Haberler

Çorum’un gizemli halk anlatıları! Kavağın secde ettiği, yılan kılığından şifaya uzanan topraklar

Çorum’un köylerinden türbelerine, evliyalarından efsanevi şahsiyetlerine kadar uzanan bu hikâyeler, halk inancının ve kültürel mirasın izlerini taşıyor. Yatan Kavak’tan Nesimi’ye, her anlatı yaşanmış bir iz gibi hafızalarda yerini koruyor.Çorum, halkın dilinden dile aktardığı efsaneleriyle de zengin bir kültürel hazineye sahiptir. Köy isimlerinden türbe ziyaretlerine, kurban ritüellerinden manevi sırlara kadar uzanan anlatılar. İşte nesilden nesile aktarılan o unutulmaz efsanelerden bazıları…

Abone Ol

Kavağın Secdeye Geldiği Yer: Yatan Kavak Efsanesi Çorum’un Alaca İlçesi’nde aslen Yatar Kavak daha sonra Yatan Kavak olmuş bir köyü var. Orada yaşlı bir kadın yaşarmış. Uzun yıllar her vakit kavak ağaçlarının dibine seccadesini serer, namazını orada kılarmış. Bir gün kavak ağacı yaşlı nineyle secdeye giderek namaz kılmaya başlamış. Yaşlı kadın olayı çevresinde söyleyince: "Sen çok yaşlandın, ihtiyarladın ondan hayal görüyorsun, kavak namaz mı kılar?" demişler. O da demiş ki; "Öyle mi, ben de başörtümü kavağın bir dalına bağlayayım da görün kavak namaz kılıyor mu, kılmıyor mu?"

Ertesi sabah herkes uykuda yaşlı nine sabah ezan vakti kalkmış gitmiş. Kavağın en uç dallarının değebileceği bir yere seccadesini sermiş ve namazına durmuş. Namaz kılarken kavağın en uç dalı da secde anında yakın yerlerine vurmaya başlamış. Bu arada bir dal başörtüsünü alıvermiş. Yaşlı kadın namazını bitirmiş. Kavak ağacının en uç yerinde yaşlı ninenin yazması bayrak gibi sallanıyormuş.

Köylüler yaşlı haliyle kadının oraya çıkıp yazma asamayacağını bildiklerinden hepsi inanmışlar. Yaşlı kadın o saatte ruhunu teslim etmiş. Köylüler de nineye ve kavak ağacına hatıra olmak üzere artık köyün adı "Yatar Kavak" koymuşlar. Köyün adı halen o şekilde anılmaktadır.

KOYUN BABA'NIN MUCİZESİ! AHİ BABA'NIN DOĞUŞU Koyun Baba bir gün Kargı'ya gitmiş. Çeşme başında otururken su doldurmak için güğümle beraber yüz yirmi yasında bir bayan gelmiş. Koyun Baba sormuş; "Senin oğlun yok mu, niye sen su taşıyorsun? " diye. Bayan da:"Bir tane oğlum var idi öldü.” demiş. Bunun üzerine Koyun Baba: "Ben size bir elma versem, kocanızla beraber yerseniz iki tane çocuğunuz, oğlunuz olur." demiş. Aradan bir müddet sonra elmayı yemişler, karı koca. İki tane oğulları olmuş.

Yalnız, Koyun Baba: "İsimlerini koymadan bana getirin" demiş. Çocukları olduktan sonra Koyun Baba'ya götürüyorlar, çocukları. Koyun Baba çocukların birinin ismini Ahmet, birinin ismini Mehmet olarak söylüyor. Bunun üzerine birisini de kendisine kardeş olarak vermelerini istiyordu. Ondan sonra Ahmet olanı kendisine kardeş olarak seçiyor. O da Çorum'da Ahi Baba olarak tanınıyor.

TÜRBEDEN YILAN ŞEKLİNDE GELEN ŞİFA! ERZURUM DEDE EFSANESİ Öncelerden doktorlar olmadığı için tekke ve türbelere inanılırmış. Çareler tekkelerden ve türbelerden aranırmış. Bu yüzden Erzurum Dede nin sağ iken şifa dağıttığına inanılıyormuş. Hastalıklar üzerine, en çok da yaralar üzerine şifa dağıtırmış. "Şayet ben ölürsem, benim üzerimi kapatın. Beni bir müddet kapatmasalar bile ben kendimi korurum ama kapatırsanız daha iyi olur. Ben kendimi bazı kişilere gösteririm. Nasıl olduğunu siz bilemezsiniz ama yılan şeklinde gelebilirim. Her kılıkta da gelebilirim." demiş.

 Olayı anlatan Çorumlu kadın, “O yüzden en çok da yılan kılığında görünüyor. O ölünce dedikleri yapıldığında gerçekten de yılan şeklinde görülmüş. Bir kaç kişi görmüş. Hatta ben bile gördüm. Sarı, gri renkte. Biz süt götürüyoruz oraya, yaralara sürmek için, o oradan geliyor ve sütü yılan olarak içiyor. O artan sütleri de vücutta yara olan yerlere sürülüyor. Bu yüzden bu efsane olaraktan da halen anlatılıyor. İnancımız olduğu için ve şifa verildiğine inandığımız için bir horoz, bir tavuk adıyoruz, götürüp kesiyoruz.” Şeklinde anlatmış.

KOYUN BABA KÖPRÜSÜ’NÜN SIRRI Fatih'in ölümünü haber alan II. Bayezıd, Amasya'da bulunuyormuş. Osmancık'a geldiğinde ırmak kıyısında Koyun Baba'ya rastlamış ve Koyun Babaya: "Beni karşıya geçirir misin?" demiş. "Geçiririm amma, bana bir söz vermen lâzım. Buraya bir köprü yaptırman låzım." O da: "Tamam, sen beni geçir ben köprüyü yaptırırım." diye söz vermiş. O da sırtına almış karşıya geçirirken: "Gözünü yum." demiş. Karşıya geçirmiş. "Aç gözlerini." demiş. II. Bayezıd, kendini İstanbul'da bulmuş. İstanbul'a gidince tahta çıkmış sonra bir gece rüyasında Koyun Baba'yı görmüş. "Haydi! Köprüyü yaptır." demiş. O da, bu rüya Şeytanî mi? Rahmani mi? diye emin olamamış. İkinci gece bir daha rüyasında görmüş. "Köprüyü inşa ettir." deyince kalfalarını ustalarını hemen hazırlamış göndermiş köprüyü inşa ettir.

BİNEK TAŞI EFSANESİ Bir zamanlar bir kıza bir adam aşık oluvermiş. Oluyor ama adamın da hiçbir şeyi yok. Babası da bunu vermek istemiyor. Bu kızı babası Çorum’da başkasına veriyor. Oğlan da o kadar çok kahroluyor ki, üzüntüsünden gidiyor kızın kervanının geleceği yere. “Çevreyolu” deriz biz. Oraya gidip oturuyor, yol kenarına. Biraz bekledikten sonra kervanların geldiğini görüyor. Kervandaki adamın biri diyor ki;  -Sen ne yapıyorsun burada? Per perişan bir hâldesin. Neyin var? İşin gücün yok mu senin? diyor. Oğlan da diyor ki; -Ben burada oturup, gelen giden atların eyerlerini çekerim, diyor. -O zaman sen, gelinin atının eyerini çek, diyor adam.

Neyse adam çekiyor atın eyerini. Giderken diyor ki; -Eyer! Eyer! Sunam başkasına gidiyor, sakın onu koy verme, diyor. Sonra da eyer geline yapışıyor. Sonra da oğlan üzengiye; -Üzengi! Üzengi! Sunam başkasına gidiyor, sakın onu koy verme! diyor. Üzengi de geline yapışıyor. En sonunda kervanların bitiş yerine geliyorlar böyle. Binek taşına diyor ki; -Binek taşı! Binek taşı! Sevdiğim başkasına gidiyor, onu alıp koy verme, diyor. Ondan sonra oğlan kızı indiriyor. Ama o anda oğlan kıza sarıldığında ikisi de taş oluveriyor. Herkes o anda birbirine hayretle bakıyor. Büyük bir sevginin efsane oluşuna şahit oluyor herkes.

NESİMİ'NİN SIRRI! YARDIMA GELENİN KİM OLDUĞUNU ANLADIKLARINDA… Alaca’nın Büyükkışlık (Büyükkeşlik) Köyü'nde ermiş bir kişi varmış. Nesimi diye. Onun da tabii efsaneleri var.Annesi anlatıyor onun ermiş biri olarak yetiştiğini. Azapları (hizmetçileri) dağdan odun getirmeye gidiyorlar. Kesiyor odunu yüklüyor odun arabasına. Kömüşün biri tutmuyor yokuşta. Tutmayınca kağnıyı eğliyor ne yapacağını şaşırıyor. Nesimi'ye ayan oluyor. O adamın orada darda kaldığı.

"Anne ben gideyim. Bana birisinin ihtiyacı var." diyor. Evinden çıkıp onun olduğu yere gidiyor. Adamın yanına, onun darlığına yetişiyor. Oraya varıyor, bakıyor ki; Adam uğraşmış ama artık şaşırmış. O yokuşta mümkün değil çıkartamıyor. Kömüş kılığına giriyor. Tepenin başında gözüküyor ona. Gidiyor azap onu getiriyor öbür zayıf kömüşü çıkartıyor; onu takıyor yerine. Bir sefer de zorlayınca vurunca kafayı kırıyor. O da öbür kömüşü kıstırıyor. Tepeye çıkınca adam mahçup oluyor. "Acaba sahibi görürse, burada bana ne yapmaz? Hem gitti emaneti geldi hem de kafasına vurduk, kırdık." Orada onu koyuveriyor eve gidiyor ki; O, Nesimi denen kişinin kafası yarılmış, kafasını annesi sarmış. "Ne oldu?" "Ana, bana sorma." Sonra azap gelip de anlatınca işte böyle böyle oldu deyince, böylelikle annesi de anlıyor ve oğluna: "Oğlum sen miydin?" deyince, "Anne beni konuşturursan yaşamam yani ölürüm. Benim sırrımı faş etme." O da tabi ki azaba diyor ki; "Vurduğun, kırdığın senin yardımına gelen Nesimi idi. İşte boynuzuna vurduğun, kafasına vurduğun işte buydu." diyor. O zaman Nesimi hayatını orada yitiriyor.