Bir telefon gelir.
Bir dostun sesi yorgundur.
Bir yakınının yüzü düşmüştür.
İnsan hemen harekete geçer. Çözüm arar. Yol gösterir. Bazen de karşısındakinin yerine karar vermeye kalkar.
İyi niyetlidir.
Ama her iyi niyet, doğru zamanda doğru yere ulaşmaz.
Acı çeken insanın dünyası başkadır. Dışarıdan görünenle içeride yaşanan aynı değildir. Bazen anlatmak istemez. Bazen dinleyecek durumda değildir. Bazen de kendi kararının sonuçlarıyla yüzleşmek için zamana ihtiyaç duyar.
Bu yüzden yardımın da bir usulü vardır. Önce dinlemek… Sonra ihtiyaç olup olmadığını anlamak… El uzatmak, ama kolundan çekiştirmemek.
İnsanların yükünü taşımaya çalışan, bir süre sonra kendi yolunu göremez hâle gelir. Her derdin içine girmek, her soruna çözüm bulmak mümkün değildir. Üstelik karşılık beklemeden yapılan iyilik bile her zaman anlaşılmayabilir. Kimi zaman teşekkür gelmez. Kimi zaman uzatılan el geri çevrilir.
Bunlar, iyilikten vazgeçmek için sebep değil. Sınırları hatırlamak için işarettir.
Bir insan yardım isterse yanında olun. İstemiyorsa, kapısında bekleyin; ama kapıyı zorlamayın. Bazen en doğru destek, susup dinlemektir. Bazen de kişinin kendi kararını vermesine izin vermek.
Çünkü herkes kendi hayatının yolcusudur. Biz, yolu onun yerine yürüyemeyiz. Ancak ihtiyaç duyduğunda yanında durabiliriz.
İyilik, başkasının hayatına hükmetmek değil; onun yükünü gördüğünü, isterse el verebileceğini hissettirmektir.