GÜRÜLTÜ ÇAĞINDA VAKAR

Hz. Meryem, kucağında babasız bir bebekle kavminin arasına döndüğünde insanlar ona en ağır iftiraları atmaya hazırlanıyordu. O ise kendisini savunmak için tek bir kelime bile etmedi. Çünkü Allah ona susmasını emretmişti.

Abone Ol

Bazen en büyük savunma susmaktır.

Sen susarsın, hakikat konuşur. Sen susarsın, zaman konuşur. Sen susarsın, Allah senin adına cevap verir.

Oysa bizler çoğu zaman kendimizi anlatabilmek için öylesine çabalıyor, öylesine bağırıyoruz ki haklılığımızın asaleti gölgede kalıyor. Halbuki suskunluk, ruhu paramparça olmuş bir insanın etrafına kıymık batırmamak için kuşandığı ağırbaşlı bir zırhtır.

Dışarıda fırtına, içeride derin bir sükût,

Kırılan bir kalbin kırmayan sabrıdır bu.

Dil sussa da ruhun sızısı bir bulut,

Gözlerden süzülen sessiz bir duadır bu.

Bazı insanlar yangınlarını sessizlikleriyle söndürür. Kırgınlıklarını sükûtun gölgesinde dinlendirir. Onlar için susmak bir eksiklik değil; kelimelerin yetmediği o mukaddes boşluğa sığınmaktır.

"Lâl" olan dilin arkasında, "hâl" ile konuşan bir gönül vardır. İnsan, içindeki o uçsuz bucaksız deryaya ancak kelimelerin gürültüsünden uzaklaştığında ulaşabilir. Çünkü bazı hakikatler harflere değil, hissedişe muhtaçtır.

Bugün her şeyin fazlasıyla gürültülü olduğu bir çağda yaşıyoruz. Herkesin anlatacak çok şeyi, herkesin haklı çıkmak için yarıştığı onlarca cümlesi var. Oysa bazen en güçlü çığlık, hiçbir sesin çıkmadığı o derin sessizlikte saklıdır.

Suskunluk çoğu zaman yenilgi ya da zayıflık olarak görülür. Oysa gerçek tam tersidir. Susmak; kelimeleri saklamak değil, onları hoyrat kulaklardan, hissiz bakışlardan ve yanlış anlamaların insafından korumaktır.

İçimizde fırtınalar koparken dilimizin sessiz kalması, çoğu zaman kalbimizi koruma biçimimizdir. Çünkü bazı acılar anlatıldıkça hafiflerken, bazı kırgınlıklar dile geldikçe değerini kaybeder ve sıradanlaşır. Kalbe sahip çıkmak bazen bazı cümleleri kendine saklamayı gerektirir.

Belki de suskunluğun en ağır hâli, en çok sevdiğimize karşı olanıdır. Hani o meşhur ikilem vardır ya; söylese yakacak, söylemese kendi yanacak.

İşte tam o noktada insan, yanmayı seçer ama yakmayı göze alamaz. Bu bir zayıflık değil; zarafetin, merhametin ve gerçek sevginin adıdır.

Karşısındakini yıkmamak için sessizce kendi içine yıkılmaya razı olmak her yüreğin harcı değildir. Bu, insan kalabilmenin mücadelesidir. İçinde bin kez kırılıp dışarıda dimdik durabilenlerin vakur sabrıdır.

Unutmamak gerekir ki suskunluk her zaman bir bitiş değildir. Bazen en gerçek başlangıçtır. Kendini tanımanın, kendini korumanın ve ruhu dinlendirmenin sessiz yoludur. Çünkü bazı sözler vardır ki ses tellerinden çıkmasa da kalpten kalbe ulaşır.

Ve belki de insanın en güçlü cümlesi, söylemediği cümledir.

Bugün sosyal medyada herkesin birbirini duymadan konuştuğu, haklı olmaya çalışırken birbirini incittiği bir çağda yaşıyoruz. Herkes anlatıyor; ama çok az insan anlamaya çalışıyor. Herkes cevap vermeye hazır; ama kimse durup dinlemiyor.

Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey, her sözü söyleyebilmek değil; söylenmesi gerekenle susulması gerekeni ayırt edebilmektir. Çünkü insanı büyüten yalnızca konuşmak değil, gerektiğinde vakarla susabilmektir.

Bazı hakikatler bağırılarak değil, sessizce yaşanarak anlaşılır. Ve bazen bir insanın karakteri, kurduğu cümlelerden çok sustuğu yerlerde ortaya çıkar.

Çünkü hayat, her iddiaya cevap vermeyi değil; hangi söze cevap verilmeyeceğini bilmeyi de öğretir insana. Her duyduğunu söylemek marifet değildir. Asıl marifet, sözün değerini bilmek ve gerektiğinde onu sükûtun emanetine bırakabilmektir.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey biraz daha az konuşmak, biraz daha çok anlamaya çalışmaktır. Zira bazı yaralar nasihatle değil anlayışla, bazı kavgalar cevapla değil sessizlikle, bazı hakikatler ise kelimelerle değil vakur bir duruşla ortaya çıkar.

Ve unutmayalım; bazen insanı en doğru anlatan şey söyledikleri değil, sustuklarıdır.