Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye…

Abone Ol
Türk milletinin çifte su verilme süreci eylemli olarak Çanakkale savunmasıyla çekiçle örs arasına girmiş, Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla yükselişe geçmiş, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos zaferiyle, bir daha silinmemek tarihe mührünü basmıştır.
Bu süreç, bir ulusun hem oluşum ve varoluş meselesidir, hem de emperyalizme karşı dünya tarihinde kazanılmış ilk zaferdir. Kurtuluş Savaşımız ezilen uluslar tarafından günü gününe izlenmiş, o dönemin en yetkin iletişim aracı olan telgraf başında haber beklenmiştir.
Emperyalizme karşı verdiğimiz bu savaş, Türk Devrim sürecinin en ileri aşamalarından biridir. Türk ulusu, emperyalizmin onu yok etme saldırılarına, dâhili ve harici tertiplerine karşı bir avuç işbirlikçi ve haine karşı yekvücut birliğini sağlayarak zafere ulaşmıştır. Kadını, erkeği, kızı, kızanı emperyalizme karşı duran göğsünü siper eden herkes bu zaferde pay sahibidir.
Sevr Antlaşması’nın imzalanması, Ordu’nun dağıtılması Osmanlı Devleti’nin fiilen işgali ile başlayan süreç 30 Ağustos günü askeri zaferle noktalanmıştır. “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş”ken Anadolu’nun işgale yanıtı gecikmemiştir. Şerife Bacı, İpsiz Recep, Erzurumlu Kara Fatma, Kartallı Kâzım, Topal Osman Ağa, Kılavuz Hatice, Sütçü İmam, Antepli Şahin Bey, Tayyar Rahime, Kara Yılan, Telgrafçı Hamdi Bey, Yörük Ali Efe, Gizzik Duran, Halime Çavuş ve daha nice isimsiz kahraman işgale başkaldırmıştır.
Türk milleti işgale karşı direnirken, zaferin asli unsurunun ordu ve ordu-millet bütünlüğü, olduğu tartışılmaz bir tarih gerçeğidir. Kurtuluş Savaşı’nın en belirleyici öğesinin “ordu millet” kavramının bir kez daha tarihe kayıt düşülmesidir. Ordu-millet kavramı hiçbir ayrım gözetilmeden birlik ve dayanışmanın hayata geçirildiği destanın adıdır. Türk milleti Ergenekon Destanı'nı 30 Ağustos'ta yeniden yazarak, bir gerçek olduğunu ve hayata dairliğini dosta düşmana göstermiştir.
Emperyalizmin dayatmasıyla dağıtılan Türk Ordusu Mustafa Kemal önderliğinde yeniden inşa edilerek zafere ulaşılmıştır. Güçlü ordu, güçlü Türkiye’nin olmazsa olmaz varoluş sebebidir. Bizim ordumuz sömürgeci ve emperyalist ülkelerin orduları gibi sistemin hizmetkârı değil milletin evlatlarından oluşan, vatan savunması aşkıyla çelikleşmiş bir yapıdır. Türk ordusu, evet NATO’ya girilmiş olsa da bazı unsurları ABD ve AB’nin sempatizanı olsa da “yel kayadan ne alır?” hesabı asli köklerini korumaktadır. Cumhuriyet’in âli menfaatleri söz konusu olduğunda dâhili ve harici tertiplere karşı direnmektedir. Türk Ordusu ile Türk milleti arasındaki kan ve can bağını koparmak isteyenler dün olduğunu gibi bugün de yarın da olacaktır.
Emperyalizmin ve AKP’nin mümtaz yandaşı, yazar Mümtaz'er Türköne, Genelkurmay karargâhının kapısına kilit vurulup kuvvet komutanlıklarının kaldırılmasını istemiştir. TSK’nın yerine de Nizam-ı Cedid’i öneren ve büyük bir olasılıkla soyadındaki Türk kelimesinden rahatsız olan Zaman gazetesi yazarı Türköne, internet sitelerine yansıyan ve eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Işık Koşaner’e ait olduğu öne sürülen ses kayıtlarından sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yapılanmasındaki yanlışların net bir şekilde ortaya çıktığını söylemiştir.
2009 yılında kaleme aldığı “Bize Nizam-ı Cedit Ordusu lazım...” başlıklı yazısı tartışma konusu olan Türköne, “TSK’nın örgütlenme modeli çağ dışı... Yeni bir ordu modeline geçilmesi lazım… Bunun için Genelkurmay karargâhının kapısına kilit vurulmalı, kuvvet komutanlıkları kapatılmalıdır” demektedir.
Türköne’nin Cihan Haber Ajansı’na verdiği demeç şöyle: “TSK, 27 Mayıs darbesinden bu yana yürüttüğü siyasi savaşı kaybetmiştir. Asker siyasi anlamda silahını teslim etti. Ordu siyasetle uğraşırken kendi işine bakmamış. Burada sanırım önemli olan da bu. O yüzden askeri olarak, sevk ve idare olarak birçok zaafın içine düşmüş. Yeni bir Nizam-ı Cedit ordusu kurulur gibi, çok köklü, orduyu koskoca bir makineye benzetirsek her dişlisinin her vidasının elden geçirileceği bir reform gerekiyor. Bu günkü TSK modelinin örgütlenme modeli çağ dışı bir model. Bunun tepetaklak edilmesi yepyeni bir ordu modeline geçilmesi gerekiyor. Onun için bu ordunun kapısına kilit vurmak gerekiyor. Genelkurmay Karargâhı’nın ve Kuvvet komutanlıklarının yapılanması sakat… Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanlıkları kaldırılmalı.”
(Nizam-ı Cedit bilindiği gibi “Yeni Düzen” anlamına gelmekte olup III. Selim’in batılı bir anlayış ve uygulamayla kurduğu yeni bir askeri örgütün adıdır. Malum yazarın yaptığı gönderme sadece bir tarih çarpıtmasıdır.)
Bugün milletimize düşen tarihi görev Türk Ordusuna sahip çıkmak, emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi adlı 22 ülkenin sınırlarının yeniden çizileceği ve bu ülkeler arasında Türkiye’nin de olduğu tertibini bozmaktır.
İşte bu konuda ezilen ulusların büyük önderi Mustafa Kemal’in Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde 20 Temmuz 1920’da yayınlanan “En Büyük Düşman” başlıklı yazısından bir alıntı bitirelim yazımızı…
“En büyük düşman, düşmanların düşmanı ne falan ne de filan milletler; bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış bir saltanat halinde bütün dünyaya hâkim olan “kapitalizm” afeti ve onun çocuğu olan “emperyalizm”dir. Artık bütün dünyanın anlamış olduğu bu hakikat biz de tamamen idrak ediliyor. Bugünlerde başımıza musallat edilen Yunan, bütün düşman âlemin parçasından başka bir şey değildir. Daha doğrusu kapitalizm saltanatının mazlum milletlere karşı gönderebileceği son kuvvet, son ordudur! Nitekim bundan evvel üzerimize ordular saldırmış olan düşmanlar yine böyle kapitalizm saltanatının ordularından başka bir şey değildi: Moskof orduları, İtalyan orduları, Bulgar ve Yunan orduları, kısacası bütün düşmanlarımız “kapitalizm” tarafından ayaklandırılırlardı. Bir zamanlar, tarihin eski devirlerinde dünya birtakım zalim hükümdarların istibdatları altında ezilirlerdi. Sonraları milletler bu istibdadı yıktılar. Fakat bu defa da onunu yerine paranın, sermayenin zulmü geçti. Sermaye, bugüne kadar dünyada yapılmış olan bütün fenalıkların yegâne etkeni, yegâne mesulü idi; bugün de odur; eğer bütün dünyayı süratle istila eden kapitalizm aleyhtarlığı olmasaydı, bu zulüm yarın da devam edecekti. Çok şükür zulüm devrinin son günlerindeyiz.
Kapitalizm sadece falan ve filan milletin düşmanı değildir. Bilakis bütün dünyanın, bütün milletlerin müşterek düşmanıdır: Milletleri birbirine düşüren kuvvet o. Kardeşkanları döktüren fesatlar ondan, dünyayı kaplayan sefaletin müsebbibi, özetle bütün insaniyeti inleten zulmün yegâne zalimi odur. Bu zalimin de başarılı olmak için arada sırada müracaat ettiği muharebeler yegâne kuvvetleri yegâne silahları değildir. Bankalar, sendikalar onun en kuvvetli salahlarıdır. Ve bütün milletleri bilhassa bu silahla mağlup eder.
Memleketimize bakınız; Rejiler, Düyunu Umumiye’ler, kapitülasyonlar, şimendiferler, limanlar, gemiler, bankalar, ticaret evleri, bütün bu kurumlar, Avrupa kapitalizminin bizi mahvetmek için senelerden beri kullandığı iblisane bir makinenin parçalarıdır. Sadece bizim memleketimizde değil, yeryüzünde bu makine devam ettikçe sadece biz değil, bütün dünya zulüm altında ezilecek, sefalet arşa çıkacak, insan felaketten felakete yuvarlanacaktır. Bize bugün hudut itibariyle dünyanın en güzel, en hayale sığmaz sulh şartlarını verseler, kapitalizm dolabı memlekette bugünkü şeklinde kaldığı takdirde mahvımız muhakkaktır. Hatta değil böyle, bu şeytan makasının dörtte biri bile mevcut olsa, bizim için hayata imkânı yine tasavvur edilemez. Zenginlerimizi dolandıran, o, fakirlerimizi soyan o, mal ve mülkümüzü çalan, haysiyet ve namusumuzu mahveden, bizdeki faziletleri şeytan gibi birer birer iknaya çalışan, bizi birbirimize düşürün hep odur. Şu halde kendimizi kurtarmak için evvela bizim, sonra da bütün dünyanın şu melun kapitalizmin afetinden kurtulması lazım gelir. Bunda sadece biz menfaattar değiliz, kapitalizm sadece bizim gibi zayıf milletler arasında değil, bilakis bizzat kapitalist memleketlerde de aynı derecede tahripkâr, insanlık düşmanıdır. Hatta İngiltere’de, hatta Fransa’da ve Amerika’da da böyledir. Ve oralarda da kapitalizm usulünden istifade edenlere nispetle bunun zulmü altında inleyenlerin miktarları yüz binlerce kere ziyadedir. Şu halde kapitalizmin düşmanı yalnız biz değiliz, bütün dünya onun düşmanıdır. Bütün dünya bizle beraber demektir. Dünyayı tanıyanlar, dünya işlerini bilenler bütün açıklık ve katiyetiyle görüyorlar ki, bu hakikat bütün dünyada artık anlaşılmıştır. Kapitalizm hâlihazırda Lehistan’da ve Anadolu’da son kurşununu atmakla meşgulüdür, bundan sonra kullanacak silahı kalmıyor, iş bu kuvvetleri yenmektedir. Türkler, bu hakikati anlayınız, anlamayanlar varsa onlara da anlayanlar öğretsinler.
Bolşevikler Lehleri kati surette mağlup ederlerken, bizim vazifemiz de Yunanistan’ı Anadolu’dan süratle, şiddetle derhal kovmaktır! Ondan sonra ebedi kurtuluş!”
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye… Yaşasın Kemalist Devrim…
Yaşasın Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye… 30 Ağustos zaferi, Türk ordusuna, Türk ulusuna ve tüm ezilen uluslara kutlu olsun…
Türk milleti "ebedi kurtuluş"u hak etmektedir. Ancak bunun için gerekli "azim ve kararı" göstermek zorundadır.