“Hasta mı, yoksa görülmeyen bir çığlık mı?”

Abone Ol

Sokakta, okulda, evde… Aynı soruyu duyuyorum: “Bu çocuklara ne oluyor?”

Kelimeler kısa, mesele ağır: Merak… Sınır deneme… Dikkat çekme… Öğrenilmiş davranış… Öfke… Empati yoksunluğu…

Ve sonunda, kolaycı bir etiket: “Kısaca hasta.”

Durun.

Bu kadar basit mi?

Bir çocuğun merakı, insan olmanın başlangıcıdır. Dokunur, kurcalar, dener. Çünkü öğrenir. Ama sınır çizilmezse, merak yönünü kaybeder. O zaman deneme, taşkınlığa döner.

Sınır meselesi…

Evde konulmazsa, okulda zor kurulur. Sokakta ise hiç kurulamaz.

“Dikkat çekme” diyoruz.

Kimden?

Anne-babadan mı… Öğretmenden mi… Yoksa hiç kimsenin gerçekten bakmadığı bir dünyadan mı?

Görülmeyen çocuk, kendini görünür kılmanın yolunu bulur. Bazen sessizce. Bazen gürültüyle.

Gürültü arttıkça, biz “problem” deriz.

Oysa çoğu zaman, bu bir “sinyal”dir.

“Öğrenilmiş davranış”…

En kritik başlık.

Çocuk, duyduğunu değil; gördüğünü yapar.

Evde öfke varsa, okulda yansır. Ekranda şiddet varsa, oyuna taşınır. Sokakta saygı yoksa, dilde de kalmaz.

Sonra şaşırırız: “Nereden öğrendi?”

Cevap zor değil.

Öfke…

Bastırılan, ertelenen, biriken…

Çocuk yönetemezse, patlar.

Yetişkin yönetemezse, öğretir.

Empati yoksunluğu…

Belki de en tehlikelisi.

Karşısındakini “insan” olarak görememek.

Acıyı anlamamak.

Sınırı fark etmemek.

Bunun ilacı var mı?

Var.

Ama reçete basit değil.

Şimdi tekrar soruya dönelim:

“Hasta mı?”

Bazen evet.

Ama çoğu zaman…

İhmal edilmiş.

Sınırları öğretilmemiş.

Duyguları yönetmeyi öğrenememiş.

Görülmemiş.

Duyulmamış.

Kolay olan, etiket yapıştırmak.

Zor olan, aynaya bakmak.

Aile, okul, toplum…

Herkesin payı var.

Çünkü çocuk, tek başına büyümez.

Son söz:

Bir çocuğun davranışı, onun dili.

Ne söylediğini değil, ne anlatmaya çalıştığını duymak gerekiyor.

Yoksa…

Her gürültüyü “hastalık” sanmaya devam ederiz.

Ve asıl meseleyi yine ıskalarız.