini de bir başına yaşayacak. Bu yüzden sanırım insanın karşılaştığı imtihanlar ne denli ağır olursa olsun, dünyadaki tekamül yolculuğunda en büyük başarı “kalbini inşa edebilmekte.” Zira orası inşa olmadan ne göz doğru görüyor, ne kulak hak edileni işitiyor ne de vicdan nefsin imamlığından kurtuluyor. Yani kalp inşa olmadan, bugünün çiçeği yarının dikeni olabiliyor.

Kalbini inşa edebilen nasipliler ise yaşamayı üstlenebiliyor; yaşadığı çağı ona nasip eden kudretin hükmüne boyun eğerek dikildiği yerde yeşermeye, filizlenmeye, büyümeye ve en nihayetinde de meyve vermeye başlıyor. Böylelikle de tüm yaratılmışa karşı güzel ahlâkla muamele etmeyi dünya tarlasına tohum olarak ekip, Rabbine görünür olduğunu unutmadan kulluğuna devam ederek ahiretteki hasada hazırlanıyor.

“Herkesin “görünür” olduğu, olmak için can attığı günümüzde; kendi kuytumuza çekilip içimizi dinlemek ve bütün bağırtıların arasından mütevazi bir sükûtla sıyrılabilmek (sizi bilmem ama) bana çok iyi geliyor.

Çünkü insan; tevazunun içine gizlenmiş kibri, dostluğun içine gizlenmiş düşmanlığı, doğrunun içine gizlenmiş yalanları o anlarda farkediyor. O anlarda farkediyor, kırık bir dalın bile yükünü taşıyamayacak kadar yorgun ve bezgin olduğunu. O anlarda farkediyor, her tarafın şüphe ile karardığı günümüzde “emin” olma duygusunu ne çok özlediğini. O anlarda farkediyor, kendin yaralı iken bir başkasının yarasını iyileştirmek için kendini ne çok hırpaladığını ama yarası iyileşen muhatabının “vefadan” nasipsiz olduğunu.

O anlarda farkediyor, dünyanın ağızda cam kırığı, yürekte can kırığı olduğunu. O anlarda farkediyor, nefsinin aslında bir “devekuşu” gibi olduğunu; ne yük taşıdığını ne de havada uçabildiğini; uç dediğin zaman ben deveyim, yük vurmaya çalıştığın zaman da feryat figan ben kuşum dediğini.

O anlarda farkediyor, tez kızaran güllerin kokusuz olduğunu, kokunun zaman içinde acıyla kavrula kavrula ortaya çıktığını. O anlarda farkediyor, gitmek derdine düşenler için kalmanın yara olduğunu. O anlarda fark ediyor, bir çiçeği koklamak için dahi kıyamayanlarla, bir bahçeyi talan edenlerin aynı dünyada yaşadığını.

“Peki “o anlar”ı nasıl yakalayacağız?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Cevabı zor bir soru bu. Zira hayata hangi pencereden baktığınızla ilintili birçok cevabı var.

İnsan dile dökse de, kalbinde saklasa da, üzerinde tefekkür etse de, hiç farkında olmasa da mutlaka kendisine dair bir kanaat sahibidir bence. Bu kanaat insana ya iyilerden olduğunu düşündürür ya da kötülerden. Sözünü ettiğim ’an’ı yakalamanın püf noktası da burası sanırım. Çünkü insanın kendisine ait bu kanaatlerinden iki farklı sonuç doğuyor:

‘İyilerdenim’ diyen kişi kendisini kötülerden olmanın eşiğine götürürken, ‘kötülerdenim’ itirafı ise iyilerden olmanın kapısını açıyor. Her tarafından tevazu akan ve her hâlinden “hiçliğini” haykıran pişenlerin külleri bile, ‘ben hamım’ diye tozarken; hamların, ateşin adını duyunca dahi ‘piştim’ diye haykırmaları bundandır belki de.

Peki “ben iyilerdenim” demek, insan için iyi bir durum mudur?

Bence hayır!

Çünkü iyiliğin ne olduğunu “gerçekten” bilenler, kendilerini iyilerden gör(e)mezler. “Ben iyilerdenim” zannına kapıldığımız anda, iyiliğin ne olduğunu ‘bilmediğimizi’ itiraf etmiş oluruz. Dahası iyiliğin de, iyilerin ‘kim ve ne olduğu’ hakkında bilgimiz olmadığının da ilanıdır bu.

Yani âriflerin tanımıyla diyebiliriz ki; “ben tamamım hissi, kişiye noksan olarak yeter.”

Ben kötülerdenim” diyebilmek ise, (bence) iyilerden olduğumuzun ilk alâmeti. Çünkü yaptığı, kendisine nasip edilen “iyiliklerinin” yetmediğini fark edebilen insan ‘iyi yol’dadır.

Bu “nasıl olur?” diyeceksiniz!

“Allah, bir kulunu sevdi mi onun kalbine yaptığım iyilikler yetersiz, yeterince iyi olamadım, güzel amel işleyemedim; öyle ise ben kötülerdenim hissini verir” derdi eskiler.

Buradaki ölçü “nefsinin kusurlarını görmek”çünkü. Bu yüzden olsa gerek ki; “Allah’ım iyiliklerim senin katında çok bile olsa onları benim gözümde az eyle, kötülüklerim senin nazarında az bile olsa onları benim gözümde çok eyle” diye dua ediyor irfan ehli.

Ne muhteşem değil mi?

İyiliğimi bana az göster” ki çoğaltmak için gayret edeyim, “hatalarımı bana çok göster” ki azaltabilmek için çabam artsın.

Peki bu kanaat nasıl oluşur? Yani bir insan kendisiyle kalabalık kaldığı anda kendi kendine “ben kötüyüm, kötülerdenim” diyebilir mi? Bu olgunluğa nasıl ulaşacak?

Sanırım bu noktada “kimlerle beraber olduğu” önemli.

Çünkü, kendimizden güzellerle birlikte oldukça, kendi çirkinliğimizi fark ederiz; kendimizden çirkinlerle beraber oldukça kendi güzelliğimizin sarhoşu oluruz. Çirkinliğimizi fark etmek bizi güzelleşmenin yollarını aramaya sevk ederken, güzel olduğumuzu zannetmek bize ‘ben oldum’ hissi vererek günden güne çirkinleşmemize sebep olur.

Kitabullah’ta iman edenlere, takvanın hemen ardından sadıklarla beraber olmalarının emredilişindeki hikmet de burda sanırım. İmanın muhafaza ve takvanın muhafazasının şartı sadıklarla birliktelikte saklı demek ki.

“Kalp, sahibini yansıtan bir aynadır” diyor ârifler eski kaynaklarda. Allah ise, o aynanın yegane sahibi. İşlenen her günah, o aynanın üzerine düşen bir leke olduğu için, küçük günahlarla lekelenen ayna, zamanla büyük günahları da küçük göstermeye başlıyor.

Peki büyük günah, küçük günah ne?

“Kolaylıkla işleyebilmeye başladığın günah, senin büyük günahındır.” diyor İlmin kapısı Hz Ali(ra) ta çağlar ötesinden zamanımızın kalbine fısıldayarak.

Yani günahlar çoğaldıkça, ayna hepten kirlenip paslanıyor; ne sahibinden ne de kendisini taşıyandan haber verebiliyor.

‘Günahı bilmek için aynaya gerek yok ki, zaten insan günah işlediğini bilir’ diyebilirsiniz. Ben de buna “bedenin günahları için evet, ama kalbin günahları için hayır!” cevabını verebilirim. Bedenle işlenen günahtan nasibimiz varsa tövbe etmek (pişmanlık kalpte yeşerirse) kolaydır. Neye tövbe edeceğimizi biliyoruz çünkü. Peki kibir, hırs, riya, haset ne olacak? Varlığını fark edemediğiniz günaha nasıl tövbe edeceksiniz?

Kendi kalbi insana en yakın olandır değil mi?

Bu yakınlığına rağmen o ayna nasıl olur da göstermez?

Bu sorunun cevabı zor değil bence zira çamurla sıvadığınız bir ayna parçasını elinize alıp yüzünüze yaklaştırsanız bile çamurdan başka bir şey göremezsiniz.

Bizim günahlardan lekelerle kirletip, aynadan çok, bir leke gibi taşıdığımız kalbi; gönül ehli sadıklar güzel amelle, zikirle, tefekkürle tasfiye edip saf bir ayna haline getiriyorlar. Bizim aynamızda, biz kendimizi dahi seyredemezken; onların kalpleri, kendisiyle beraber olanlara kendi hâllerinden haber veriyor. Günah lekesinden simsiyah olmuş sözüm ona aynada kendisini seyreden; ‘ben iyilerdenim, güzelim, benim kalbim temiz’ diyorken, bir gönül ehlinin davranışlarında kendini görüp kusurunun farkına varan ‘eyvah’ diyor, ben ne kadar çirkin ne kadar da kötü bir insanım.

Peki “kim bu sadıklar” deyip bitirelim?

Neye nazargâh ve kime mekan olduğunun şuuruyla, içinde O’ndan ve onun rızası için olanlardan başka hiç bir şeyi barındırmayan kalp sahiplerinden; içtiği sudan bastığı toprağa, aldığı nefesten kokladığı çiçeğe kadar her zaman ve mekânda ‘aman incinmesin’ diyen gönül erlerinden, Dîvân-ı Hakk’ta sana nasıl muamele edileceğini bilmek istiyorsan, bugün O’nun (c.c) yarattıklarına nasıl muamele ettiğine bir bakıver diyen îrfan ehlinden söz ediyorum!

Biliyoruz ki ne gönlümüz eşkiyalığa razı ne de nefsimiz evliyalığa! Ancak haşyet ve ümit arasında akleden kalpler bilir ki gönül sarayını inşa etmek isteyen herkese hikmet deryasından türlü nasipler vardır. Yeter ki insan, O’nunla arayıp O’ndan istesin ve nefsini araya katmasın. Ama “Hacer gönüllü” hayatların çabasını, “Abbas bilekli” yüreklerin cesaretini kendisine sermaye edinerek.

Böylelikle hakikat habercisi olan kelimeler O’nun adıyla okundukça muhatabını ihya edecek; okunanlarla ahlaklandıkça da “sözün güzeli” hayatlarda can bulacak; bu canlılık her mahlûkata sevgi, şefkat, merhamet ve adalet olarak sirayet ettikçe de gönüller fethedilecek, herkesin kendi toprağında filizlenecek tohumlara su ve gıda olacaktır.

Nasiplilere selam olsun!

Yorumlar (0)

22°
açık
Namaz Vakti 05 Temmuz 2020
İmsak 03:12
Güneş 05:09
Öğle 12:50
İkindi 16:48
Akşam 20:21
Yatsı 22:09
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 30 63
2. Trabzonspor 29 58
3. Sivasspor 30 54
4. Galatasaray 29 52
5. Beşiktaş 29 50
6. Fenerbahçe 30 49
7. Alanyaspor 30 48
8. Göztepe 30 38
9. Gaziantep FK 30 38
10. Antalyaspor 30 37
11. Kasımpaşa 30 36
12. Gençlerbirliği 30 32
13. Denizlispor 30 32
14. Malatyaspor 30 29
15. Çaykur Rizespor 29 29
16. Kayserispor 29 28
17. Konyaspor 29 27
18. Ankaragücü 30 25
Takımlar O P
1. Hatayspor 32 60
2. Erzurum BB 32 56
3. Adana Demirspor 32 55
4. Bursaspor 32 55
5. Altay 32 51
6. Akhisar Bld.Spor 31 51
7. Fatih Karagümrük 31 50
8. Ümraniye 32 44
9. Keçiörengücü 32 44
10. Giresunspor 32 44
11. Menemen Belediyespor 32 42
12. Balıkesirspor 31 35
13. İstanbulspor 31 34
14. Altınordu 32 33
15. Boluspor 31 30
16. Osmanlıspor 32 27
17. Adanaspor 32 21
18. Eskişehirspor 31 12
Takımlar O P
1. Liverpool 33 89
2. Man City 32 66
3. Leicester City 33 58
4. Chelsea 33 57
5. M. United 33 55
6. Wolverhampton 33 52
7. Arsenal 33 49
8. Sheffield United 33 48
9. Burnley 33 46
10. Tottenham 32 45
11. Everton 32 44
12. Newcastle 33 43
13. Crystal Palace 33 42
14. Southampton 32 40
15. Brighton 33 36
16. West Ham 33 31
17. Watford 33 28
18. Aston Villa 33 27
19. Bournemouth 33 27
20. Norwich City 33 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 34 77
2. Barcelona 33 70
3. Atletico Madrid 34 62
4. Sevilla 33 57
5. Villarreal 33 54
6. Getafe 34 53
7. Real Sociedad 33 50
8. Athletic Bilbao 34 48
9. Valencia 34 47
10. Granada 34 47
11. Osasuna 34 45
12. Levante 33 42
13. Real Valladolid 34 39
14. Real Betis 34 38
15. Deportivo Alaves 34 35
16. Eibar 33 35
17. Celta de Vigo 34 35
18. Mallorca 34 29
19. Leganés 34 28
20. Espanyol 34 24
banner2034
Arşiv

Gelişmelerden Haberdar Olun

@
Bumerang - Yazarkafe