Gürcistan Notları

Abone Ol
Geçtiğimiz hafta Osmancık’tan bir grup iş adamı ve esnaf arkadaşımızla birlikte bir Karadeniz turu gerçekleştirdik. Trabzon Sümela Manastırı, Ayasofya, Atatürk köşkü, Uzungöl, Rize, Fırtına deresi, Tarihi kemer köprüler, Zilkale, Fırtına Vadisi, Ayder Yaylası, Gelintülü şelalesi derken üçüncü gün kendimizi Batum’da bulduk.
Bölgeyi daha önce defalarca ziyaret etmenin rahatlığı ile hareket etsem de yine de kısa kısa notlar almayı ihmal etmedim.
İlahi Maşallah Araplar eninde sonunda Uzungöl’ü de mesken tutmuşlar. Yıllar önce Yalova Termal’i mesken tutan ve daha sonra Türkiye’yi keşfe çıkan Araplar şimdi de Uzungöl’lü olmuşlar. Çatal kullanması bilmeyip yemekleri elleri ile mideye aşıran ve her birinin peşinde birden fazla hanımı olan Araplar’ın görüntüleri oldukça ilginç. Tabii ki bu vesile ile Uzungöl’deki yiyecek ve içecek fiyatları da uçmaya başlamış. Hayırlı uğurlu olsun. İnşallah bir sonraki ziyaretimizde yetkililerin fiyatlara dur dediklerini yazmak nasip olur diye düşünüyorum.
Perşembe’nin gelişi Çarşambadan belli olur derler ya; Geçtiğimiz yıllarda Uzungöl'de yapılan çalışmalar sonucunda gölün doğallığı kaybolmuş ve adeta uzun havuza dönüşmüş. Araç park edecek yer yok. Mısırcılar, pamuk şekerciler vs. amatör bir mantık ile yoluna devam eden Uzungöl için tehlike çanları çalmaya çoktan başlamış.
Ayder yaylasının sadece adı kalmış desem yeridir. Temmuz ayı dolayısı ile Gelintülü şelalesinin tül kıvrımları iyice zayıflamış. Yaylanın kapasitesi üzerindeki bir kalabalık oldukça düşündürüyor. Geçtiğimiz yıllarda beş lira olan muhlama bu sene on lira olmuş. Kaplıcaya girebilmek için önceden sıra almak gerekiyor. Çevreye sahip çıkan yok. Ayder’e çıkana kadar onlarca elektrik üretim tesisinden geçiyorsunuz. Fırtına vadisinde adeta dağlar yırtılmış ve Fırtına deresine gem vurulmuş. Artık Ayder’in tulumcuları da horon havası yerine yanık yanık çalmaya başlamış.
Her Rize’ye gittiğimde Rize bezi dokuma tezgahlarını ziyaret ederim. Müşteri gelince birkaç dakika tıkırdar ve iş bittikten sonra müşteri mağazaya alınır. Mallar Denizli Buldan’dan geliyor ve sözüm ona Rize bezi. Olsun ne fark eder at binenin kılıç kuşananın helal olsun adamlara. Sonra ne oluyor? Rize dönüşünde benim aklıma “Osmancık dokuması” düşüyor ve sakalım olmadığı için haliyle verem oluyorum.
Bu gezide benim için önemli olan Batum’u görmekti. Batum’u gördüm ve muradıma erdim. Daha önce iki defa Sarp sınır kapısına kadar gitmeme rağmen Batum’a geçmek nasip olmamıştı. Arhavi ve Hopa arasında sağ tarafta sarp kayalıkların ve sol tarafta Karadeniz’in bin bir nazla müsaade ettiği bölünmüş yolda ilerleyerek Sarp sınır kapısına vardık. İnsan seli içerisinden geçerek yatırdığımız 15 liralık yurt dışı harç pulu ve sonrasında çifte kontrolden geçerek bir buçuk saatlik bir mücadele sonunda Sarp’ın Gürcistan kısmına geçtik.
Karadeniz’in Türkiye kısmında denize girecek pek uygun yer bulamazken Gürcistan’a girer girmez plajları sayarak Batum’a varıyorsunuz. Sınırın hemen yanıbaşındaki plaj fakirler plajı ve az ötedeki ise zenginler plajıymış. Batum Karadeniz’in Antalya’sı olarak biliniyor.
Merkezde yeni ve lüks oteller yükselmeye başlamış. Hemen her yerde bir otel inşaatına rastlamak mümkün.
Yol boyunca Gazino tabelaları Türkçe anlatımlarla yanıp yanıp sönüyor. Doğu Karadeniz bölgesi için Batum’a yapılan günü birlik turların yanı sıra Türkiye ile ortak yapılan Batum havaalanına Türkiye’den günde onlarca uçak iniş ve kalkış yapıyor.
Geniş caddeler ve yükselen binalarla gelecek on yılın Batum’u kurulurken oldukça düşük nüfus ve trafik yoğunluğu dikkat çekiyor.
Orta camii civarında yoğunlaşan Türk işyerleri, restorantlar ve cafelerde Türkçe ön planda olduğu gibi kentin tamamına yakınında her üç kişiden biri Türkçe konuşuyor.
Giyim kuşam Türkiye’ye oranla oldukça pahalı olduğu dikkat çekerken mağazalarda Türk menşeili mallar çoğunlukta. Giyim mağazalarının genellikle orta yaşlı bayanlar tarafından çalıştırıldığını not alırken bu bayanların tamamına yakınının Türkçe’yi çok iyi konuşması da oldukça ilginç olsa gerek. Hemen oracıkta demek ki geçtiğimiz on onbeş yılda iyi bir Türkiye tecrübesi yaşanmış diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Arhavi ve Hopa Arasındaki dar bir koridordan geçtikten sonra Gürcistan’a girer girmez akıl almaz düzlükteki geniş bir ovaya hakim Batum oldukça ilginç bir kent. Zamanında İstanbul’u keşfeden Karadeniz insanı Batum’u da çabuk keşfetmiş.
Türkiye Gürcistan için bir nimet. Deposu boş giren binlerce araç Allah’ın her günü dolu depo ile çıkış yapıyor. Giyim başta olmak üzere önemli mallar Türkiye’den getiriliyor.
Her gün on bine yakın insan bu ülkeye giriyor, para harcıyor ve çıkış yapıyor. Arada sınır olmasına rağmen Türkiye Gürcistan’ı ihya ediyor.
Mısak-ı Milli sınırlarımız içerisinde bulunan Batum kaybedilmemiş olsaydı ne olurdu? İstanbul Karadeniz’den bu kadar göç almaz ve İstanbul nüfusu 15 milyona dayanmazdı. Karadeniz’deki göç hareketi Batum’a döner ve hatta ülkemizin diğer yörelerinden de Batum göç alır nüfusu, ekonomisi ve sanayisi ile Türkiye’nin ikinci büyük kenti Batum olurdu. Diğer metropol kentlerimizin yanı sıra İstanbul’dan sonra Batum Türkiye’nin olmazsa olmazlarında olur ve Karadeniz bir başka güzel olurdu.